|
|
||||
|
|
![]() Eklenme: 2011-10-25
MİRZABEYOĞLU’NA YENİDEN YARGILAMA YOLU AÇILIYOR
Metin Çetinbaş: Hata yapmış olabilirim Mirzabeyoğlu davasının o dönemdeki hakimi Metin Çetinbaş, idam kararı ile ilgili olarak, “O dosyada ‘Yüzde yüz hata yapılmadı’ denilemez. Hakimler de hata yapabilir” dedi. MURAT ALAN/İSTANBUL 28 Şubat dönemi cunta medyasının asparagas haberlerinin gölgesinde görülen İBDA-C davasında, kitap yazdığı ve arabasında ‘ruhsatlı av tüfeği’ bulunduğu gerekçesi ile Salih Mirazbeyoğlu’nu silahlı terör örgütü lideri yapıp idam cezasına çarptıran hakim, devasa cephaneliklerin ele geçirildiği Ergenekon örgütü davasında avukat çıktı. “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Yıkmaya Teşebbüs”, “Silahlı Terör Örgütüne Üyelik” suçlamasıyla yargılanan Kemal Alemdaroğlu’nun avukatı Metin Çetinbaş’ın, Mirzabeyoğlu’na idam cezası veren hakim olduğu öğrenildi. Çetinbaş, Ergenekon sanığını savunmasını, “Ne yapayım, Kemal Alemdaroğlu’nu savunmayayım mı?” şeklinde izah ederken, Mirzabeyoğlu’na verilen idam cezası ile ilgili ise şok bir ifade kullandı. Çetinbaş, “Allah’ın adaleti değil ki mutlak ve kesin olsun. Hiçbir hakim verdiği kararların yüzde yüz doğru olduğunu söyleyemez. Ben hata yapılmadığını düşünüyorum ama o dosyada yüzde yüz hata yapılmadı demek değildir. Hakimler de hata yapabilir” dedi. Mirzabeyoğlu’nun, yazdığı kitaplar ve arabasında bulunan ruhsatlı av tüfeği ile silahlı örgüt yöneticisi olduğunu karar veren mahkemenin başkanı Metin Çetinbaş’ın, Ergenekon davasında avukatlık yaptığı belirlendi. Ergenekon sanığı Kemal Alemdaroğlu’nun avukatlığını üstlenen Metin Çetinbaş konuya ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Çetinbaş, muhabirimizin “Ele geçirilen bir av tüfeği ve yazılan kitaplarla Mirzabeyoğlu’nun örgüt lideri olduğuna hükmedip ömür boyu hapse mahkum ettiniz. Buna karşın binlerce silahın ele geçirildiği soruşturmada sanık olan Kemal Alemdaroğlu’nun masum olduğunu iddia edip avukatlığını yapıyorsunuz. Bu bir çelişki değil mi?” şeklindeki sorusuna cevap vermekte zorlandı. Çetinbaş, “Ne yapayım, savunmayayım mı? Birileri savunacak. Somut olayı ve kişiyi savunmak başka bir şey, örgütü savunmak başka bir şey” diye konuşup, Kemal Alemdaroğlu’nun dosyasını incelediğini, masum olduğuna kanat getirdiğini belirtti.
“ALLAH’IN ADALETİ DEĞİL Kİ KESİN OLSUN, HATA YAPILMIŞ OLABİLİR” 28 Şubat cuntacıları ve yalan haberleri ile millete kan kusturan kartel medyasının gölgesinde yapılan İBDA-C yargılamalarına ve mahkumiyetlerine ilişkin sorumuza, ‘Önümüze gelen dosyaya göre değerlendirme yaptık. Dosya bizden sonra, bizim verdiğimiz kararlardan sonra Yargıtay ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’ndan da geçti. Burada kişileri değerlendirmek istemiyorum. Dosyanın detaylarını da hatırlamıyorum. Biz o günkü şartlara göre karar verdik. Ben bir hata yapıldığını düşünmüyorum ama bu o dosyada hata yapılmadı demek değil. Allah’ın adaleti değil ki mutlak ve kesin olsun. Hiçbir hakim verdiği kararların yüzde yüz doğru olduğunu söyleyemez” dedi. Susurluk davasında verdiği kararın hayata bakışını da yansıttığını söyleyen Çetinbaş, baktığı davalarda isteyerek hata yaptığını düşünmediğini söyledi.
