'Ateşten Yıllar' ve
'Salih Mirzabeyoğlu'na Özgürlük'
Teodora Doni / Yeni
Şafak Gazetesi,
9 Mayıs 2011
Gazetemiz Yeni Şafak yazarlarından Abdulkadir
Selvi'nin Nesil Yayınları'ndan çıkan "Ateşten Yıllar" adlı son
kitabını okuduğumda bir kere daha anladım ki bu günlerde olup bitenleri daha
iyi anlayıp kavrayabilmek için öncelikle geçmişi her yönüyle ve tüm
gerçekleriyle bilmek gerekiyor.
Çünkü "Ateşten Yıllar", Bediüzzaman Said
Nursi üzerinden gelişen siyasi tartışmaların alevlendiği üç kritik dönemin
belgeleri, tutanakları arasından çıkıp gelmiş bir araştırma... Gerçekten çok
emek verilen, çok kapsamlı bir araştırmanın ürünü olan bu kitabı; sadece
siyasetle ilgilenenler değil geçmişi bilerek yaşadığımız günleri anlamak
böylece geleceği de doğru yorumlamak isteyen herkes kesinlikle okumalı bence.
"27 Mayısçılar sadece siyasi iktidarı alaşağı
etmemişti. Ordunun içinde de geniş bir kıyıma girmiş iki yüz yirmi generalin
bir gecede orduyla ilişiği kesilmişti. Tasfiyeler, tutuklamalar, ihanetler,
ihbarlar; darbe döneminden nemalanma çabalarına eklenince korku dolu günler
yaşanmaya başlamıştı. İnsanlar 'belki beni ihbar eder' korkusuyla dostlarından
bile uzak duruyordu" diye anlatılan ateşten yıllar.
"27 Mayıs ihtilali en acımasız ve en korkunç
yüzünü, aralarında cumhurbaşkanının, başbakanın, bakanların, milletvekillerinin
bulunduğu Demokratların dipçik altında itile kakıla Yassıada'ya tıkılması,
diğeri ise Said Nursi'nin mezarının parçalanması olayıyla gösterdi. Çünkü bu
mezardan başka mezarlara yollar açılacaktı. Bediüzzaman'ı mezarında rahat
bırakmayanlar, bir yıl sonra bu kez Menderes'i hasta yatağından alıp, bir öğle
vakti ipe çekeceklerdi" diye anlatılan ateşten yıllar.
O dönemde ileri sürülen "Said Nursi'nin naaşı
denize atıldı" iddiasını çürüten belgelere de yer veren bu kitaptan
haberdar olduğum gün, televizyon kanallarından Usame Bin Ladin'in
öldürüldüğüne(!) ve denize atıldığına (!) dair ilk haberleri dinlediğim gündü.
İlginç değil mi. Nasıl da aynı zihniyet. Denize atıldı diyerek yalanlarını,
oyunlarını, zulümlerini gizleyeceklerini, gerçeğin üstünü örteceklerini
sanıyorlar. Tıpkı ülkeleri işgal ederken, biz oraya demokrasi götürüyoruz
dedikleri gibi.
Aslında sadece Türkiye değil bütün İslam ülkeleri,
ateşten yıllar değil tam anlamıyla ateşten bir yüzyıl yaşadı ve şu günlerde
Ortadoğu'da, Afrika'da, Kafkasya'da, Balkanlar'da ve Ortaasya'da olup bitenlere
bakılırsa ne yazık ki İslam Milleti'nin ve tüm mazlumların ateşten yılları
devam ediyor. Zalimlerin fitne fesat oyunları da...
Beklemedikleri bir anda Tunus'ta başlayan halk
ayaklanmasının diğer ülkelere de sıçrayacağını öngören bu zalimlerin bundan
sonraki ayaklanmaları kendi kontrollerinde istedikleri gibi şekillendirmek için
Mısır'da da Libya'da da, Yemen'de de, Suriye'de de; dinamitleri de kendileri
koydular fitilleri de kendileri ateşlediler diye düşünüyorum. Tam da bu noktada
tüm İslam Milleti Türkiye'den meydanı bu zalimlere bırakmamasını, mazlum ve
kardeş halkların yanında etkin bir şekilde yer almasını bekliyor.
Peki Türkiye ne yapıyor. Siyasilerin her geçen gün
seviye kaybeden atışmalarını hep birlikte izliyoruz ne yazık ki. Keşke üzücü
olan sadece seviye kaybı olsa... Bir yandan karşılıklı hakarete ve tehditlere
varan söylemler çoğalırken diğer yandan aynı şekilde insanlarımızın canına kast
eden bence oldukça provokatif saldırılar da hızla artıyor. Yani zalimler bu
ülkede de büyük bir fitne fesat oyunu için yine iş başında.
Oysa insanlar nasıl da umutlanmıştı, artık her şey
güzel olacak diye. Artık barış gelecek, huzur sağlanacak, sofralar
bereketlenecek diye. Artık insanca yaşanacak ve ülke tüm özgürlüklerin güvence
altına alındığı yepyeni bir anayasaya kavuşacak diye. Artık yeni Nazım
Hikmet'lere, Said Nursi'lere, Necip Fazıl'lara sahip çıkılacak diye.
Oysa yine insanlar düşüncelerini yazdığı için
hapiste. Elbette görünürde düşünmek ve düşündüğünü yazmak artık suç değil ama
suya sabuna dokunmamak şartıyla. Eğer yazdıklarınızda, söylediklerinizde iyi,
doğru ve güzel için insanlara bir çağrı; kötü, yanlış ve çirkin için bir
eleştiri varsa suçlanmanız için yeterli olabiliyor. Kendinizi her an yasadışı
örgüt lideri olarak bulabiliyorsunuz mahkeme karşısında.
Ömür boyu hapse mahkûm Salih Mirzabeyoğlu bunun
sayısız örneklerinden biri sadece. Bütün eylemi sayısız esere imza atmaktan
ibaret olan Salih Mirzabeyoğlu yıllardır demir parmaklıkların arkasında ve
bugün doğum günü. "Salih Mirzabeyoğlu'na Özgürlük" kampanyasını başlatan
arkadaşları birkaç gün önce bana gönderdikleri mesajda; 9 Mayıs 2011 Saat
13.30'da yani bugün Salih Mirzabeyoğlu'nu ziyarete gideceklerini, doğum gününde
yalnız bırakmayacaklarını, içeri giremeseler de, avukatları aracılığı ile
kendisine iletmek istedikleri mesajları yollayacaklarını yazmışlardı.
Ben de mesajımı buradan yazıyorum umarım iletilir
Salih Mirzabeyoğlu'na. Kendisinin 28 Mayıs 2010 tarihinde Telegram (zihin
kontrolü) işkencesi altında, Carlos'a "Başyücelik Devleti" adlı
eserinin İngilizcesini imzalarken avukat görüşü sırasında yazdığı metni aynen
tekrar ederek:
"İslam davasının kahraman devrimcisi Salim
Muhammed (Carlos)a... Daha henüz ölmedik. Söyleyecek sözümüz var ve görüşmek
dileğimiz ümitten öte, birgün buluşuruz İnşallah! Öncü rolünü unutma aziz
Gönüldaş! Allah her iki dünyada yüzünü güldürsün, sana hayırlı ve mutlu günler
diliyorum, kurtuluşa ermen dualarımla." (Söz Çakal Carlos'ta –Tahkim
Yayınevi)