|
|
||||
|
|
![]() Eklenme: 2011-06-04 ![]()
DUYARLI KALEMLER YAKUP İÇİN SEFERBER
YAKUP KÖSE, 28 ŞUBAT ZİNCİRİNDEN KURTULACAK MI?
Hakan Albayrak, 6 Haziran 2011, Yeni Şafak
Yakup Köse 28 Şubat sürecinde tutuklandığında henüz 14 yaşındaydı. Terör örgütüne üyelikten idam talebiyle yargılandı.
10 sene hapis yattı.
Şimdi özgür, ama 29 Haziran'da yeniden hapse atılabilir.
Bana gönderdiği elektronik posta mesajını sizinle paylaşmak istiyorum.
Aşağıdaki satırlar Yakup'a ait.
* * * "kıymetli hakan abi, hiç bir kum saatini ters çevirip onun bitme zamanını izlediniz mi? yani birşeylere karşı zamanla yarışı yaşadınız mı? mutlaka yaşamışsınızıdır. o hassasiyeti göz önünde bulundurarak bu iletimi okursanız sevinirim... ilk önce mazlum edebiyatı yapmaya gerek duymuyorum çünkü işin içine 28 şubat girince o zamanki adaletsizlikler girince zaten bu mazlum pozisyonu direk ortaya çıkıyor...
yaklaşık bir ay önce zamanın, şartların, hakkımı arama zemininin oluştuğunu düşünerek bir girişimde bulunayım dedim... durumumu başbakanlığa, yazarlara, gazetelere, insan hakları derneklerine bildirdim, sağolsun bazıları ilgilendi... 2 mayıs günü 28 şubatçılar hakkında avukatlarımla birlikte suç duyurusunda bulunduk... ve bu davanın da takipçisi olacağız... tabii özgür olabilirsek...özgür olabilirsek diyorum; yakında tekrar içeri girmezsem...neden içeri gireceksin derseniz, yasadışı bir şey yaptığımdan dolayı değil, merak etmeyin... mesele 2000 yılında bandırma cezaevine onların isyan dediği, benim de planlı provokasyon kokan bir baskın dediğim bir olay bu... olayda ben ve 9 arkadaşımız ağır yaralandı ve cezasını bitirmesine 1 ay kalan doktor bir arkadaşımız hasan meriç katledildi... tabii bizi o cezaevinde bırakmadılar ve eskişehir'e sevk ettiler...bu provokasyoncu zihniyet döktükleri kanla yetinmeyim bir de ben dahil orda bulunan 30 arkadaşımıza dava açmışlar...2000 yılında açılan dava arayıp sormuyorlar herhalde zaman aşımı olmuştur diye düşünürken önümüze gelen bir celp kağıdı gösterdi ki 18 yıl hapis isteniyormuş ve 29 haziranda istanbul 12. ağır ceza mahkemesinde saat 9:30 da gerçekleşecek olan mahkeme karar mahkemesiymiş, suçumuz da biz sevk edildikten sonra koğuşları hücreye çevrilirken duvarları yıktıklarında duvarların içinden çıkan ateşli ve ateşsiz silahlarmış... yahu el insaf, orası onların kontrolünde bir yer, biz nasıl sokalım onları oraya... hadi soktuk, neden kullanmadık. Bir de komik olan sevkimizden iki ay sonra çıkan malzemeler bunlar, müneccim mi bizim koyduğumuzu anlamış? Farazalar, iddialar... kararlar demiyorum çünkü inanıyorum ki 29 haziranda beraat edeceğiz. çünkü adalet bunu gerektiriyor... yoksa bu da faili meçhul olaylardan biri olarak tarihe geçecek... o zamana, provokasyoncu zihniyet diyorum, çünkü ülkenin başbakanını hastanede iğnelerle öldürmeye çalışan bu zihniyet değil miydi? yahu başbakanına bunu yapan bir anlayışın bir köşede olan cezaevindeki tutuklulara komplolar hazırlaması, garip garip suçlar isnat etmesi mümkün olamaz mı... bakın hayata dönüş dediler kirli çamaşırlar çıkınca tufan operasyonu olduğu ortaya çıkmadı mı? en başta yazmıştım ya zamanla yarış diye, halimin izahını şimdi anlarsınız. 29 hazirana bir kaç gün kaldı ve elimdeki bütün imkanlarla sesimi duyurmaya çalışıyorum...
hakan abi, Allah aşkına, 14 yaşında tutuklandığımda idamla yargılandım ve tam 10 yıl haksız yere cezaevi yattım, 14 yaşındaki bir çocuk devletin anayasal düzenini cebren yıkmaya teşebbüsten ne anlar? emin olun ben o yaştayken bu kavramları çözemeyecek kadar yetersizdim... emniyette ben bu örgütü tanımıyorum üyesi de değilim dediğim halde yapmadığım eylemleri 28 şubatı tezgahlayanlar üzerime yıktılar... 10 yıl sesimi kimseye duyuramadım, nispeten de olsa şimdi özgür olduğuna inandığım bir basın var ve derdimi anlatabiliyorum... diyorum ki hakan abi beni 14 yaşında içeri atan zihniyet şu an benden bu ülke için ne bekleyebilir, hiçbir şeyim normal değil. işim, evim, yürüyüşüm, bakışım, hayatım... bir insanın hayatını alt üst etmek bu kadar mı kolay... hangi bedel benden çalınan yılları verecek geri. bırakın bir şeyler verilmesini bir daha içeri almaya çalışıyorlar yorumu size bırakıyorum ve ALLAHA SIĞINIYORUM.
saygı ve hürmetlerimle,
yakup köse"
* * * Sevgili Yakup yorumu bana bırakmış, ben de size bırakıyorum.
29 Haziran'da beraatını kutlarız inşallah.
http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=06.06.2011&y=HakanAlbayrak
HAKAN ALBAYRAK KAZANDI ÇÜNKÜ...
7 Haziran 2011, Gazeteciler.com
Nedim Şener, Ahmet Şık başta olmak üzere bazı tutuklanmalara itiraz ederken gerçekten samimi idiyseniz.........
Hakan Albayrak, 06.06.2011 tarihli Yeni Şafak'ta "Yakup Köse, 28 Şubat zincirinden kurtulacak mı?" başlığı altında yayımlanan makalesinde, Yakup Köse'nin kendisine gönderdiği mektubu okurlarıyla paylaşıyor...
Ve çok iyi yapıyor...
Zira mektup sadece okurlara değil; Yargı'ya da hitap ediyor...
Yakup Köse kim mi?..
Söyleyelim...
Yakup Köse 28 Şubat sürecinde henüz 14 yaşındayken terör örgütüne üyelik suçlamasıyla tutuklanan ve idam talebiyle yargılanıp 10 sene hapis yatan bir yurttaş...
"Bugün özgür" diyor onun için Hakan Albayrak ve "ama" deyip devam ediyor...
"29 Haziran'da yeniden hapse atılabilir."
Neden hapse atılabileceğini de işte Yakup Köse o mektupta anlatıyor...
Şimdiii...
Gelelim işin medyamızı ilgilendiren bölümüne...