KOMİK GEREKÇELERLE ÖRGÜT LİDERİ YAPILMIŞTI 6 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 2001 yılında Salih Mirzabeyoğlu’nu “Anayasal düzeni cebir ile değiştirip tüm Ortadoğu ülkelerini kapsayan dini esaslara dayalı federal yapıda bir İslâm devleti kurmaya teşebbüs” suçlaması ile yargılamış, Mirzabeyoğlu’nun “yazmış olduğu kitaplardan etkilenen şahısların herhangi bir hiyerarşik yapılanması olmaksızın birbirlerinden bağımsız hareket eden cephe hareketleri oluşturulduğu, kendiliğinden zuhur adıyla oluşturulan bu cephelerin bağımsız olarak değişik eylem kararı alarak bu eylemleri gerçekleştirdikleri” gerekçesiyle “TCK’nun 146/1 maddesi gereğince idam cezası ile cezalandırılmasına” karar vermişti. Müvekkili Kemal Alemdaroğlu’nun Ergenekon davası kapsamında gözaltına alınıp polis aracına bindirildiği sırada başını tavana çarpmaması için yapılan müdahaleyi işkence olarak tanımlayan Metin Çetinbaş, davasına baktığı İBDA-C sanıklarının zorla traş edilmesi ve dövülmesi ile ilgili ise herhangi bir tepkide bulunmamıştı.
12 Haziran 2007’de İstanbul Ümraniye’de bir evde sandıklar dolusu el bombası bulunmuştu. Kemal Alemdaroğlu’nun da sanığı olduğu Ergenekon örgütüne ait olduğu iddia edilen bombalar ile ilgili yapılan araştırmada, el bombalarının başta Cumhuriyet gazetesi olmak üzere bir çok saldırıda kullanılan mühimmatla aynı seri numarasına sahip olduğu ortaya çıkmıştı. Kaynak: Yeni Akit Gazetesi, 23 Eylül 2011
Mirzabeyoğlu’na Ceza Dayatıldı mı?İBDA-C davasında uyduruk gerekçelerle idam cezasına çarptırılan Salih Mirzabeyoğlu’nun avukatı Ali Rıza Yaman’la, eski hakim yeni Ergenekon avukatı Metin Çetinbaş’ı ve 28 Şubat cuntacılarının hayali bir örgüt inşa etme serüvenini konuştuk. Yaman, gözaltı sürecinde imal edilen hayali delilerin dava dosyasına konulduğunu ve davaya bakan mahkeme başkanın, yıllar sonra bir sohbet ortamında davaya ilişkin söylediği, “Bizim önümüze 2 dosya gelirdi. Birinde ceza belliydi, diğerinde inisiyatif bize bırakılmıştı” sözlerinin, davada kararın nasıl alındığına ışık tuttuğunu söyledi. MURAT ALAN’IN RÖPORTAJI İBDA-C davasında uyduruk gerekçelerle idam cezasına çarptırılan Salih Mirzabeyoğlu’nun avukatı Ali Rıza Yaman’la, eski hakim yeni Ergenekon avukatı Metin Çetinbaş’ı ve 28 Şubat cuntacılarının hayali bir örgüt inşa etme serüvenini konuştuk. Mirzabeyoğlu’nun avukatı Ali Rıza Yaman, yüzlerce silah ve bombaya rağmen
“Ergenekon yok” diyen hakimin bir av tüfeği ile Mirzabeyoğlu’nu örgüt
yöneticisi yapıp idam cezasına çarptırdığını belirtti. Yaman, gözaltı sürecinde
imal edilen hayali delilerin dava dosyasını konulmasından, davaya bakan mahkeme
başkanın yıllar sonra bir sohbet ortamında davaya ilişkin söylediği şok sözlere
kadar bilinmeyen bir çok hususu Akit’e anlattı. İşte röportaj: - Salih Mirzabeyoğlu’na idam cezası veren Metin Çetinbaş’ın Ergenekon Davası sürecindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? - Bilindiği gibi Metin Bey, Salih Mirzabeyoğlu’na fikrinden dolayı idam cezası veren heyetin başındaydı. Emekli olduktan sonra avukatlık yapmaya başladı. Ergenekon davası sürecinde de Kemal Alemdaroğlu’nun avukatlığını yapmak suretiyle aktif rol aldı. Müvekkilinin gözaltına alınmasının ardından yaptığı bir açıklamayı seyretmiştik... Polisin K. Alemdaroğlu’nu arabaya koyarken elini başına koymasını tarihin gördüğü en büyük hukuksuzluklardan biri olarak nitelendirmişti. M. Çetinbaş’ın rutinleşmiş bir eylemden yola çıkarak, “bu tarihin gördüğü en büyük hukuksuzluklardan biri” feveranı doğrusu çok ironikti.
