“Önce Caracas’da Sonra İstanbul’da Buluşmak Ümidiyle”
Av. Güven Yılmaz
Kumandan Carlos’un Paris’te devam eden duruşmasına katılmak için Hollanda’da
yaşayan gönüldaşımız Şakir Bilmez ve yanında, tanışma fırsatı yeni bulduğum ve
tanıştığıma da çok memnun olduğum Fransa’da yaşayan diğer bir gönüldaş olduğu
hâlde 12. Aralık 2011 Pazartesi günü öğleden sonra Paris-Orly Havaalanı’da Av.
Ahmet Bey’le bizi karşılıyorlar. Av. Hasan Ölçer ise işlerinin yoğunluğu
nedeniyle bize ancak yarın katılabilecek.
Her ne kadar bir önceki gün yaptığımız telefon görüşmesinde Kumandan Carlos
Paris’e iner inmez mahkemeye gelmemizi istemiş ise de otele gidip valizlerimizi
bırakmamız icab ediyor. Ve yine program gereği Carlos’un aynı zamanda eşi olan
Av. İsabelle Hanım ile ofisinde saat 17.00de buluşacağımızdan o gün Mahkemeye
yetişmemiz mümkün olmuyor.
Av. İsabelle Hanım
Paris’de bize tercümanlık yapacak olan ve burada yaşayan genç meslektaşımız ile
İsabelle Hanım’ın ofisinin önünde buluşuyoruz. Bizi son derece içten ve sıcak
karşılayan İsabelle Hanım’dan davanın kısaca geçmişi ve bundan sonra neler
olacağı hakkında kısaca bilgi alıyoruz.
Ertesi gün yani 13.12.2011 sabah 09.00’da Av. İsabelle Hanım ile tekrar
buluştuk ve onun refakatinde Paris Adliyesi’ne (Palais de Justice) giriyoruz.
Adliye koridorlarına girdiğimizde bir süre sonra İsabelle Hanım çantasından
cüppesini çıkarıyor ve bizim de cüppelerimizi giymemizi istiyor. Adliye
koridorlarında diğerlerinden farklı cüppelerimizle gelen geçenin ilgisini ister
istemez çekiyoruz. Mahkeme salonuna girdiğimizde salonda bulunan müşteki
avukatları ve diğer savunma avukatları da farklılığımızı görerek, Fransızca
“Bonjour-Merhaba” diyerek bizi karşılıyorlar. Carlos’un Fransız avukatlarından
Francis Vuillemin ile daha önce e-mail ile görüştüğümüzden, biraz sohbet
ediyoruz. Francis Vuillemin, Carlos’un önceki davasından bir bölümüne de yer
verdiği “Kılıç ve Kaftan” isimli kitabını bana göndermişti. Fransızca
bilmediğim için kitabını okuyamadığımı, ancak kitabın ismini çok karizmatik bulduğumu
kendisine söylüyorum.
Bu arada İsabelle Hanım yanımıza gelerek bizi Mahkeme Başkanı ile tanıştırmak
üzere kürsünün arka bölümündeki odasına götürdü. Mahkeme Başkanı’na bizi takdim
ediyor. Carlos’a, idam cezası olmadığı için ömür boyu hapis cezası vereceğini
bilmesek, ne kadar da sevimli bir adam diyebilirdik. Nitekim 17.12.2011
Cumartesi günü La Sante Cezaevinde yaptığımız görüşmede Carlos Mahkeme Başkanı
için, “çok sevimli bir şekilde etrafa ve bizlere gülücükler dağıttı, ancak yine
kendisine verilen vazifeyi(!) yapmaktan geri kalmadı” demesi Başkan’ın bu
tiyatrodaki hakkını(!) verdiğini gösteriyor. Bizim için asıl sürpriz, İsabelle
Hanım’ın Carlos’la görüşmek isteyip istemediğimizi sorması oluyor. Mahkeme
öncesi müvekkille görüşebilmek?!. Türk kafası ile düşündüğümüzde ve ülkemizdeki
tecrübeleri dikkate aldığımızda, bu imkân bizim için gayet lüks bir ayrıcalık
gibi geliyor...