Eğer; Nedim Şener, Ahmet Şık başta olmak üzere bazı tutuklanmalara itiraz ederken gerçekten samimi idiyseniz -ki biz samimiyetinizden hiç şüphe etmedik- şimdi aynı duyarlığı ve samimiyeti Yakup Köse için de göstermelisiniz...
Yakup'un duruşması 29 Haziran'da İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde ve saat 9:30'da...
Evet...
O gün medyamızın demokratlarını Adliye önünde görmek istiyoruz...
Ve bu arada "Bu hassasiyeti için Hakan Albayrak kazandı" diyoruz...
http://www.gazeteciler.com/kazandi/hakan-albayrak-kazandi-cunku-36050h.html
İKİ ÇOCUK, İKİ MEKTUP
Umur Talu, 12 Mayıs 2011, Habertürk Gazetesi
Murat Polat, 16 yaşındaydı. Daha fazla büyümedi. Öldü.
Atış alanı diye kullanılan köy merasında koyun otlatırken bulduğu merminin patlamasıyla.
Yakup Köse, 14 yaşındaydı. İmam Hatip’te gözaltına alındı; o yaşta idamı bile istendi. Orada büyüdü. Orada vuruldu. Çıktı. Orada yaşlansın isteniyor!
28 Şubat dönemi, İBDA-C üyesi olduğu gerekçesiyle. Şimdi de, Hayata Dönüş Operasyonu sırasında, eski cezaevi duvarından iki ay sonra bıçak, patlayıcı çıktığı iddiasıyla.
(İlk mektup bana, ikincisi Mehmet Atak’a geldi)
***
“05.05.2011’te Van Erçiş Yukarı Akçagedik köyünde yaşamını yitiren Murat daha 16 yaşında, hayatının başındaydı.
Koyun otlatırken bulduğu mermi yaşamını yitirmesine neden oldu. Bölgedeki karakol merayı atış alanı kullanıyor. Murat mermiyi (galiba zırh delici) eve getirir ve merak edip penseyle açmaya çalışır. Maalesef elinde patlar.
Basında yanlış aksetti. Bilinmeyen bir cismi kolye yapmak istemiş gibi. 150-200 gram mermiden nasıl kolye yapılabilir ki.
Bomba gibi mermi düşüncesizce başıboş bırakılmış. Sadece bir tane değil, merada onlarca, belki yüzlerce.
Lütfen başka ölüm yaşanmasın. Önyargılarımızdan kendimizi kurtarmamız lazım.
Gereksiz korkularımız bize istenmeyen şeyler yaptırıyor. Gerçek ne ise yansıtalım. Özgür basın tarafsız da olmalı. Talihsiz bir olayda insanların acısını paylaşmak gerekir. Yarasına tuz ekmeyelim.
Türk, Kürt, Ermeni, ne olursa olsun, insan yaşamı bu kadar ucuz olmamalı.
Yitirilen her can ülkenin ortak acısı. Keşke Kastamonu’da polisimiz yaşamını yitirmeseydi. Keşke Halkalı’da yanan otobüste o kızımız yaşamını yitirmeseydi. Keşke Van’da Murat yaşamını yitirmeseydi.
Artık keşkeler yaşamayalım. Ülke hepimizin ortak mirası.”
***
“Kıymetli Mehmet Abi. İmza kampanyası başlattık. 25 Mayıs’ta Meclis’e götüreceğiz. Neden dersen, 25 Mayıs Antalya’da gözaltına alınışım 96 senesinde.
Bir de 2000 Hayata Dönüş Operasyonu’nda (yeni adı Tufan) Bandırma Cezaevi’nde koğuşlarımıza baskın yapmışlardı. Devlet iradesi bizi aldı, devletin başka cezaevine koydu.
Dava yine gündeme geldi. Korkunç olan, karar mahkemesiymiş. Hakkımda 18 yıl daha isteniyor.
Suç ise, gülmeyin, bizi götürdükten iki ay sonra duvar içinden bıçak, patlayıcı çıkmış. Toplu isyan, ateşsiz silah, ceza isteniyor. Bizim soktuğumuz nereden biliniyor?
Cezaevi arkadaşlarımdan birini katlettiler; ben dahil 9 kişi ağır yaralandı. Raporum mevcut. Hakkımızı ararken, az yatmışsın 10 yıl, bir 10 yıl daha yat!
Bu mahkemelere bir kez bile katılmadım, bilmiyordum. 12 senedir yargılanıyormuşum, davada avukatım bile yok.
Kelâmın tükendiği noktadayım.
14 yaşında al. İçeride rejim düşmanı gibi yetişmesine izin ver. Asi olsun. Sana kafa tutsun. Operasyon yap. Kolundan vur. Eskişehir tabutluklarına sevk et. Betonların içinde silah bulduk yalanı tertiple. Dava aç. Cezayı ver.
Mehmet Abi, bu devlet ne istiyor benden? Ne verebilirim ki onlara artık? Ömrümün en güzel yıllarını verdim.
Acı olan, artık iki küçük kızım var. Onlara da mı hayatı zindan edecekler?
İnsanlar bunlar başlarına gelmeyecekmiş gibi kafalarını kuma gömmeye, Kurtlar Vadisiyle tatmin olmaya devam etsinler. Yaşamım film şeridine sığmayacak kadar gerçek.
Gerçekleri halka mal etme görevi sizlerin. Tertiplenen oyunlar devam ediyor.
Şimdi anlıyorum, o zamanlar Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü’nün makam odasına gidip benim için yardım talep eden babama söylenen “Onların yaşamaya hakkı var mı ki. Gebersinler!” sözünün hakikatini.
Yavaş yavaş öldüren zihniyet, hemen öldüren zihniyetten de acımasız.
Başınızı ağrıttım. Son sözüm Nazım Hikmet’ten, gerçeklerin ortaya çıkmasıyla alakalı bir mısrası:
Sen yanmasan, ben yanmasam, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa”
***
Sonra… çocuklarımız şöyle de böyle de…
Sonra… şey sorunu yok da mey sorunu var da…
Sonra… şifre var da kopya yok da…
Sonra…
http://www.haberturk.com/yazarlar/629830-iki-cocuk-iki-mektup
SAMASTLAND
Nihal Bengisu Karaca, 27 Mayıs 2011, Habertürk Gazetesi
MEHMET Ali Ağca bunu akletmemişti, ona "kahraman" ilan edilmek yetmişti. Ama devir değişti; artık yeni yetme katiller bile akıllandı. Paraya ve reytinge çevrilemeyen kahramanlıkların ve kavgaların bir değeri yok artık.
Ogün Samast ismi marka oluyormuş. Kendisini tanıyorsunuz: Hrant Dink'in katili. Samast Ailesi Türk Patent Enstitüsü'ne başvuruda bulunarak, Samast markasının kullanılabileceği mal ve hizmetlerin listesini sunmuş. Samast markası adı altında eğitim ve öğretim hizmetleri, dergi, kitap, film, televizyon ve radyo programları, spor ve eğlence, konferans, kongre ve seminer düzenleme, haber muhabirliği, fotoğrafçılık hizmetleri düzenlenebilirmiş.
Samast'ın egosunu bu hale getiren, onu ama ihmalle, ama beceriksizle bir şekilde kayırmış olan sistem, cinayet işlemeyen, hatta ne suç işlediğini bilmeden yıllarca cezaevinde kalmış başkaca mağdurlarına karşı usta bir iz sürücü kadar müteyakkız.