KARAGÜL’ÜN SONRA GELEN ÇETİNBAŞ HEMEN İDAM VERDİ - Çetinbaş, Mirzabeyoğlu davasında nasıl bir rol üstlenmişti? - Belirttiğimiz gibi, kendisi Salih Bey’e idam cezası veren heyetin başkanıydı. Dosyayı ivedilikle bitirmesi için görevlendirilmişti. Kendisinden önce davaya, “İBDA-C davası da dahil olmak üzere baskı görmediğim hiçbir dava olmadı, hep baskı gördüm” diyen Sedat Karagül bakıyordu. M. Çetinbaş, Sedat Karagül’den sonra göreve getirildi ve hemen idam hükmünü verdi. - Hükmün gerekçesi neydi? - Hükmün gerekçesi sarih bir şekilde ifade edilmedi. “Her ne kadar bir eylemi ve eylem talimatı olduğu tespit edilememiş olsa da (...) eylemlerini TCK.’nun 146/I maddesinin ihlali şeklinde vasıflandırılması gerektiğinden...” Kitap yazmaktan ibaret olan eylemin niçin böyle vasıflandırılması gerekiyor? Açıklama yok. “Her ne kadar bir eylemi ve eylem talimatı olduğu tespit edilememiş olsa da, örgüt lideri olduğu açıktır.” Açık olan ne? Cevap yok. Hem hiçbir eylemi ve eylem talimatı yok ve hem de örgüt lideri? Nasıl oluyor? Yine cevap yok. Açık olan; Salih Bey’in eserleridir. O gün için 41 tane eseri olan ve eserleri yüz binlerce satan bir yazarın tesirinin olmasından daha tabiî ne olabilir? Ve ayrıca kendilerinin de atıf yaptığı Adana DGM’nin verdiği karar açık: “İçişleri Bakanlığı’ndan gelen yazı, adı geçen şahsın örgüt üyesi ve lideri olduğuna dair bir delil teşkil etmez.” M. Çetinbaş’ın verdiği kararda geçen başka bir ifade: “Sanıkların üzerlerinde ve evlerinde yapılan arama sonucunda ele geçirilen materyaller ve tüm dosya kapsamı ile sübuta ermiştir...” Bu dosyada nedir sübuta eren? En başta sabit olan tek eylemi kitap yazmak olan Salih Mirzabeyoğlu da, avukatları da en tabiî olan savunma hakkını kullanmak için bile ayrı bir mücadele verdi. Salih Bey tarihî önemi haiz savunmasını malûm Noel Baba Operasyonu’ndan sonra, o öldürücü şartlarda yazdı. Duvarların delinerek içeri girildiği, eldeki stokların bitecek kadar kimyevî gazların kullanıldığı, bir kişinin öldüğü, birçok kişinin ağır yaralandığı, Salih Bey’in kafasına öldürücü darbeler aldığı bir operasyondan sonra yapılan bir savunma... Ve fakat bütün bunlar yok sayılıyor ve dosya sübuta eriyor.
