İKİ ÇOCUK, İKİ MEKTUP
Umur Talu, 12 Mayıs 2011, Habertürk Gazetesi
Murat Polat, 16 yaşındaydı. Daha fazla büyümedi.
Öldü.
Atış alanı diye kullanılan köy merasında koyun
otlatırken bulduğu merminin patlamasıyla.
Yakup Köse, 14 yaşındaydı. İmam Hatip’te gözaltına
alındı; o yaşta idamı bile istendi. Orada büyüdü. Orada vuruldu. Çıktı. Orada
yaşlansın isteniyor!
28 Şubat dönemi, İBDA-C üyesi olduğu gerekçesiyle.
Şimdi de, Hayata Dönüş Operasyonu sırasında, eski cezaevi duvarından iki ay
sonra bıçak, patlayıcı çıktığı iddiasıyla.
(İlk mektup bana, ikincisi Mehmet Atak’a geldi)
***
“05.05.2011’te Van Erçiş Yukarı Akçagedik köyünde
yaşamını yitiren Murat daha 16 yaşında, hayatının başındaydı.
Koyun otlatırken bulduğu mermi yaşamını yitirmesine
neden oldu. Bölgedeki karakol merayı
atış alanı kullanıyor. Murat mermiyi (galiba zırh delici) eve getirir ve merak
edip penseyle açmaya çalışır. Maalesef elinde patlar.
Basında yanlış aksetti. Bilinmeyen bir cismi kolye
yapmak istemiş gibi. 150-200 gram mermiden nasıl kolye yapılabilir ki.
Bomba gibi mermi düşüncesizce başıboş bırakılmış.
Sadece bir tane değil, merada onlarca, belki yüzlerce.
Lütfen başka ölüm yaşanmasın. Önyargılarımızdan
kendimizi kurtarmamız lazım.
Gereksiz korkularımız bize istenmeyen şeyler
yaptırıyor. Gerçek ne ise yansıtalım. Özgür basın tarafsız da olmalı. Talihsiz
bir olayda insanların acısını paylaşmak gerekir. Yarasına tuz ekmeyelim.
Türk, Kürt, Ermeni, ne olursa olsun, insan yaşamı
bu kadar ucuz olmamalı.
Yitirilen her can ülkenin ortak acısı. Keşke
Kastamonu’da polisimiz yaşamını yitirmeseydi. Keşke Halkalı’da yanan otobüste o
kızımız yaşamını yitirmeseydi. Keşke Van’da Murat yaşamını yitirmeseydi.
Artık keşkeler yaşamayalım. Ülke hepimizin ortak
mirası.”
***
“Kıymetli Mehmet Abi. İmza kampanyası başlattık. 25
Mayıs’ta Meclis’e götüreceğiz. Neden dersen, 25 Mayıs Antalya’da gözaltına
alınışım 96 senesinde.
Bir de 2000 Hayata Dönüş Operasyonu’nda (yeni adı
Tufan) Bandırma Cezaevi’nde koğuşlarımıza baskın yapmışlardı. Devlet iradesi
bizi aldı, devletin başka cezaevine koydu.
Dava yine gündeme geldi. Korkunç olan, karar
mahkemesiymiş. Hakkımda 18 yıl daha isteniyor.
Suç ise, gülmeyin, bizi götürdükten iki ay sonra
duvar içinden bıçak, patlayıcı çıkmış. Toplu isyan, ateşsiz silah, ceza
isteniyor. Bizim soktuğumuz nereden biliniyor?
Cezaevi arkadaşlarımdan birini katlettiler; ben
dahil 9 kişi ağır yaralandı. Raporum mevcut. Hakkımızı ararken, az yatmışsın 10
yıl, bir 10 yıl daha yat!
Bu mahkemelere bir kez bile katılmadım,
bilmiyordum. 12 senedir yargılanıyormuşum, davada avukatım bile yok.
Kelâmın tükendiği noktadayım.
14 yaşında al. İçeride rejim düşmanı gibi
yetişmesine izin ver. Asi olsun. Sana kafa tutsun. Operasyon yap. Kolundan vur.
Eskişehir tabutluklarına sevk et. Betonların içinde silah bulduk yalanı
tertiple. Dava aç. Cezayı ver.
Mehmet Abi, bu devlet ne istiyor benden? Ne
verebilirim ki onlara artık? Ömrümün en güzel yıllarını verdim.
Acı olan, artık iki küçük kızım var. Onlara da mı
hayatı zindan edecekler?
İnsanlar bunlar başlarına gelmeyecekmiş gibi
kafalarını kuma gömmeye, Kurtlar Vadisiyle tatmin olmaya devam etsinler.
Yaşamım film şeridine sığmayacak kadar gerçek.
Gerçekleri halka mal etme görevi sizlerin.
Tertiplenen oyunlar devam ediyor.
Şimdi anlıyorum, o zamanlar Ceza ve Tevkif Evleri
Genel Müdürü’nün makam odasına gidip benim için yardım talep eden babama
söylenen “Onların yaşamaya hakkı var mı ki. Gebersinler!” sözünün hakikatini.
Yavaş yavaş öldüren zihniyet, hemen öldüren
zihniyetten de acımasız.
Başınızı ağrıttım. Son sözüm Nazım Hikmet’ten,
gerçeklerin ortaya çıkmasıyla alakalı bir mısrası:
Sen yanmasan, ben yanmasam, nasıl çıkar karanlıklar
aydınlığa”
***
Sonra… çocuklarımız şöyle de böyle de…
Sonra… şey sorunu yok da mey sorunu var da…
Sonra… şifre var da kopya yok da…
Sonra…
http://www.haberturk.com/yazarlar/629830-iki-cocuk-iki-mektup