Siz bu satırları okurken Yakup Köse adlı bir vatandaş, açıldığını tam 12 yıl sonra öğrendiği bir davadan dolayı sessiz sedasız, yargılanıyor olacak.
28 Şubat döneminde, ismini bile bilmediği bir örgüte (İBDA-C'ye) mensup olduğu ileri sürülerek içeri alındığında sadece 14 yaşındaydı. İmam hatip lisesi öğrencisiydi. Samast'ı balla börekle besleyen sistem, Yakup Köse'nin idamını istedi. 14 yaşında olduğunu söylemiştim değil mi?
10 yıl içerde yattı. Bu arada kaldığı Bandırma Cezaevi'nde başından bir de "Hayata Dönüş Operasyonu" geçti. Tarafı olmadığı, kimin ne olduğunu, ne ile mücadele ettiğini bile tam olarak bilmediği olaylar cezaevini sardığında, devletin görevlileri molotofkokteyllerini mahkûmların üzerine fırlattığında yaralandı. Jandarma kolunu kırdı. Hastaneye götürdüler. Tedaviden sonra cezaevi de değişti, Eskişehir tabutluklarına nakledildi.
Yıllar sonra, 2 Mayıs 2011 'de, bir cesaret geldi üzerine. Çocukluğunu çalanlardan, 28 Şubat'çılardan davacı olmak istedi. "Belki devlet, bana yaptıklarından dolayı özür diler, hele bir soralım, hele bir isteyelim."
Bir de ne görsün Yakup? Özür dilemesi gereken devlet, 12 yıldır Yakup'u gizli gizli yargılıyor olmasın mı? Hem de kolunu kırıp yaraladıkları o günden dolayı. Hayata Dönüş Operasyonu günü, hani, asıl adı "Tufan" olan... İki ay sonra tadilat yaparken Yakup ve arkadaşlarının bulunduğu odada duvarın içinde kesici ve delici alet bulunmuş... Gerekçe bu.
Yakup Köse'nin 18 yıl daha cezaevinde kalması isteniyor şimdi. 12 yıl boyunca yargıladıkları Yakup'a, şehri ve ikametgâhı belli olmasına rağmen tek bir bilgi notu, böyle bir dava olduğuna dair herhangi bir belge göndermemiş olan, dolayısıyla bir savunması varsa onu da dinlememiş olan devlet, bugün muhtemelen bir de karar çıkacak olan duruşmanın celbini göndermeyi başarmış.
Tam da artık bu ülkede bir şeylerin değiştiğine inanmaya başlarken, tam da artık devletin kırık kollar koleksiyonu yapan ihtiyar bir psikopat olmaktan çıktığını düşünüp, esirgeyen, koruyan, adalet tesis eden bir yapıya dönüştüğünü zannettiği günlerde... Hiçbir şeyin değişmediğini anlıyor Yakup, kabûs devam etmekte.
İşlediği suçla ismini mumyalaştıranların; marka olmak için patent endüstrisine başvuran katillerin ülkesinde, iki kız babası normal bir vatandaş gibi yaşamak isteyen Yakup'un yakasından bir türlü düşmüyor devlet. Yara sarmaya hiç niyeti yok. Kim çaktıysa omurgasını "Benden sonra Tufan" deyip gitmiş sanki. Böyle bir nizamda 28 Şubat'lar biter mi, operasyonlar diner mi, varın ona da siz karar verin.
*
AK Parti reklamları...
AK Parti reklamlarını eleştirmiştim. Parti'nin tabanında başörtülü kadınlar olmasına rağmen, reklamlarda hiç başörtülü kadın bulunmamasını eleştirmiş, AK Parti'nin "çok değişmesine" bağlamış, veryansın etmiştim. Bir süre önce kampanyadan sorumlu olan Erol Olçak aradı ve yanıldığımı söyledi. Reklamları belirli bir yayın stratejisiyle safha safha yayına verdiklerini, ilk günlerde değilse bile bir süredir dönen reklamların beşinde başörtülü kadın temsiline yer verdiklerini ifade etti. Nitekim ben de daha sonra birine denk geldim ve Erol Olçak'ın ifadesine yer vermek durumunda olduğumu hissettim.
http://www.haberturk.com/yazarlar/634473-samastland
14 YAŞINDA İDAMI İSTENEN 28 ŞUBAT MAĞDURU YAKUP KÖSE...
Mehmet Atak, 27 Mayıs 2011, Gomanweb
Selam,
28 Subat kurbanlarindan, 14 yasinda tutulanip, idami istenen, yari omru hapiste gecen Yakup Kose bugun (27 Mayis) Besiktas Adliyesi (DGM) 12. Agir Ceza'da, saat 15. 15'de yargilaniyor.
Devlet 14 yasinda hayatini karartttigi Yakup'un pesini birakmiyor. Yakup bu sefer de magduru oldugu Hayata Donus katliamindan iki ay (eve 2 ay) sonra derdest edilip, en azindan canini kurtararak atildigi kogusunun duvarinda silah ve patlayici bulundu diye yine hapisle yargilanacak.
Son anda biri ustlenmediyse Yakup'un avukati da yok.
Yakub, Ibranice'de Saffetullah, yani ''Allah'i saf ve temiz kildigi kul'' manasindadir. Diger adi da Israil'dir, ''Allah'ın kulu'' manasina gelir. Din tarihinde Hz. Ibrahim'in, kucuk oglu Ishak'in ogludur.
Cagrilmadan gelen Yakub'dur o. Genesaret golunde balikcilik yaparken Hz Isa'nin mucizelerine sahid (sehid burada saptirilmamis manasinda kullanilabilir) olsun diye cagrilmamistir, eger Nietszche'nin "soguk canavar" dedigi modernist devletin ceberrut ellerini mucizden saymiyorsak. Ama o da Kral Herodes Agrippa'nin oldurttugu Yakub gibi, devletin oldurttugu Yakub'dur cismen olmasada, tipki Pinar selek gibi, ve bu oldurme Prometheus'un biteviye oyulan yuregi ya da Sisyphos'un kayası gibi biteviye devam eder devletin yargi eliyle.
Yakub hic kimsedir, Meursault'dan beter issizlastirilmistir, ve Yakub "sen"dir, "ben"dir, herkestir, cebberut devletin bekasina tehlike atfettiklerine bir ikaz olarak torbadan cikan olmustur, ama ceberrut devletin ideolojik aygitlari da vardir, Yakub'u Meursault'dan beter issizlastiran, zar ona dusmustur, keskin viraji donmek de, bizler de Yakublastirilma potansiyellerimizi idrak etmeyip, normallestirmis kayitsiz kalmisizdir Yakub'un olumune, senin olumune, benim olumume... 14 yasinda devletin yagli urganiyla sinanmis Yakup Kose de son kisa mekttubundan "hem öldürdüler hem yaraladılar hem senelerce hapis yatırdılar şimdide ceza vermeye hazırlanıyolar" der.
Ne devletler bakidir, ne aygitlari, ne aktorleri de, iktidarla malul aktorler bagislanmis bir cani, bir hayati devlet adina gasp etmeyi hak gorurur kamasmis gozleriyle.