Efsaneyle Buluşma
Bu fırsatı değerlendirmemek mümkün mü? Hemen resimlerden de göreceğiniz camlı
bölmenin arkasında özel bir odada bulunan Carlos’un yanına geçiyoruz ve
birbirimize sarılıyoruz. Av. Ahmet Arslan Bey de tam kollarını açmış sarılmak
isterken Carlos yine yapacağını yapıyor. Önceki konuşmalarımızdan da
hatırlanacağı üzere Av. Ahmet Beyin askerlik dönemine ilişkin esprilerine bir
yenisini daha ekliyor. Ve “Soldier!” (Asker!) diye komut vererek Ahmet Bey’i
esas duruşa davet ediyor. Gülüşmelerimiz arasında bir-iki saniyelik esas duruş
sonrasında ikisi de görülmeye değer bir manzarada birbirlerine sarılıyorlar. Önce
Av. Hasan Ölçer Bey’i sordu ve kendisine durumu izah edince Kumandan
Mirzabeyoğlu’nu soruyor. Kendisinin selâm ve duâlarını ilettiğimizde
gözlerindeki parıldamayı tüm gönüldaşlarımın görmesini arzu ederdim.
Bu arada Carlos’un Lübnan’lı avukatı, Av. Hani Süleyman da odada… Onunla da
selâmlaşıp kucaklaşıyoruz. Yine hatırlanacağı üzere Hani Süleyman, Mavi Marmara
Gemisi’nde Gazze yolculuğu sırasında İsrailli askerler tarafından bilerek ve
kasden bacağından vurulmuştu. Ve ben kendisine geçen sene Beyrut’da bir geçmiş
olsun ziyaretinde bulunmuştum. Carlos onunla ilgili de espiriler yapıyor, ben
de durumunu soruyorum, yaralanma sebebiyle hâlâ bacağındaki arazın devam
ettiğini söylüyor; zaten bastonla ve hafif sekerek yürüyor.
Bir ân Carlos’un kaldığı odaya bir göz gezdiriyoruz. Özel tuvaleti ve lavabosu,
oturma yerleri ile insana yakışır bir oda… Çay, kahve için bir ısıtıcının
varlığı… Basit gibi görünen ama gayet insani bir tablo… Türkiye ile kıyas
ettiğimizde, bazı alanlarda çok mesafe katetmemiz gerektiği de ortada… Carlos
hemen bize bir kahve ısmarlıyor ve hazırladığı kahveleri içerken sohbete devam
ediyoruz. Jandarmalar tarafından duruşmanın başlayacağı ikâzı üzerine mahkeme
salonuna geçip yerimizi alıyoruz. “Dikkat” benzeri bir komutla salondaki herkes
ayağa kalkıyor; Başkan ve hâkimlerden oluşan özel jüri içeri giriyor. Başkan
görevliye bakarak Carlos’un getirilmesini istiyor.
“Yaşasın (Viva!) Kumandan
Mirzabeyoğlu”
Bir tören ritüeli şeklinde gerçekleştirilen bu durum her defasında aynen
tekrarlanıyor. Carlos’un kendisine ayrılan camla çevrili mekâna girmesi ile
bütün gözler kendisine çevriliyor. Biz hemen o camlı bölmenin önünde oturuyoruz
ve Carlos arkamızda kalıyor. Tabii olarak bizler Carlos’a çevrilen gözleri
seyrediyoruz. Ve adetâ onların gözlerinden Carlos’u görmeye çalışıyoruz. Belki
subjektif bir değerlendirme olacak ama, özellikle müşteki asıllar ve müşteki
vekillerin gözlerinde ister istemez Carlos büyüsüne kapıldıklarını görmek
mümkün. Artık davanın son aşamasına gelinmiş olduğundan, Savcılar, bizdeki
karşılığı esas hakkındaki mütalaa olan karar taleplerini okuyorlar. Savcılar
donuk bir okumanın ötesinde zaman zaman Carlos’a tehditkâr bakış ve tavırlarla
mütalaalarını okurken, Carlos da sadece bu duruma gülüyor ve zaman zaman sözle
savcılara müdahale ediyor, sataşıyor.
Savcılar mütalaa verirken Carlos’a içinde bir notla “Söz Çakal Carlos’da”
kitabını veriyorum. İmzalayıp iade ediyor. İlk savcının mütalaası öğle vaktini
buluyor ve ara verildiğinde Carlos’a dönerek kendisine destek vermek için
Hollanda’dan ve Fransa’dan gelen arkadaşları işâret ediyorum. Şakir durumu
hemen fark ediyor ve İBDA Selâmı ile birlikte Arapça olarak “Selâm Sana Ey
Yaşayan Şehid!” diye bağırıyor. Carlos da İBDA Selâmı vererek “Yaşasın(Viva!)
Kumandan Mirzabeyoğlu” diye karşılık veriyor. Salondakiler bu durumu ilgi ile
izliyor.
İki savcının mütalaası bütün gün sürüyor. Her ara verildiğinde fırsatı
değerlendiriyoruz ve soluğu hemen Carlos’un yanında alıyoruz. Aynı günün akşamı
Paris’e gelen Av. Hasan Ölçer’le buluşup gelişmeleri kendisine aktarıyoruz.