İSTESEYDİK EVİNE EROİN GÖMER, EROİN YAKALARDIK - Av tüfeğinden yola çıkarak verilen idam cezasını nasıl değerlendirmek lazım ve bir de emniyet safhasını anlatır mısınız? - Efendim, Salih Bey, çocuğunu almak üzere gittiği ilkokulun önünde gözaltına alındı. Kendisine hiçbir izin gösterilmeksizin üzerine saldırıldı ve eşiyle birlikte emniyete götürüldü. Evi ve arabası da bu arada arandı. Zaten ev arama tutanağı da şubede imzalatıldı. Av tezkeresiyle alınan ve başkasına ait olan av tüfeğinin bulunduğu söylenen ve karara gerekçe teşkil eden hususlardan biri olan ev arama tutanağı bu şekilde hazırlandı ve imzalatıldı. Bunu Metin Çetinbaş da çok iyi biliyor. Emniyette Salih Bey’e, “Kimseyle görüşmediğini, kimseye emir ve talimat vermediğini biliyoruz, ama yapacak bir şey yok, yukarıdan bastırıyorlar, örgüt lideri olduğunu mecburen kabul edeceksin” deniliyor. Salih Mirzabeyoğlu fikir adamı olduğunu ısrarla belirtince o dönemde hukukun nasıl işlediğini gösteren harika bir cevap alıyor: “Savcı senin kitaplarını okuyacak değil ya, buradan ne giderse o, hem isteseydik evine eroin gömer, ‘Evinde eroin yakaladık’ derdik.” Mantık bu. “Bahçene eroin bile gömer, seni eroin kaçakçısı olarak evvelâ medyada, ardından da mahkemeler önünde yargılarım.” Nitekim gerçekten de öyle oluyor. Oradan ne gittiyse aynen iddianame hâlini alıyor ve hüküm yukarıdakilerin istediği gibi veriliyor. Şubedeki polis de, Sedat Karagül de, belli bazı meclislerde Metin Çetinbaş da yukarıdan gelen emirler doğrultusunda Salih Mirzabeyoğlu’na idam cezası verildiğini ikrar ediyor.
İKİ DOSYA GELİR, BİRİNDE HÜKÜM VE CEZA BELLİ, DİĞERİ BİZİM İNSİYATİFİMİZDE - Bir de dost meclisinde söylediği iddia edilen bir sözü var Çetinbaş’ın, o nedir? -Değerli bir meslektaşımız anlatmıştı... Meslektaşım, Metin Çetinbaş mağduru olan birinin avukatı olarak kendisiyle emekli olduktan sonra konuşuyor... Metin Çetinbaş; “Bizim önümüze iki dosya gelirdi. Birinde ne zaman hüküm verileceği, ne kadar ceza verileceği... Hepsi belirtilmiştir... Diğerinde ise insiyatif bize bırakılmıştır... Biz buna göre kararlar verirdik” meyanında laflar ediyor. Tarihin gördüğü en büyük hukuksuzlukların izi sürülürse, karşımıza emir alan hukukçu kisveli bu memur zihniyet çıkar. Kaynak: Yeni Akit Gazetesi, 24 Eylül 2011
DGM Meğerse Mirzabeyoğlu ile İlgili Suç Delili BulamamışMURAT ALAN Hiçbir delil bulunmamasına rağmen yazdığı kitaplarla örgüt üyelerini yönlendirdiği iddiasıyla ömür boyu hapse mahkûm edilen Salih Mirzabeyoğlu yargılamasındaki hukuk katliamını gözler önüne seriyoruz. 2000 yılında Salih Mirzabeyoğlu’na idam cezası veren İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin (DGM) verdiği karardan sadece 2 yıl önce, 1998 yılında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü bir soruşturma ile ilgili gönderdiği yazıda, Salih Mirzabeyoğlu’nun kitap yayıncısı olduğunu ve hakkında herhangi bir suç unsurunun tespit edilmediğini belirttiği ortaya çıktı.
HER ŞEY YAVUZ’UN İFADESİYLE BAŞLADI 1995 yılında Gaziantep’te öğrenci eylemlerinde gözaltına alınan Ramazan Yavuz isimli şahsın beyanında talimat aldığı kişinin kamuoyunda Salih Mirzabeyoğlu olarak bilinen Salih İzzet Erdiş olduğunu iddia etmesi üzerine, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının Salih Mirzabeyoğlu hakkında ön soruşturma başlattığı ifade ediliyor. Soruşturmayı yürüten Adana Cumhuriyet Savcısı Mehmet Süslü iddiayı destekleyecek somut bir done elde edememesi üzerine başta İçişleri Bakanlığı olmak üzere dönemin İstanbul ve Konya DGM’lerine yazı yazdığı belirtiliyor. Konya DGM’den gelen cevap yazısında, Mirzabeyoğlu’nun İstanbul’da yaşadığı ve yayıncılıkla uğraştığını belirtirken, İstanbul DGM’den gelen yazısında şok edici ifadeler yer alıyor.