Yakub'un hikayesinin bir bolumunun denk geldigi devletlu aktor de, onun canini kurtardigi bir katliamin masasi (belki de bir katliam geleneginden cesedini kurtardigi) Ali Suat Ertosun'dur. Katliamin adi da "Hayata Donus" (!?).
Devlet karsisinda ibagislanmis bir canin kadir kıymeti olmayan bir cografyanin cocuklariyiz. Devlet aygitinin guc vesayetini aleni ya da gizli ellerinde tutanların seyridaimi icin, insana kah “sehit”, kah “hain” isim sıfatlarına sarmalanip kolayca kiyilmistir oteden beri bu cografyada. Ittihat ve Terakki Partisi’nin Teskilat-i Mahsusa’sindan, taze TC’nin MAH'ina, Seferberlik Tetkik Kurulu’na, bugunun Ozel Harp Dairesine, JOH’une (artik JİTEM degil JOH –Jandarma Ozel Harekat-)…
19 Aralik 2000 sabahi saat 04:30 siralarinda 20 cezaevinde eszamanlı olarak binlerce mahkuma yonelik on binlerce kollugun katildigi, 32 insanin katledildigi "Hayata Donus" (!?) operasyonunun mimar yamagi ve mütahidiydi Ali Suat Ertosun.
Iste bu katliam akabinde de, ellerindeki kanin kokusunu Arabistanin tum esanslarinin ortemedigi Cemil Cicek’in teklifi, Bakanlar Kurulu karari ve donemin Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer’in icazetiyle devlet tarafindan “Devlet Ustün Hizmet Madalyasi”yla sereflendirilmisti (!?).
Devletin, maasini bize odettigi katilini sereflendirmesine dayanamayan, insan haklari savunucusu Leman Yurtsever’in, bunun uzerine zati katile giyabinda takdim ettigi “Insan Hakları UtanC Belgesi” de tam yerini bulmustu, zaman ve mekanin izafietinde. Ama Ankara 27. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi de devletin maasini bize odettigi bir aktordu, ve bu isabetli tespidi Leman'a dava acarak degerlendirdi. Can Baba ucuz kurtulmus, gote got dedirtmiyor devlet her zaman.
14 yasinda idamla yargilanmasi, cocuklugununun ilk gencliginin devletce hapisliklerle gaspedilmesi yetmezmis gibi, Hayata Donus katliaminin magdurlarindan olan Yakup Kose, tesadufen gecen ay, devletin onu yeniden hapsetmek icin dava acmis oldugunu ogrenmisti.
Lutfen alttaki Yakup'un mektubunu okuyun ve lutfen elinizden geleni yapin. Bir hamle edin en azindan ama yaratilan gundemlerde bogulup unutmayin/unutmayalim hala devletin yagli urgani uzerinde sallanan Pinar'a yaptigimiz gibi. Bir bakmisiz yarin siz, ben, kendimizi cagrilmadan buluvermisiz devletin yargi parafli katliam mekanizmasinin haznesinde, farkedemeden vergilerimizle satin aldigimiz alette, vergilerimizle maasini alan aktorun fiiliyatinda ogutuluvermisiz, kendi katlimizin suc ortagi olarak. Sagolun.
Sevgiyle kalin
Yakup Köse'nin telefonu: 0507 367 87 24
SİSTEM YENİ KURBANLARINI SEÇERKEN SEN NEREDESİN?
Emine Uçak Erdoğan, 4 Haziran 2011, Yeni Söz Gazetesi
Cezaevindeki olayları bastıran(!) Garnizon Komutanı bugün çok tanıdık bir isim; Balyoz Davasında yargılanan korgenerallerden 1. Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Korcan Polatsü.
Sistem yeni kurbanlarını seçerken sen nerdesin?
Ne savaş alanlarına dönen miting meydanları, ne oy hesapları için yapılan kirli pazarlıklar, tehditler hiçbirinden söz etmek istemiyorum.
Yakup Köse ve ONÇ’den bahsetmek istiyorum bugün… Onlara ve arkadaşlarına 29 Haziran’da giydirilecek ‘kurbanlık’ gömleğinden…
Yakup Köse 1996 yılında Antalya’da İBDA-C örgütü üyesi olmak suçlamasıyla tutuklandığında lise öğrencisiydi ve henüz 14 yaşındaydı. ONÇ ise, 17 yaşındayken aynı suçlamayla 1995 yılında İstanbul’da tutuklandı. İşkence altında suçlamaları kabul etmek zorunda kaldılar. 28 Şubat sürecinde davaları hızlandırıldı ve cezaları kesinleşti.
“İç düşman” üreterek karanlığını çoğaltan sistemin kendine kurban seçtiği iki çocuğun hayatı çeşitli cezaevlerinde geçirilen işkencelerin ardından Bandırma Cezaevi’nde kesişti. Bandırma Cezaevi’nden ‘tabutluk’ olarak tabir edilen Eskişehir Cezaevi’ne nakledilmek istemedikleri için cezaevi yönetimiyle yaptıkları görüşmeler sürerken; sözde isyanın bastırılması için jandarmanın ateşli silahla ve gaz bombalarıyla yaptığı baskınlarda yaralandılar. Bir mahkumun öldüğü olaylarda ONÇ de, jandarma tarafından ailesine ilk etapta ‘öldü’ denilecek kadar ağır bir kurşun yarası alır. Olayların ardından ameliyata alınan ONÇ, altı ay bağırsakları dışarıda yaşadıktan sonra iyileşir. Yakup Köse’nin kolundan vurulduğu olaylarda yaralı sayısı on kişi.
Bayrampaşa Cezaevi’nde düzenlenen kod adı Tufan olan Hayata Dönüş Operasyonu’nun medyanın desteğiyle danışıklı bir senaryo ile kurgulandığı bugün açığa çıkmış durumda. İBDA-C’li mahkûmların isyan çıkarttığı şeklindeki haberlerle kamuoyunu meşgul eden Bandırma Cezaevi olayları da tam bir ‘tufan operasyonu’ aslında. Olaylarla ilgili jandarmanın ve yargının elinde videolar mevcut, o görüntülerin mahkemeye sunulması halinde savunmasız mahkumlara güvenlik güçlerinin ateşli silahlarla ve zehirli gazlarla saldırdığı ortaya çıkacak.
Cezaevindeki olayları bastıran(!) Garnizon Komutanı bugün çok tanıdık bir isim; Balyoz Davası’nda yargılanan korgenerallerden 1. Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Korcan Polatsü.
Çocuk yaşta girdikleri cezaevlerinde, ömürlerinin en güzel olması gereken yıllarını büyük acılar ve işkencelerle geçirdikten sonra nihayet geçtiğimiz yıllarda beraat eden, hayata güçlükle de olsa tutunmaya çalışan Köse ve ONÇ’nin yolları bu kez başka bir ‘kurban edilme davası’nda birleşiyor.