Söz Savunmanın
14.12.2011 Çarşamba… Söz Savunmanın… İlk olarak Alman sanık Johannes
Weinrich’in avukatı Bernard Ripert söz alıyor. Tok ve etkileyici sesiyle
konuşmaya başladığında mekanın da atmosferi ile Fransa ve İngiliz tarihi
filmlerinde gördüğümüz Mahkeme manzaraları gözümün önüne geliyor. Hiç bir şey
anlamasak da 4 saat süren konuşmasını bize de dinletmesini bildi. Yanımızda
oturan tercüman arkadaşımız zaman zaman kısa notlar yazarak, konuşma hakkında
bir fikir sahibi olmamızı sağlıyor
Filistinli Kamal Al-Issawi, Johannes Weinrich, Christa Margot Frohlich,
Magdelana Kopp gibi isimler geçtiğinde az çok bildiğimiz olaylar hakkında
konuştuğunu anlıyoruz. Fransız meslektaşımız ilginç bir insan, teknoloji ile
arası iyi değil, e-mail adresi bile kullanmıyor, ses tonu ve vurguları çok net,
belli ki işinin ehli bir meslektaş. Bir diğer özelliğini de aşağıda
değineceğimiz Şehit Kaddafi vesilesi ile yaşanan kısa arbede vesilesi ile
yaptığımız sohbet sırasında öğreniyoruz. Uluslararası bir teşkilat dahilinde
tüm dünyadaki cezaevlerinde bulunan mahkumların problemleri ile ilgileniyorlar.
Bir diğer ayrıntı da Türkiye’dekinin aksine avukatların gayet rahat bir şekilde
ve hattâ elleri cebinde Mahkemeye hitap etmeleri idi.
Öğle tatilinde Carlos’un yanındayız. Fazıl Duygun’un aradığını, tahliye
olduğunu ve selâmlarını ilettiğini söylüyoruz. Bu haber, günün moral verici
gelişmesi oluyor.
Öğleden sonra da Carlos’un Fransız avukatlarından Francis Vuillemin kendine has
uslübu ve tavırları ile 4 saatlik bir savunma yapıyor. Son olarak İsviçre’den
gelen avukatın savunması ile geç saatlerde bugünün duruşması da bitiyor.
İsabelle Hanım bugün (15 Aralık Perşembe) yapılacak son savunmalarla davanın
bitebileceğini söylüyor. Dün geç olması sebebiyle yapamadığımız savunmayı bugün
yapacağız. Ayaküstü hazırladığımız ve tercümanlık yapan stajyer arkadaşımız
tarafından Fransızcaya çevrilen kısa ve öz savunma metni İsabelle Hanım
tarafından Mahkeme Başkanı’na hitaben okunurken, Av. Hasan Ölçer, Av. Ahmet
Arslan ve ben hemen O’nun yanında duruyoruz. Fransız yasalarına göre
avukatların Mahkemeye ancak Fransızca hitap etmeleri mümkün. Aslında bu dar bir
yorum. Zira yine Fransız yasalarına göre sanık Fransızca bilmiyor ise
savunmasını tercüman vasıtasıyla yapabiliyor. Bizler bu konuda biraz ısrarlı olmaya
niyetliyiz. Ancak tercümanımız bugün yanımızda değil ve meramımızı anlatmamıza
imkân yok. Bu yüzden ancak Fransızca bilen bir avukat vasıtasıyla yazımız
okunabiliyor. Yine misafir bir avukat için aynı şekilde bir savunma metni
okunduktan sonra, Carlos’un Lübnanlı avukatı Hani Süleyman savunmasını yapıyor.
Son olarak, İsabelle Hanım’ın yaklaşık iki saat süren savunması ile avukatların
savunmaları da bitmiş oluyor.
Öğleden sonra son olarak Carlos savunmasını yapacak… Öğle için verilen arada
yine Carlos’un yanındayız. Her zamanki gibi sakin ve kendine güvenen tavrı
dikkatlerden kaçmıyor.
“Yaşasın Devrim, Allahü Ekber!”
Nihayet beklenen ân geliyor ve Carlos, Besmele çekerek savunmasına başlıyor.
Daha önceki konuşmalarımızda kötü Fransızcamla demesinin alçak gönüllülüğünden
olduğunu anlıyoruz. Nefes almadan ve Başkan’ın “isterseniz ara verelim”
talebine “gerek yok” cevabı ile aralıksız 5 saat süren konuşmasını, adetâ
öğrencilerine ders veren bir üniversite hocası edâsı içinde gerçekleştiriyor.
Yeri geliyor sakin sakin konuşuyor, yeri geliyor hiddetleniyor.