ÖRGÜT YÖNETİCİSİ DEĞİL YAYINCI Belgede; İstanbul DGM, Salih Mirzabeyoğlu ile ilgili herhangi bir delil bulunmadığını belirtiyor. Çocuklarını okula bırakırken yaka paça gözaltına alınıp 2000 yılında 6 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından idam cezasına çarptırılmasından sadece 2 yıl önce İstanbul DGM’nin gönderdiği cevap yazısında Mirzabeyoğlu’nun yayıncılıkla uğraştığı ifade edilirken, “Dosyanın içeriğine göre sanığın İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yetki alanına giren bir eylemi tespit edilememiştir” deniliyor.
YETKİSİZLİK KARARI ÇIKTI Mirzabeyoğlu’nu suçlayıcı herhangi bir bulgu bulunamaması üzerine Adana Cumhuriyet Savcısı Mehmet Süslü yetkisizlik kararı vererek dosyayı Adana DGM’ye gönderiyor. Süslü hazırladığı yetkisizlik kararında özetle şu ifadelere yer veriyor: “Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının sanığın hakkında yetkisizlik kararının yazıldığı şekilde delil elde edilememişse takipsizlik kararı verme olanağı bulunduğu gibi dosya içeriğine göre sanığın İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı yetkisi alanına giren bir eylemi de tespit edilememiştir. İçişleri Bakanlığı’nın dosya içerisinde 3 Mart 1998 tarihli yasasında bu sanığın İstanbul’da yayınlanan yasal dergilerdeki faaliyetleri yasadışı örgüt üyesi ve yöneticisi olduğunun delili olamaz.”
NE DEĞİŞMİŞTİ? Birbiri ile yazışan iki mahkemenin Mirzabeyoğlu hakkında herhangi bir suç unsuruna rastlamamasına rağmen, yazışmadan kısa bir süre sonra 6 nolu DGM’de açılan davada Mirzabeyoğlu’nun eli kanlı bir örgüt lideri gibi gösterilmesi dikkat çekici bulunuyor. 28 Şubat dönemi cunta medyasının asparagas haberlerinin gölgesinde görülen İBDA-C yargılamaları ile ilgili Akit’e konuşan davanın hakimi Metin Çetinbaş, ‘o dosyada yüzde yüz hata yapılmadı denilemez, hakimler de hata yapabilir’ şeklinde konuşması ise yargılamanın nasıl yapıldığını, kararların nasıl alındığını izah ediyor. Kaynak: Yeni Akit Gazetesi, 19 Ekim 2011
Prof. Aydın, Mirzabeyoğlu İçin KonuştuProf. Dr. Nurullah Aydın, İBDA-C davasından ömür boyu hapse mahkûm edilen Salih Mirzabeyoğlu’nun 4 bin sayfalık dosyasını detaylarıyla incelediğini, Mirzabeyoğlu’nu var olduğu iddia edilen örgüte bağlayacak bir tek delil bulunmadığını belirtti. Mirzabeyoğlu için karar tashihinde bulunulması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Nurullah Aydın, “Her dönem kendi hukukuyla birlikte gelir, İBDA-C davası da 28 Şubat hukukunun eseridir” dedi. RÖPORTAJ: MURAT ALAN Ergenekon sanığı Ümit Sayın’ın ‘verirsin dalgayı İsa olur Musa olur’ sözleri ile izah ettiği Telegram yöntemi ile işkence yapıldığı iddia edilen İBDA-C davasında ömür boyu hapse mahkûm edilen Salih Mirzabeyoğlu ile ilgili birbiri ardına önemli gelişmeler yaşanıyor. Şu an Ergenekon davasında örgüt üyesi olduğu iddia edilen Kemal Alemdaroğlu’nun avukatlığını yapan dönemin DGM Hakimi Metin Çetinbaş’ın “Dosyada yüzde yüz hata yapılmamıştır demiyorum, hakimler de hata yapabilir” şeklindeki itirafı ve Mirzabeyoğlu’na idam cezası veren İstanbul DGM’nin Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği ‘Şüphelinin İstanbul ili içinde bilinen yasadışı bir faaliyeti tespit edilememiştir’ şeklindeki yazısı, 28 Şubat döneminde yapılan yargılamayı bir defa daha gündeme oturttu. Örgütsel bir bağlantının tespit edilmemesine rağmen ‘delil yok ama biz seni uygun gördük’ mantığıyla örgüt lideri yapılan Salih Mirzabeyoğlu’nun durumu ve 28 Şubat hukukunu uzun yıllar hakim ve savcılık yapmış Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Nurullah Aydın ile konuştuk.