Bandırma Cezaevi’nde 2000 yılında çıkan olaylarla ilgili ‘cezaevinde tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma ve el değiştirme’ suçlamasıyla haklarında 18 yıla varan cezalar isteniyor. Üstelik ağır yaralı olarak kurtuldukları olayların ardından nakledildikleri Eskişehir Cezaevi’ndeyken, Bandırma Cezaevi’nde duvar içinde bulunduğu! belirtilen yanıcı ve patlayıcı maddelerden dolayı. DGM ve diğer mahkemeler arasında gidip gelen duruşmaların ardından Yakup Köse ve ONÇ’nin de aralarında bulunduğu 30 kişi hakkında İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi 2008 yılında açıyor bu davayı.
Asıl önemli konu davanın karar duruşması 29 Haziran’da görülecek. Yani aziz okuyucu, muhtemelen biz seçim sonuçlarıyla ilgili bitmek bilmez muhabbetler yaparken; Köse ve ONÇ ve diğer otuz kişi tekrar tekrar kurban edilecek; adaletten başka her şeyi sağlayan bu yargı sisteminin çarklarına…
Yakup Köse adeta çığlık çığlığa sesleniyordu gönderdiği mektubunda; 14 yaşında girdiği cezaevinde çektiği işkenceleri anlattıktan sonra; “Bu devlet ne istiyor benden ne verebilirim ki artık onlara. Ömrümün en güzel yıllarını verdim. Acı olan iki küçük kızım var şimdi. Beni içeriye atarak onların da mı hayatını zindan edecekler. Şimdi anlıyorum o zamanlar Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü’nün makam odasında benim için yardım talep eden babama söylediği; ‘Onların yaşamaya hakkı var mı ki, gebersinler’ sözünün hakikatini. Yavaş yavaş öldüren zihniyet hemen öldüren zihniyetten de acımasız”
Daha acı olan ise, Yakup Köse ve arkadaşlarının çığlığının bir iki duyarlı kulak dışında işitilmemesi... Tufandan balyoza kendine yeni kurbanlar seçen karanlık sistem de tam buradan besleniyor. Bu kendisinin derdinden başka işitmeyen kulak, görmeyen göz halimizden. Sahi sistem her gün yeni kurbanlar seçerken; sen nerdesin?
http://www.dunyayayenisoz.com/Yazar/Makale/Sistem-yeni-kurbanlarini-secerken-Sen-neredesin.html
YAKUP KÖSE VE İNAN SUVER’İ BİLİR MİSİNİZ?
Cemile Bayraktar, 3 Haziran 2011, Sivil Düşünce
Çocukken karanlıktan, doktor amcadan, oyuncaklarımızın kırılmasından korkarız. Biraz büyüyüp ergen olduğumuzda, küçük cahilliklerimizi ailemizin duymasından… Büyüdüğümüzde tüm korkularımızdan kurtulacağımızı sanırız, büyürüz ama kurtulamayız. Hatta yeni korkular eklenir…
Ben de büyüdüm, korkularımdan kurtulamadığımla kalmadı, eski hayaletlerin, kâbusların üzerine yenileri eklendi; bağırdığımda sesimin duyulmamasından korktum, benim için düzenlenmiş yasaların tam aksi yönde işleyerek bana zarar vermesinden, çaresizlikten korktum, en çok insanların çaresizliklerini izlemek zorunda kalmaktan, insanların duyarsızlıklarına şahit olmaktan… Bir hiç uğruna mahkûm edilmekten korktum.
* * * * * * * * *
Mevcut problemlere bakışımda 28 Şubat’ı yaşamış olmamın etkisi büyüktür. O dönemi kimsesiz, yalnız yaşamış olmak yıpratıcı olmuştur ancak tümüyle zulüm olan 28 Şubat’ın tek olumlu etkisi, bizlere hemhâl olmayı, anlayış geliştirmeyi bir nebze olsun göstermiş olmasıdır. Mesela bir insanın tercihleri nedeniyle mahkûm olması halinde yanında olma, destekçisi olma ihtiyacı hissediyorsam bunun yaşadıklarımla alakası mevcuttur, biraz gözlem yeteneğiniz var ise sizin de yaşadıklarınızdan yola çıkarak bir duruş geliştirmeniz mümkündür.
İki mağdur insanın öykülerini okudum, korkuları olan insanlar, seslerinin duyulmamasından korkuyorlar, yasanın onları koruması gerekirken mağdur etmesinden, bir hiç uğruna mağdur olmaktan… Korkmakla kalmıyor, yaşıyorlar.
İnan Suver, bir vicdani retçi, “öldürmeyeceğim” dediği için mahkûm edilmiş, mağdur edilmiş, hapis yatmış, hiçbir zaman sigortalı bir işte çalışmamış. İnan Suver, 3 çocuk babası, eşiyle ve çocuklarıyla dahi gerektiği kadar ilgilenememiş. Gördüğü işkence sonucu psikolojik rahatsızlık geçirmiş. Bir insan tüm bunları “insan öldürmek istemiyorum” dediği için yaşamış, zaten “öldürmek” suç değil mi?
Yakup Köse ise 28 Şubat mağduru, yarı ömrü hapishanede geçmiş, 14 yaşında idamla yargılanmış. 28 Şubat’ta İmam Hatip Lisesi öğrencisiyken, Çeçenlere destek için bir mitinge katılmış, sonrasında evi basılmış. İBDA-C Örgütü üyesi olarak lanse edilmiş, önüne konulan bütün kâğıtları, işkence tehditleriyle imzalamış ve mahkûm olmuş. İçeri alındıktan sonra Hayata Dönüş Operasyonu (Öldürmeye programlı bir operasyon olarak adı oldukça manidardır) sırasında ağır yaralanmış. Bununla bitmiyor, Yakup Köse tam 12 yıldır Hayata Dönüş Operasyonu sırasında, koğuşlarında bulunan bıçak ve patlayıcı maddeler nedeniyle yargılanıyormuş. Yargılanıyormuş diyorum zira böyle bir davadan yargılandığını yeni öğrenmiş. 27 Mayıs 2011 günü çıktığı mahkeme davayı 28 Haziran 2011′e ertelemiş.
14 yaşımdaydım, korkularım vardı, Çeçenistan’a Destek Mitinglerine giderdim, İmam Hatipliydim, 28 Şubat’ta 18 yaşımdaydım, yasaklandım. Elime silah verilmedi, verilse almazdım… Öldürmek bir tercih olmamalı, insanlar bir hiç uğruna mahkûm edilmemeli.
Korku dedik ya, büyüdüm, büyüdük… Büyüdüğümüzde korkuların tükeneceğine inanarak da avunamayız artık yine de korkularımızdan emin olmak için bir şeye muhtacız, birbirimize muhtacız, mazlumken sesimizin duyulacağından emin olmaya muhtacız, çaresizken çare olacak birilerini, bir şeyleri görmeye muhtacız, inanmaya ve güvenmeye muhtacız…
Lütfen, İnan Suver ve Yakup Köse’nin sesini duyun, duyurun. Şahit olduğunuz çaresizliklerine seyirci kalmayın. Korkularının, kaderleri kılınmasına izin vermeyin. Çünkü büyüdük, teselli gelecek vaatlerle değil anında, yapıcı müdahaleler ile mümkün, çünkü büyüdük.
http://www.sivildusunce.com/2011/06/yakup-kose-ve-inan-suveri-bilir-misiniz/
14 YAŞINDA KATİLLERLE AYNI KOĞUŞTA
Yeni Akit Gazetesi, 24 Nisan 2011, Manşet Haber
28 Şubat sürecinde, daha imam hatip lisesi 2. sınıfa giden, 14 yaşındaki Yakup Köse, İBDA-C üyesi olmakla suçlanmış, işkence sonucu zorla ve tehditle ifadesi alınmış ve tam 10 yıl, suçsuz yere hem de çocuk ıslah evleri yerine azılı mahkumların, katillerin kaldığı E ve F tipi cezaevlerinde yatmış...
