|
|
||||
|
|
![]() Eklenme: 2010-11-22 ![]() Kadınlar Kendini Arıyor: “YE, DUA ET, SEV!”
Gülçin Şenel
“Ye, Dua et, Sev”, Elizabeth Gilbert isimli yazarın 2006’da yayınlanan romanı. Kitab, aynı isimle sinemaya uyarlandı. Hayatlarına fast-food çözümler arayan orta yaşlı kadınlara hitab eden basit bir roman ve ondan daha basit filmi, her nedense Türkiye’de, bir hayli ilgi gördü. Film, hayatta her şeye sahib olan ama bir türlü tam bir mutluluğa erişemeyen Elizabeth'in bir boşanma ve depresyonun ardından kendini keşfetme sürecini anlatıyor. İtalya (Ye!), Hindistan (Dua Et!), Bali (Sev!) arasında seyahat eden kadın, hayatın anlamını bu üç kelimeyle ifade ediyor… İşin ilginç tarafı, bu yolculuğa çıkan “Batılı kadın”, dünyanın dört bir yanına seyahat edip dolaşırken, Hindistan’da karşılaştığı bir kızın “evlenmek değil, okumak istiyorum” demesine kulak asmadan onu evlenmeye ikna ederek, mutlu ediyor(!). Yahut çok ağır şartlarda çalışan bir kadın için üzülen kahramanımıza, “onun böyle çok mutlu olduğu” söyleniyor. Yani, “ey Batılı kadın, sen gez, eğlen, aşk ara, ye, dua et, dünyayı dolaş ama, gezdiğin gördüğün yerlerdeki hayat için üzülme, onlar seni mutlu etmek için, ruhun daraldığında gidip oralarda huzur bulman için varlar!” deniyor. Hindistan’daki kadınlar sıcağın altında çalışırken mutlu ama, vah vah, bizim Batılı kadınımız bir eli yağda bir eli balda ancak “mutsuz”. Yeni Aktüel dergisi, “Türkiye’nin Ye, Dua Et, Sev Kadınları” başlıklı bir haber yayınladı geçenlerde. Kendi iç dünyasına doğru “keşif yolculuğu” yaşayan Türk kadınlarını anlatan haberde, başarılı bir kariyere, çok iyi işlere sahibken birden her şeyi bir kenara bırakıp, “mistik” bir yolculuğa çıkan ve “kendilerini keşfeden” kadınlardan örnekler veriyor. Bu kadınların ortak özelliği, belli bir gelir seviyesinin üstünde hayatlar yaşayan, varlıklı kadınlar. Bunlardan biri şöyle diyor: «İstanbul’da bir tekstil firmasında yönetici olarak çalışıyordum. Bir arkadaşımla tatil için üç haftalığına Hindistan’a gittim. Sonrasındaki üç-dört yıl, tek başıma kaldım orada. Ben insanların kendi vicdan ve görüşlerine göre davranması gerektiğini düşünen biriyim. Fakat etrafım öyle olmadığı için hep “ben uzaylı mıyım?” psikozu yaşıyordum. Hindistan deneyimiyse bana kendimi kabulü getirdi. Meğer uzaylı değilmişim. Şimdi hayatta en sevdiğim iş olan aile mesleği şekerciliğe giriştim ve “Her şey Aşktan” markasını yarattım.» Şimdi bu sözlerde hiç kendini bulmuşluk görüyor musunuz? Kendini bulmak, yeni bir marka oluşturmak amacını güdüyorsa o ayrı. Oysa tekstil firması yöneticisi hanım, o firmada çalışan overlokçu kadınların, son ütücü kızların mahallesinde de aradığını bulurdu, Hindistan’a gitmeye ne hacet? Bir diğer hanım Mimar imiş ama işini sevmiyormuş. Kocasından boşandıktan sonra vurmuş kendini yollara. Hindistan, Nepal, Himalayalar vesaire… Diyor ki: «Himalayar’da başımdan aşağı bir şey düştü. “Dağda kalmak