“BU DOSYADAN İDAM CEZASI ÇIKMAZ” Akit: Siz dosyayı incelediniz, binlerce sayfa belge okudunuz; tam olarak suçun tanımı ve delil durumu nedir?.. Prof. Dr. Nurullah Aydın: Suç; Anayasal düzeni, silah zoruyla değiştirmeye teşebbüs suçudur. 6 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 2001 yılında Salih Mirzabeyoğlu’nu “Anayasal düzeni cebir ile değiştirip tüm Ortadoğu ülkelerini kapsayan dinî esaslara dayalı federal yapıda bir İslâm devleti kurmaya teşebbüs” suçlaması ile yargılamış, Mirzabeyoğlu’nun “yazmış olduğu kitaplardan etkilenen şahısların herhangi bir hiyerarşik yapılanması olmaksızın birbirlerinden bağımsız hareket eden cephe hareketleri oluşturulduğu, kendiliğinden zuhur adıyla oluşturulan bu cephelerin bağımsız olarak değişik eylem kararı alarak bu eylemleri gerçekleştirdikleri gerekçesiyle idam cezası ile cezalandırılmasına” karar verilmiştir. Bu ceza; ÎBDA örgütü mensubu olduğunu söyleyen birçok kişinin farklı zamanlarda farklı yerlerde işlenen eylemlerle ilişkilendirilerek verilmiştir. Sanık hakkında kesin, açık, delil elde edilemediği gibi yayıncılık yaptığı, kitap ve dergilerde görüş düşünce ve önerilerini yazdığı, dosyada mevcut resmi yazılardan anlaşılmaktadır. Akit: Verilen cezayı nasıl değerlendiriyorsunuz ve bundan sonra ne yapılabilir?.. Prof. Dr. Nurullah Aydın: Şu anda cezanın dayandığı TCK yürürlükte değildir. Bu kanun yürürlükten
kaldırılmış, yerine yeni kanun kabul edilip yürürlüğe girmiştir. Yeni kanundan
yararlananlar da göz önüne alınarak Salih İzzet Erdiş’in (Salih Mirzabeyoğlu)
yeniden yargılanması gerektiği kanaatindeyiz. “KUMANDAN KELİMESİNDEN ÖRGÜT LİDERİ ÇIKARTILAMAZ” Akit: Nasıl yani biraz daha açar mısınız? Prof. Dr. Nurullah Aydın: Şöyle ki; dosyada var olan farklı zamanlarda işlenen tüm eylemler, ilgili sanıklarca kabul edilmiştir. İşlenen tüm suçların, sanık Salih İzzet Erdiş’in işlediğine ilişkin tek bir eylem yoktur. Örgüt lideri tanımı olarak ifade edilen ‘Kumandan’ kelimesinin onu sevenlerce fikirlerinden esinlenerek hareket edenlerce kullanıldığı açıktır. Bu nedenle kullanılan ‘Kumandan’ kelimesinden yola çıkılarak Salih İzzet Erdiş’in, örgütü sevk ve idare eden, eylemsel eylemler planlayan, uygulatan örgüt lideri olduğundan bahsedilemez. Kaldı ki her kitap, o kitabı yazan ve kitapta yer alan fikirlerin örgüt dokümanı olarak kabul edilmesi, evrensel hukuka ve yaşamın gerçekleriyle bağdaşamaz.