28 Şubat sürecinin aktörlerinden hesap sormaya hazırlanan Köse, yaşadıklarını Akit’e anlattı...
28 Şubat darbe sürecinin karanlık yüzü her geçen gün daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. 28 Şubat sürecinde gözaltına alınan Antalyalı imam hatip lisesi öğrencisi Yakup Köse’nin, adını bile bilmediği İBDA-C örgütü üyesi olma iddiasıyla yaklaşık 10 yıl hapiste yattığı ortaya çıktı.
“DERGİYİ DELİL GÖSTERİP GÖZALTINA ALDILAR”
Akit’e konuşan Köse, yaşadığı korku dolu günleri şöyle anlattı: “28 Şubat darbe sürecinde Antalya İmam Hatip Lisesi 7. Sınıf öğrencisi iken İBDA-C örgütü üyesi olmak ve örgüt adına eylemler yapmak iddiasıyla gözaltına alındım. Örgütle bağlantıya delil olarak evde buldukları bir dergiyi ve sıhhi tesisatçı olan babamın evdeki borusunu gösterdiler. Halbuki hiçbir eyleme karışmadım. İBDA-C’nin ne olduğunu bile bilmiyorum”
“POLİSLER ZORLA İFADE ALDI”
“O zamanlar Avrasya Feribotu kaçırılmıştı. Refah Partisi Antalya İl Başkanlığı, Avrasya Feribotu’na destek mitingi yapmıştı. Ben de oraya katılmıştım. Bir gece evimize operasyon düzenlediler. Beni alıp götürdüler. Emniyette polisler zorla ifademi aldılar. Savcıya çıkarken polisler ‘Sakın ifadeni değiştirme. Eğer değiştirirsen. Seni götürür sabaha kadar döveriz’ dediler. ‘Babanı ve kardeşini de içeri alırız’ dediler. ‘Zaten yaşın küçük hemen çıkarsın merak etme’ diyorlardı. Aralarında birbirlerine ‘İyi operasyon yaptık değil mi, iyi prim alırız. 25 milyon alır mıyız?’ diye soruyorlardı. O zamanlar dindar insanlara operasyon yapmanın karşılığında ödül alıyorlardı.”
MAHKEME, TALEPLERİ REDDETTİ
“İzmir DGM’de yargılandım. Zaten 3 defa duruşmaya katıldım. Her duruşma 5 dakika falan sürüyordu. Hakime ‘Benim bir suçum yok. İmam hatipte okurken Taraf dergisini spor dergisi diye aldım, okudum o kadar. Bir de gösteriye katılmaktan başkada bir şey yapmadım. Ne örgütü bilirim ne de atılı suçları bilirim’ dedim. Ayrıca yaşım küçük olduğu için Çocuk Mahkemesi’nde yargılanmak istediğimizi yazılı olarak talep ettik. Ancak Mahkeme reddetti.
Özellikle de babamın tesisat borusu konusunda talebimiz oldu. Onu da reddettiler. Ne olduğunu anlayamadık zaten. 2-3 ayda her şey bitti.”
“9 GÜN İŞKENCE GÖRDÜM”
“9 gün Terörle Mücadele’de işkence gördüm. 14 yaşındaydım. Sorguda ne olduğunu bile anlamadığım, bilmediğim sorular soruldu. Bana kabul edersem çıkacağımı, dışarıda ailemin beni beklediğini söylediler. Ben de o zaman bana uzatılan kağıtları korkuyla imzaladım. Aslında İBDA-C’nin açılımını bile bilmiyordum.”
“ANNEMİN ELİNİ BİLE ÖPMEME İZİN VERMEDİLER”
“Mahkemeye çıkarıldım ve hemen tutuklanma kararı verildi. Bir gün infaz kalemi iddianamemi getirdi, aldım okuyorum. Acaba tahliyem mi geldi diye. Maalesef ben neymişim ki devleti anayasal düzenin silah zoruyla devirmeye teşebbüs etmişim. Emin olun o an anayasa, düzen, teşebbüs kavramlarını bile anlamayacak kadar yetersizdim... Mahkemeye çıkarıldım. Annem de gelmişti mahkemeye. Tam 1,5 senedir annemi görememenin hasretiyle elini öpmek istedim. Bir komutan annemi ve beni itti; ‘Yassak’ dedi. Bunu hiç unutamam.”
18 YIL HAPİS CEZASI VERİLDİ
“Hakimin suratını görünce bütün umutlarım yıkıldı. Karar verildi; ‘Yakup Köse’nin anayasal düzenin silah zoruyla değiştirmeye teşebbüs ettiği suçu anlaşıldığından 146/1 maddesi idam cezasına, iyi halinden dolayı müebbet hapis cezasına, yaşının 18 yaşından küçük olduğu için 55. madde uygulanarak 18 yıl 8 ay hapsine’ diyerek kararı verdi ve kalemimi kırdı.”
“ÇOCUK MAHKEMESİ YERİNE DGM’DE YARGILANDIM”
“Antalya, Nazilli, Bandırma, Eskişehir ve Bolu’da E tipi cezaevlerinde kaldım. Yaklaşık 10 yıl içeride kaldım. İçeride adam öldürmekten, yaralamaktan ve çeşitli suçlardan insanlar vardı.
İnsanlar, ‘Siyasi suçluya bak’ diye benimle dalga geçiyorlardı. Aslında yasal olarak çocuk ıslah evine konmam gerekirken E ve F tipi cezaevlerine koydular. 14 yaşında olduğum için Çocuk Mahkemesi’nde yargılanmam gerekirken neden DGM’de yargılandım? Çocuk ıslah evine konmam gerekirken neden E ve F tipine konuldum? Bu mudur ıslah etme? Bu mudur topluma kazandırma? Bundan sonra geçmişin izlerini nasıl sileceğim?”
“28 ŞUBATÇILARA DAVA AÇACAĞIM”
“2005 yılının başında cezaevinden çıktım. İşsizim, insanlar bana garip gözlerle bakıyor. 10 yıldır içeride haksız yere yatırılmamın hesabını kim verecek? Adaletin yerini bulmasını istiyorum. Ergenekon ve Balyoz operasyonlarında o zamanki mahkeme süreçlerini etkileyecek belgelerin çıktığını görüyoruz. Zaten benim tutuklanmamı o zaman DGM’nin üyesi olan askeri hakim istemişti. Yani birileri tarafından dikte ettirildiği anlaşılıyor. 28 Şubat sürecinin bütün aktörlerinden hesap sormak istiyorum. Maddi ve manevi tazminat davası açacağım.”
http://www.ismailpala.com/gazeteler/yeniakit/manset-2011-04-24.jpg
YARDIM BEKLERKEN 2. DAVA AÇILDI
Yeni Akit Gazetesi, 24 Mayıs 2011, Özel Haber
28 Şubat sürecinde, adını bile bilmediği İBDA-C örgütünün üyesi olmak suçlamasıyla 14 yaşında iken idam cezasına çarptırılan, 10 yıl cezaevinde yatan ve iş konusunda yardım bekleyen Yakup Köse hakkında, hapiste iken kesici alet ve patlayıcı bulundurduğu iddiasıyla dava açıldığı ortaya çıktı.