marifet değil, İstanbul’da da böyle yaşayabilirsen özgürsün” dedim kendime. Şimdi çok sevdiğim bir iş yapıyorum, kişisel ve ruhsal gelişim danışmanıyım.» Bir başka kadın da Borsacı imiş ama, işinden de kendinden de memnun değilmiş. O da Hindistan’da almış soluğu, sonra Burma ve Tayland’a gitmiş. Şöyle diyor: «Bu yolculuk başkalarına karşı daha anlayışlı, şefkatli olmayı öğretti. Yaşadığım deneyimler bütün hayatımı değiştirdi. Avrupa’da üç yıl “bedene odaklı travma terapistliği” eğitimi aldım. Şimdi travma terapistliği yapıyorum.» Yani bu hanım da kendini “travma terapistliği”nde bulmuş. Öyle ruhî bir ilerleme, en azından bir “nirvana” filan yok, Hindistan meslek edindirme kursu filân veriyor herhalde… Her şey bir yana, Uzak doğu mistisizminin “moda” hâline gelmesi, insanın hayatında huzur ve mutluluk arayışının bir yansıması olarak görülebilir ve bunun olumlu bir şey olduğu düşünülebilir. Fakat bu geçici bir “yanılsama”dır çoğu zaman. Misâl, gazetelere düşen bir haber: «Mutluluk ve umut üzerine 20'den fazla kitab yazmış olan 63 yaşındaki Choi Yoon-Hee, Seul'ün kuzeyindeki bir motelde kendini asarak intihar etti. 72 yaşındaki kocasının Choi Yoon-Hee'nin intiharına yardım ettiği, sonra da kendi canına kıydığı sanılıyor. Bir sayfalık intihar notunda daha önce de intihara kalkıştığını, ama hep kocası tarafından kurtarıldığını söyleyen Choi, "Artık acıya katlanamayacağım ve kocam da yalnız ölmeme izin vermiyor... O yüzden bu dünyayı birlikte terk ediyoruz. Bana güvenen ve beni seven insanlardan özür diliyorum" diyor.» Velhasıl, çeşitli mistik görüşleri çorba ederek oluşturduğu mutluluk ve hayat görüşü, Choi Yoon-Hee’nin, yakalandığı amansız hastalık sonrası düştüğü derin bunalımdan onu kurtaramıyor.
KADAVRA MİSTİSİZMİ Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun “kadavra mistisizmi” olarak adlandırdığı bu tür anlayışlar, insan ruhunun arayışlarına görünürde belli bir ferahlama verse de, neticede hiçliğe çıkan bir boşluk oluşturur ki, bunun neticesi yukarıda görülen “intihar vak’ası” olarak tezahür edebilir. Şöyle diyor Mütefekkir: «Yukarıda “kadavra mistisizmi” tâbirini kullandık; kanlı canlı bir insanla bir ceset arasındaki farkın belirtilmesi ve ikincisi üzerinde yapılacak bir teşrih ve tahlilin, insanın ruhî yönüne değil de “hayvanî” ve “maddi” özelliklerine ait olması gibi, bugün Orta Asya’dan, Afrika’dan, Amerika’dan, Avustralya’dan, Eskimolar’a kadar uzanan bütün türleriyle şamanizm, insan ve toplum meselelerinin halli bahsinin bütünlüğü önünde bu niteleme içindedir. Onların zatî keyfiyeti bir yana, “hakikate mutlak aykırı söz söylemek mümkün değildir!” hikmeti icabı onlarda doğru veya doğru zannedilen bir takım hususların seçilerek “fizik” bahsi içinde tahlile ve tatbike mevzu olması, buradan da gûya “kainat muhasebesi” çapı içinde “dünya görüşü” hayâline yol açılması gayreti, ayrıca garabet!» (*) Batının, “İslâm olmasın da ne