“KARAR TASHİHİ İÇİN BAŞVURULURSA DOSYA YENİDEN ELE ALINABİLİR” Akit: Yargıtay aşaması da bitmiş bir davadan bahsediyoruz. Yapılabilecek bir şey var mı? Prof. Dr. Nurullah Aydın: Elbette var. Yeni deliller var ortada, sanığın lehine belgeler var. Mesela bunlardan birini siz yayınladınız. Cumhuriyet Savcısına gönderilmiş bir belge var. İstanbul DGM, Mirzabeyoğlu ile ilgili suçlayıcı bir delile ulaşılamadığından bahsediliyor. Bu dava 28 Şubat zihniyetinin gölgesinde karara bağlanmıştır. Salih izzet Erdiş, hiçbir eylem planlamasında, teşebbüsünde veya eylemde yakalanmamıştır. Yine Salih İzzet Erdiş, hiçbir eylemin azmettiricisi sıfatıyla da suçlanmamıştır. Yine sanık, terör örgütleri liderlerinin yaşam biçimi gibi bir yaşama sahip değildir. Salih İzzet Erdiş, mazbut bir aile reisi olarak geçimini mazbut gelirle sağlayan yaşama sahiptir. Dosyada mevcut olan örgütsel dokümanlar da, tasarlanan, özlenen bir devlet modeline ilişkin olduğu ve bunun için de mücadele edilmesi telkinlerini içermektedir. Bu bağlamda Salih izzet Erdiş’le ilgili kararın yeni ceza kanunu kapsamında, evrensel hukuk normları bağlamında ele alınarak, incelenerek yeniden ele alınması doğru olacaktır. Erdiş’in avukatlarının karar tashihi için başvurması durumunda, başvurunun kabul edilebileceğini düşünüyorum. Bunun örnekleri de mevcuttur.
“MEDYA VE STK KANALIYLA HAKİMLER AĞIR BASKI ALTINDA BIRAKILDI” Akit: Şu an Ergenekon’da avukatlık yapan, davanın hakimi Metin Çetinbaş’ın itiraflarını biliyorsunuz, özelde kişileri eleştirmek istemiyorsunuz ama bu duruma ne diyeceksiniz? Prof. Dr. Nurullah Aydın: 28 Şubat dönemi Türkiye’de bir irtica tehdidine yönelik belli kesim tarafından çok yoğun bir kamuoyu oluşturma girişimleri olduğunu görüyoruz. Aczmendi olayı ve Fadime Şahin olayı gibi onlarca şey sayabilirim. Abartmalar, manipülasyonlarla kamuoyu yönlendirildi. Birçok yargılama da bu ortamda yapıldı. Hakimler de toplumda yaşayan insanlardır. Toplumdaki siyasi eğilimlere göre bir inancı olan, toplumsal eğilimleri olan, zaafları olan, yetenekleri olan kişilerdir... Dolayısı ile yargılama sürecinde hakimlerinde etkilendiği faktörler vardır. Dolayısı ile hakimler olabildiğince tarafsız olma ilkesine rağmen, maalesef döneminde etkisi ile psikolojik baskı altında olabiliyorlar. Mirzabeyoğlu hakiminin yapmış olduğu açıklama da bu yöndedir. Her dönemin, kendi hukukunu doğurduğuna inanıyorum. İBDA-C davası da 28 Şubat hukukunun eseridir. Kaynak: Yeni Akit Gazetesi, 24 Ekim 2011 |
En Son Eklenenler
Telegram... Hükümet......
Salih Mirzabeyoğlu ve... Anadolu Kültür... Örnek Aydın Modeline Dair... JENİ Sthn Arxh Jeni - II Leibniz Düşüncesinde... Gerilim ve Korkunun Ustası... Yazarlara ve Yazacaklara... Baruh Atah Adonay (Veya...
En Çok Okunanlar
Beni Yavaşça Öldüren...
Askerî Silah Telegram ... Gökkubbe Altında Saklı... Totem ve Tabu Hakkında Kafa Konforumuzu Bozan... Mirzabeyoğlu’na MGK... Mehmet Ali Bulut’la... İslâm Birliği... Telegram ve Hakikat Şuuru Japonca "Ölüm Odası -...
En Çok Yorumlananlar
OKUYUCU (Hikâye) Rusçadan... (3)
Mirzabeyoğlu’na MGK... (3) İslâm Birliği... (3) Mehmed Âkif ve Yahya Kemal... (3) İndeks: BAŞYÜCELİK... (2) Totem ve Tabu Hakkında... (2) Dergimizin Son Sayısı Çıktı! Sayı: 2 - II.Dönem Güz 2011 |
||
|
Anasayfa |
Yazılar |
Haberler |
Seçtiklerimiz |
Dergiler |
Dergi Aboneliği
Künyemiz | Hakkımızda | Bayilerimiz | Dergimize Yazın | Web Sitemize Yazın Copyright © Telif Hakları AKADEMYA'ya Aittir |
||||