Saddam Hüseyin ve Usame Bin Ladin’in şehadetleri vesilesiyle Amerikan
Emperyalizmine karşı sarfettiği cümleler sert bir üslupla… Yine Hani Süleyman
üzerinden Siyonizm karşı öfkesi her halinden belli… Beşinci saatin dolmasına
yakın yeniden Besmele çekerek başladığı cümleler dikkatimizi çekiyor. Biraz
daha dikkatimizi vermeye ve anlamaya çalışıyoruz. Kaddafi hakkında konuştuğunu
anlıyoruz. Birden hüzünleniyor ve sesi çatallaşıyor, dayanamayıp “Şehit Kaddafi!”
diye bağırıyoruz ve bununla birlikte dinleyicilerden 10-15 kişilik bir grup
Carlos lehine tezahürata başlıyor. Carlos üzerinde bir ara seyirciler tarafına
baktığımızda, Mahkeme salonuna 5-10 tane jandarmanın gelerek adetâ bir barikat
oluşturduğunu görüyoruz. Zaten konuşmasının sonlarına gelmiş olan Carlos yüksek
bir ses tonuyla savunmasına kısa bir süre devam ediyor ve “YAŞASIN DEVRİM,
ALLAHÜ EKBER!” diyerek konuşmasını bitiriyor.
Meslektaşlarımızla görüşüyoruz, aldığımız bilgiye göre bu gece de karar verilebilir
ya da yarına da kalabilir. İsabelle Hanım, karar verecekleri zaman bizi
ararlar, biz de size haber veririz diyorlar. Biz de bu rahatlıkla yağmurlu bir
gecede Paris sokaklarında dolaşıyoruz. Tam ümidi kesip otele dönmeye karar
verdiğimiz sırada, metroda, 22.30 sularında İsabelle Hanım’dan gelen telefon
üzerine, tekrar mahkemeye geri dönüyoruz.
Tiyatro Bitiyor
Gece 00.30 sularında kararın okunması bittiğinde, sonu başından belli olan
tiyatro bitiyor ve Kumandan Carlos ancak en az 18 yıl cezaevinde yattıktan
sonra, şartlı tahliyenin inceleneceği ömür boyu hapis cezasına çarptırılıyor.
Carlos’un yanına geçiyoruz ve konuşuyoruz. Ertesi gün tazminat taleplerinin
sunulacağı dava olduğunu söylüyor. Bu davanın önemi şu; yüksek miktarda
tazminata hükmedilmesi hâlinde bu tazminat ödenmeden Venezuella’ya iâdenin önü
kapanıyor. Ki, iâdenin önüne engel koymak için Fransa’nın yapacaklarını tahmin
etmek için müneccim olmaya da gerek yok.
Cuma günü 11 kişinin mirasçıları ile 150’ye yakın yaralının avukatları tarafından
milyon Euroları aşan tazminat talepleri hakkındaki kararın 2012 Şubat ayında
verilmesi bekleniyor…
Cuma günkü görüşmemizde Carlos’a “İnşallah çok yakında İstanbul’da görüşürüz”
diyoruz. O da bize “önce Caracas’da sonra İstanbul’da” diye cevap veriyor,
gülüşüyoruz. Bu arada Hani Süleyman, R.Tayyip Erdoğan’ın Suriye politikasını
eleştiriyor. Carlos, İslâmcı gözüken hükümetin ve Amerikan politikalarına
hizmet eden Fethullahçılığın Türkiye için muhtemel tehlikesine dikkat çekiyor
ve Fethullah Obama diyerek mevzuya nokta koyuyor.
Cumartesi günü Vuillemin ile La Sante cezaevi önünde buluşuyoruz ve cezaevine
giriyoruz. Carlos yine çok şık bir hâlde çıkıyor karşımıza… Sır olarak bizde
kalacak olan hayatından enstantaneler aktarıyor bizlere… Bu arada bir kağıt
istiyor ve bugünlerin hatırasını kayıt altına aldığı bir mektup yazarak bizlere
veriyor. Çok geçmeden İsabelle Hanım da geliyor ve Fazıl Duygun tarafından
hediye olarak gönderilen tesbihi cezaevi idaresine teslim ettiğini söylüyor.
Hep beraber kısa bir sohbet sonrası Almanya’dan bizi almaya gelen arkadaşımız
Mustafa Fişenkçi’nin beklediğini söyleyerek izin istiyoruz. İsabelle Hanım’ın
yaklaşık 6 sene önce Paris’de bir araya geldiğimizde yanınızdaki arkadaş mı
diye sorması üzerine işimiz kolaylaşıyor.
Ve Carlos’la sarılarak ayrılıyoruz.
KAYNAK: Dergimiz / Sayı: 8
http://www.dergimiz.net