olursa olsun” anlayışıyla sarıldığı ve son zamanlarda Türkiye’nin bir kesiminde “özenti” hâlinde yaygınlaşan bu mistik “öğreti”lerin mahiyetini yine Mütefekkir’den işaretleyelim: «Şamanizm ve benzeri mistik görüşlerin, elbette bir tasnifinden, derecelendirilmesinden ve kıymetlendirilmesinden bahsedilebilir. Ancak, “insan ve toplum meseleleri”nin mücerret ve müşahhaslar planını derinliğine ve genişliğine doğru kavrayamayacakları hususu, “kuşatan”ın dilsizliği yanında, kendi “doğru veya yanlış” uygulanabilir alanlarının çapsızlığıyla da bellidir; temelsiz psikolojiyle kırık dökük bir katık, illüzyonist numaralarının şaşırtıcılığını aşmaz “istidrac-sahte keramet” nev’inden birkaç harika, “hakikati olmayan mahiyet” nev’inden bir takım görüntüler ve mahalli idrak mevzuunu asla aşamaz fizik ilmi yönünden de onu kendine tahlilci kılmış bir kısım “kablî-ilke” nev’inden fikir ve davranışlar… Böyle bir durumda da, denilmez mi ki, o mistisizmler ne ki, onun eşyadan görülmesinin veya parapsikoloji sınıfından verilerinin insanın hayat aksiyonuna katacağı ne olsun? Bu olsa olsa, ruhçuluk ihtiyacının ne çapta olduğunun delili bir durumu gösterir. Tenasüh versiyonu imalar veya “tabiattan geldik, tabiata döneceğiz!” cinsinden bir bayata dair versiyonlar; yeni olan ne var? Mevlana Hazretleri’nin “bir idrar birikintisine konmuş sineğin kendini deryada farzetmesi” misalini andırır bir yaklaşımla, insan ve kainat sırrına dair bir “ontoloji-varlık bilim” ve “epistomoloji-bilgi teorisi”nden bahsedilemez!» (**) Tabiî, yukarıdaki kadınların, kendini Hindistan’da, Himalayalarda, turistik bir edayla ararken buldukları, kariyerlerinde yeni bir başlangıçtan öteye geçemiyor. İnsan ve kâinatın sırrına dair bir arayışları olsa idi, herhalde önce bu toprakların Tasavvuf anlayışına sığınma ihtiyacı duyarlardı.
* Salih Mirzabeyoğlu, Sefine -Suver-i Hayâl Âlemi-, İBDA Yay., İstanbul 2003, s. 11 ** A.g.e., s. 20
Kaynak: Baran Dergisi |
En Son Eklenenler
Telegram... Hükümet......
Salih Mirzabeyoğlu ve... Anadolu Kültür... Örnek Aydın Modeline Dair... JENİ Sthn Arxh Jeni - II Leibniz Düşüncesinde... Gerilim ve Korkunun Ustası... Yazarlara ve Yazacaklara... Baruh Atah Adonay (Veya...
En Çok Okunanlar
Beni Yavaşça Öldüren...
Askerî Silah Telegram ... Gökkubbe Altında Saklı... Totem ve Tabu Hakkında Kafa Konforumuzu Bozan... Mirzabeyoğlu’na MGK... Mehmet Ali Bulut’la... İslâm Birliği... Telegram ve Hakikat Şuuru Japonca "Ölüm Odası -...
En Çok Yorumlananlar
OKUYUCU (Hikâye) Rusçadan... (3)
Mirzabeyoğlu’na MGK... (3) İslâm Birliği... (3) Mehmed Âkif ve Yahya Kemal... (3) İndeks: BAŞYÜCELİK... (2) Totem ve Tabu Hakkında... (2) Dergimizin Son Sayısı Çıktı! Sayı: 2 - II.Dönem Güz 2011 |
||
|
Anasayfa |
Yazılar |
Haberler |
Seçtiklerimiz |
Dergiler |
Dergi Aboneliği
Künyemiz | Hakkımızda | Bayilerimiz | Dergimize Yazın | Web Sitemize Yazın Copyright © Telif Hakları AKADEMYA'ya Aittir |
||||