Akit’e konuşan Köse, “28 Şubatçılar hakkında dava açınca birileri yeniden düğmeye bastı galiba. 10 yıl yetmedi, bir 10 yıl daha yatırmak istiyorlar” dedi.
Geçtiğimiz günlerde 28 Şubatçılara dava açan Yakup Köse’nin başı yine bir dava ile dertte. 28 Şubat sürecinde adını bile bilmediği bir örgütün üyesi olmak suçlamasıyla 14 yaşında iken idam cezasına çarptırılan ve 10 yıl cezaevinde yatan Köse hakkında, hapiste iken kesici alet ve patlayıcı bulundurduğu iddiasıyla dava açıldığı ortaya çıktı.
“10 YIL DAHA YATIRMAK İSTİYORLAR”
Akit’e konuşan Köse, “10 yıl yetmedi, 10 yıl daha yatırmak istiyorlar galiba” dedi. 28 Şubatçılardan hesap sormanın huzurunu yaşarken gelen bir haberle yıkıldığını belirten Köse, “2000 yılında Hayata Dönüş Operasyonu’nda Bandırma Cezaevi’ne baskın yapılmış, beni ve orada bulunan 30 arkadaşımızı alarak Eskişehir F Tipi Cezaevi’ne sevk etmişlerdi. O olay sırasında kolum kırılmıştı. Biz gittikten sonra cezaevinde tadilat yapan idare, betonların arasında bıçak ve kesici delici aletler bulmuş. Bunun üzerine hakkımda dava açmışlar. 11 yıl geçmiş, benim hiçbir haberim yok” diye konuştu.
“BİR DAHA CEZA ÖLÜMDEN BETER”
27 Mayıs 2011’de İstanbul Beşiktaş Adliyesi’nde bulunan 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde karar duruşmasının yapılacağını belirten Köse, şunları söyledi: “Dile kolay, 10 yıl yatmışım, yaralanmışım. Şimdi de hakkımda 18 yıl daha hapis cezası isteniyor. Bir daha ceza verirlerse ölümden beter olur benim için. Çünkü arkamda bir ailem var artık. Ömrümün en güzel yıllarını zaten içerde geçirmişim. Bir daha böyle bir cezayı çekemem. Hayatımın zindan olmasını istemiyorum.”
“YARDIM BEKLERKEN DAVA GELDİ”
Hapisten çıktıktan sonra evlenip yuva kurduğunu belirten Köse, “Zaten çocukluk ve gençlik yıllarımı orda geçirdim ve şimdi bakmam gereken bir ailem var. Ben devletten destek bekliyorken hukuk anlamında, iş anlamında, yaşama özgürlüğü hakkında, önüme koyulan bu dava bir kez daha hayal kırıklığına uğrattı beni” diye konuştu.
“BU DAVANIN ADALETLİ OLDUĞUNA İNANMIYORUM”
28 Şubat sürecinde açılmış davaların adaletli olduğuna inanmadığını belirten Köse, şunları söyledi: “Sayın Başbakan şiir okuduğu için cezaevine atıldı. Devletin Cumhurbaşkanı Başbakan’ın suratına kitap fırlatıp binlerce esnafın batmasına sebep oldu. Başbakan Ecevit ülkede kaos olsun diye hastanede ilaç tedavisiyle öldürülmek istendi. Sırf insanlara faydası dokunsun diye okullar açan hocalarımıza ‘İrticacı’ demediler mi? Onların dershanelerine ‘İrtica yuvası’ demediler mi? O süreç nasıl adaletli bir süreç olabilir?”
“ASKER BENİ YARALADI, RAPORUM VAR”
Baskın sırasında kamera çekimleri yapıldığını ve o görüntülerin ortaya çıkarılması gerektiğini söyleyen Köse, sözlerini şöyle sürdürdü: “O görüntülerde kendi hazırladıkları moltofları üzerimize acımasızca attıkları ortaya çıkacak. Beni bir jandarma yaraladı, kolum kırıldı. Komutana kolumun kırık olduğunu ve acele hastaneye götürülmemi istedim. Bana Batı Çalışma Grubu için ifademi alacaklarını, sonra hastaneye götüreceklerini söyledi ama öyle bir şey olmadı, direk hastaneye götürdüler.”
28 ŞUBATÇILAR HAKKINDA DAVA AÇMIŞTI
25 Mayıs 1996 tarihinde Antalya’da İBDA-C üyesi olmak iddiasıyla gözaltına alınan ve idam cezası verilen Köse, çocuk yaşta 10 yıl hapis yatıp çıktıktan sonra, geçtiğimiz günlerde 28 Şubatçılar hakkında dava açmıştı. Köse’nin ibretlik hayat hikâyesini ilk defa Akit gündeme getirmişti.
Akit, Köse’nin 28 Şubat sürecinde henüz 14 yaşında bir lise öğrencisiyken gece baskını ile apar topar alınıp götürülüşünü ve 10 yıl boyunca haksız yere katillerle aynı koğuşta bırakılışını manşetten duyurmuştu. (üstte Yakup Köse’nin, Hayata Dönüş Operasyonu sırasında jandarmalar tarafından yaralandığını ve haklarında dava açıldığını gösteren belge.
ONLINE İMZA KAMPANYASI: “28 Şubatçılar”dan Hesap Soruyoruz!
