KÖSE’NİN SESSİZ
ÇIĞLIĞI
Merve Kavakçı,
Yeni Akit Gazetesi, 1 Temmuz 2011
Bir elektronik posta düştü mailime. Şöyle diyordu:
“Kıymetli Merve hanım, ben 28 Şubat sürecinde 14
yaşında bu karanlık mihraklar tarafından gözaltına alındım... Kafalarına göre
örgüt dediler, yazdılar çizdiler, idam cezasını verdiler ve 14 yaşından 24
yaşıma kadar türlü türlü olaylarla mücadele ederek zindan hayatı yaşadım...
Geçtiğimiz ay 28 Şubatçılar yargılanmalıdır diye dava açtım ama sanki birileri
hazırda bekliyormuş gibi önüme Hayata Dönüş operasyonundan dolayı hakkımda 11
yıl önce açılmış bir davayı koydu. Hakkımda 20 yıl daha ceza istiyorlar... Ben
bazı köşe yazarlarına mail attım, duyarlı kalemler yazdılar. Size o yazarların
yazılarını gönderiyorum.... Lütfen siz de destek verin.” Mektubun sahibi Yakup
Köse.
28 Şubat’ın mağdurlarından bir genç daha... Bin yıl
süreceği iddia edilen post modern ihtilal belki bin yıl sürmedi ama binlerce,
on binlerce, milyonlarca insanın hayatını bir şekilde karartmayı başardı.
İhtilaller bitse de... esameleri okunmaz hale gelse de... hafızalarda en
arkalara istemli olarak itilse de... üzerlerine en derin yorganlar kat be kat
çekilse de.. sonuçları her gün, her sabah, dipdiri, sanki hiç yaşanmamışçasına
tazeliğini koruyarak, sanki acılar hiç çekilmemişçesine ilk an sızısıyla
gövdeleri yararak, karşınıza capcanlı dikiliveriyor... Dünkü acınızı bir an
aklınıza getirseniz belki bugünkü o kadar acıtmayacak diye düşündüğünüz anda
hiç tahayyül edemediğiniz bir kuvvette tekrar ve tekrar saplanan, şiddetiyle
sarsan bir ağrı haline dönüşüveriyor. Kimi zaman bir dağ başında, kimi zaman
Kaf dağının ardında, kimi zaman sürgünde, kimi zaman kalabalıklar içinde, kimi
zaman demir parmaklıklar arkasında insanı yakalayıveriyor. Yakalayıveriyor da
ömrü oradan oraya, bazen bir güne, bazen bir yıla, bazen bir mahkemeye, bazen
bir dizisine mahkum ederek tüketiyor. Ne uğruna.... Bazen bir hiç, bir hınç,
bir nefret, bir dava, bazen de eften püften bir şeyler uğruna... Yakup Köse de
hayatı karartılanlardan bir tanesi.
Mailime eklediği köşe yazılarını bir bir okuyorum.
Derdini onun dilinden dinliyorum: “Ben 14 yaşında 28 Şubat’ın karanlık
mihrakları tarafından terörist ilan edildim. 146/1 maddesiyle idam cezası
aldım. 25 yaşıma kadar türlü türlü hadiselerle boğuştum. Onların isyan dediği,
benim de baskın dediğim bir olaya tanık oldum, yaralandım, devletin güvenliği
altındaydım ve altındaydık, yaralandık, öldürüldük, ailemizden uzaklaştırdılar.
Kendilerini marifetmiş gibi “Yeşil’in adamı” olarak tanımlayan kişiler tarafından
linç edildik. 28 Şubat bin yıl sürecek düşüncesine inanan bir komutan
tarafından 15 yaşımda Nazilli Cezaevi’nin büyük avlusundaki darağacının yanına
götürüldüm. Başörtüsüyle Meclis’e girmek isteyip de giremeyen vekile geçmiş
olsun diye mektup yazdığım için disiplin cezaları aldım. Bandırma Cezaevi’nde
baskının sona erdirilmesi için çağrıda bulunan Başbakan Bülent Ecevit’e, ‘Bu
Genelkurmay’ın işidir, Başbakan karışamaz’ cevaplarına kadar duydum, duyduk.
Sayın Başbakanım, Mustafa Pehlivanoğlu’nun mektubunu okuduğunuzda sizin kadar
ben de duygulandım. İnsan olan herkesin vicdanına hitap eden o mektubun bugün
benim gibi birçok yaşayan canlı tanıkları vardır hem de çok yakın tarihin, 28
Şubat’ın tanıkları. Acaba ben de feryat etsem yaşıyorken, Sayın Başbakan benim
de sesimi duyar mı diye düşündüm. İnananlar üstündür. İnanıyorum ki benim de
sesim duyulacak. Onlar bastılar, onlar yaraladılar, onlar öldürdüler, demiştim.
Onlar derken bu ülkenin Başbakanı’nı hastanede öldürmeye çalışan 28 Şubat
Organizasyonu’ndan bahsediyorum... Bir de... cezaevinde isyan çıkarmak suçundan
özel yetkili İstanbul Beşiktaş Adliyesi’nde 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde
yargılanıyorum... Hakkımda 20 yıla yakın ceza istiyorlar. İsnat edilen suçlar o
kadar komik ki, inanıyorum bağımsızlaştığına inanan yargı bu davada beraat
verecek. Ya vermezse beraatimi?.. Bu ihtimali düşünecek durumda bile değilim.
Sesleniyorum, sadece sesleniyorum çünkü elimden başka bir şey gelmiyor.” İki
gün önce Köse’nin davası Beşiktaş Adliyesi’nde görüldü.