Kamuoyuna; Bizim için hak; hukuktur! Adalet; zulmün olmamasıdır! Zalimin önündeki en büyük engel; hukukçudur! İdeal hukukçu; zalimin en büyük düşmanı olduğu için, tam bağımsız ve millî bir seciyenin sahibidir! Kâmil bir hukukçu için en büyük zulüm; Atlantik ötesinden gelen emirlere göre hareket etmektir! Hukukun amir-memur, ast-üst münasebetine göre şekillendiği bir yapıda en büyük zalimler; "hukukçu" kisveli memurlar ve onun adetâ amirleri konumunda olan kişilerdir! “28 Şubat”; işte hukukçu kisveli bu memurların ve onların adetâ amirleri konumunda olan kişilerin yaptığı bir sürek avının adıdır! Amerika'nın “Bizim Çocuklar” dediği kişiler üzerinden yaptığı 28 Şubat operasyonunda; Tarihin gördüğü en büyük hukuksuzluklara imza atılmış, “Hukukçu” kisveli memurlar, NATO'cu subayların karşısında tesbih tanesi gibi dizilip brifing/emir almış, NATO'cu subaylarca adliyenin arka kapılarından bağımsız olduğu söylenen hâkimlere güya “nezaket” ziyaretinde bulunulmuş, Görülmekte olan kimi dosyalar hakkında “çok derin” fikirler beyan edilmiş, Bu “nezaket” ziyaretlerinin ardından da birçok insan 18 yaşından küçük olmasına rağmen idam cezası almıştır. Bunlardan biri de Yakup KÖSE'dir. Yakup KÖSE; 28 Şubat sürecinde içeri alındığında daha 14 yaşındaydı. “Örgüt üyesi olduğu” gerekçesiyle tutuklandı, 28 Şubat hukukuna göre ve DGM'lerde yargılandı, İdam cezası aldı, Ve hayatının yarısını cezaevinde geçirmek zorunda kaldı. Evinde buldukları Taraf isimli legal bir dergiden yola çıkarak Yakup KÖSE'ye idam cezası veren hukukçular ve onların adetâ amirleri pozisyonunda olan Çevik BİR vd. NATO'cular 28 Şubat sürecinde; İnsanları evlerinden, yerlerinden, yurtlarından ettiler. İstanbul'un göbeğinde, Fatih'te kılık-kıyafet avına çıktılar. Refah Partisi'ni kapatıp, Necmettin Erbakan gibi siyasetçileri siyasetten uzaklaştırdılar. Mustazaf- Der, Mazlum-Der, Özgür-Der, ÖNDER, İHH, MÜSİAD, MGV ve İLKAV gibi birçok dernek ve mensubuna baskı yaptılar. Nurettin Şirin, İrfan Çağrıcı, Mehmet Kutlular, Mehmet Pamak, Müslüm Gündüz, Hüda Kaya, Mehmet Göktaş, Bülent Yıldırım, Mehmet Emin Akın gibi birçok yazar ve dernek yöneticisine zulmettiler. M. Esad Coşan gibi bir fikir ve ilim adamını bile Avusturalya'ya göçmek zorunda bıraktılar. Gençleri üniversiteye hazırlamanın haricinde bilinen başka bir faaliyeti olmayan belli-bazı dershanelere baskı yapıp, bu dersanelerin kurulmasına öncülük eden isimleri Amerika'ya göçmek durumunda bıraktılar. Akit, Zaman, Milli, Yeni Şafak ve Yeni Asya gibi birçok gazeteye baskı yaptılar. Akıncı Yolu gibi o döneme damgasını vuran dergilerin yöneticilerini ölümle tehdit ettiler. İskender Pala, Nevzat Tarhan, Ahmet Sınav gibi değerli akademisyenleri Türk ordusundan attılar. Tek suçu Anadolu insanı olmak olan binlerce tam bağımsız ve millî bir seciyenin sahibi askerimizi ordudan ihraç ettiler. O gün için 41, bugün içinse 57 eseri olan, 28 Şubat sürecinde tutuklanıp, 28 Şubat hukukuna göre yargılanan, sübut bulan tek eylemi kitap yazmak olan, "olsa olsa budur" mantığı üzerine bina edilen hükümlerle sırf fikrinden dolayı idam cezası verilen, tam 12 yıldır cezaevinde, son 6 yıldır da 3 metrekarelik tek kişilik hücrede tutulan, 11 yıldır da Telegram isimli işkenceye maruz bırakılan Salih Mirzabeyoğlu'na ve O'nun şahsında Anadolu insanına Atlantik ötesinden gelen emirler doğrultusunda gayrı-ahlâkî ve gayrı-insanî birçok saldırıda bulundular. Bütün bu fiillerin Türk Ceza Kanunu'nda bir karşılığı vardır ve hepsi suçtur. Ve fakat bütün bu fiilller sanki suç değilmiş, Ve sanki Siyonist JİNSA örgütünden ödül alan Çevik BİR vd. NATO'cular suçlu değilmiş gibi haklarında hiçbir işlem yapılmamakta, Yukarıda sayılan birçok fiili işleyen kimseler elini-kolunu sallayarak dışarıda dolaşmakta, Büyük şirketlere danışmanlık yapmakta, Hayatlarını hiçbir şey olmamış gibi devam ettirmektedirler. Kendi özgücümüze güvenerek ve sadece buna dayanarak Çevik BİR vd. 28 Şubatçılardan hukuk önünde hesap soran bizler; Eğer herkes Amerikancı darbelerden gerçekten şikayetçiyse, Eğer adalet Türkiye'de gerçekten varsa, Ve eğer hukuk gerçekten üstünse, Bütün bunların ortaya çıkması adına; Çevik BİR başta olmak üzere 28 Şubat'ta görev yapan bütün NATO'cuların yargılanmasını talep ediyor, Her ne olursa olsun bu davanın takipçisi olacağımızı, Gelişmelerden de kamuoyunu ân be ân haberdar edeceğimizi ilân ve beyan ediyoruz. Saygıyla duyrulur. “28 Şubatçı”lar Yargılansın Platformu
ONLINE İMZA KAMPANYASINA KATILMAK İÇİN ADRES: http://www.petitions24.com/28subatcilaryargilansin * First name (Ad) * Last name (Soyad) * City (Şehir) * Country (Türkiye veya yaşadığımız ülke) * Email address (Gerçek bir e-mail; ziyaretçiler görmüyor, sadece mail adresinize gelecek mesajda kampanyaya katılım imzanızı “to confirm-onaylamak için” ve gerçek bir kişi olup olmadığınızı tesbit için gerekli. Mail adresinize gelecek mesajdaki “to confirm-onaylamak için” yazısından hemen sonraki linke tıklanıyor, o kadar. Onay maili “Spam”a düşebilir, mail gelmemişse “Spam” kontrol edilmeli.) Show your signature in public? Yes - No ("Yes" aynen kalıyor; isim-şehir-ülkenizin ziyaretçilerce görünmesini sağlıyor) Son olarak da "Sign This Petition"a, yani "Bu Dilekçeyi İmzala" butonuna basılıyor. Your email address will never be displayed in public or released to third parties. (E-mail adresiniz kesinlikle gösterilmeyecek ve başkalarına verilmeyecek.)
|
En Son Eklenenler
Telegram... Hükümet......
Salih Mirzabeyoğlu ve... Anadolu Kültür... Örnek Aydın Modeline Dair... JENİ Sthn Arxh Jeni - II Leibniz Düşüncesinde... Gerilim ve Korkunun Ustası... Yazarlara ve Yazacaklara... Baruh Atah Adonay (Veya...
En Çok Okunanlar
Beni Yavaşça Öldüren...
Askerî Silah Telegram ... Gökkubbe Altında Saklı... Totem ve Tabu Hakkında Kafa Konforumuzu Bozan... Mirzabeyoğlu’na MGK... Mehmet Ali Bulut’la... İslâm Birliği... Telegram ve Hakikat Şuuru Japonca "Ölüm Odası -...
En Çok Yorumlananlar
İslâm Birliği... (3)
Mehmed Âkif ve Yahya Kemal... (3) OKUYUCU (Hikâye) Rusçadan... (3) Mirzabeyoğlu’na MGK... (3) İndeks: BAŞYÜCELİK... (2) Totem ve Tabu Hakkında... (2) Mehmet Ali Bulut’la... (2) Dergimizin Son Sayısı Çıktı! Sayı: 2 - II.Dönem Güz 2011 |
||
|
Anasayfa |
Yazılar |
Haberler |
Seçtiklerimiz |
Dergiler |
Dergi Aboneliği
Künyemiz | Hakkımızda | Bayilerimiz | Dergimize Yazın | Web Sitemize Yazın Copyright © Telif Hakları AKADEMYA'ya Aittir |
||||