Halkın
“Kahraman” veya
“Rol Modeli” İhtiyacı Üzerine
Hayreddin
Soykan
Her
insanın her vesileyle kendisine ve çevresine sorduğu soru şu olsa gerektir: Ne
yapmalı? Bu aynı zamanda şu anlama da gelir: Neyi yapmamalı? Böylesi çift
veçheli, ancak muradı belli ki tek bir soruya cevab, elbette “alternatifler”
arasından bir “seçim” yapmak demek olacaktır.
“Alternatifler”
dediğimizse, bizde şu veya bu yolla yer eden bir “bilgi muhtevası”na başvurma
anlamına gelecekken; “seçim” dediğimiz de, o muhteva içinden “belli” birini
isteyiş tarzında “iradî bir fiil”e işaret demek olacaktır.
O
hâlde son bir soru: Neyi yapıp neyi yapmamamız gerektiğine dair “davranış
alternatifleri”ni bize veren bilgi muhtevasına, aynı şekilde neyi yapıp
yapmayacağımızı seçeceğimize dair “davranış isteği”ne nasıl ulaşırız?
Sayısız
bakışa mevzu böyle bir soruya bizim arayacağımız cevabın “buradaki”
çerçevesiyse, psikolojide “rol modeli” kavramıyla da ifade edilen “örnek alınan
insan”la (ki, "örnek alınmayan insan" da ayrıca bir
"örnek"tir) sınırlı olacak. Diğer bir deyişle, özellikle ve öncelikle
"müsbet çerçeve" dahilinde, halkın “örnek alınan insan”, yani
“kahraman” ihtiyacına, bu şahsiyetlerin öğretmekle kalmayıp, aynı zamanda
istetici “rol modeli” fonksiyonuna, bilinmesi ve yapılması gerekeni şahsında
örnekleştiren “sembol şahıs - remz şahsiyet” misyonuna kapasitemizin elverdiği
ölçüde kısaca ve kabaca temas ederek, baştaki soruya cevabımızı aydınlatmaya
çalışacağız.
İlk
elde tesbiti gereken husus bizce şudur: Neyi yapıp neyi yapmamamız gerektiğine
dair “alternatifler”i bize veren bilgi muhtevası, -elbette “ruhun pasif bir
ayna olmayışı” gerçeğini asla hatırdan uzak tutmayarak!- ilk doğduğumuz günden
başlayan “içtimaî” bir öğrenme sürecinin neticesi yahud verimidir de
diyebiliriz. Önce anne babamızdan, sonrasında yakın veya uzak aile-akraba
çevremizden, yine semtimizdeki arkadaş yahud komşularımızdan, aynı şekilde
okuldaki öğretmenlerimiz ve arkadaşlarımızdan, derken daha geniş çerçevede
toplumda bizzat münasebet kurduğumuz yahud müşahede ettiğimiz ferdlerden,
giderek okuyup işittiklerimiz ve gördüklerimizden direkt veya dolaylı yoldan
aldığımız tesirler, yani “sosyal öğrenme” yoluyla tüm bu insanlardan
öğrendiklerimiz, önümüze çok çeşitli “davranış alternatifleri”ni serecektir.
Bu
“temel” üzerinde hemen cevabının araştırılması gerektiğine inandığımız soruysa
şu şekildedir: Davranış alternatiflerini bilmek onları “yapmak” demek
olmadığına göre, peki “davranış isteği”miz nasıl doğar?
Cevabın
bizcesini hiç bekletmeksizin takdim etmek gerekirse, “iyi-doğru-güzel”i,
toplumun en derin hürmet ve en coşkun hayranlıkla temâşâ ettiği bir yükseklik
ve olgunlukta “şahsen” temsil eden “kahraman”ların telkini, tesiri ve
rehberliğiyle doğar!
Böyle
bir tesir, “dünyanın çevresi şu kadar kilometredir” nevînden -gönlümüze hitab
etmeyen- kuru bir bilginin edinilişi veya getirilişi gibi olmayacak, göğün
dipsizliğinde ışıldayan “yıldızlar”ın güzellik ve yüceliğini temâşâdan doğan
bir zevki, böyle bir zevkten doğan coşkun hamle isteğini ve o şahsiyetlerde en
gözalıcı aksini bulan sonsuzluğa kavuşma arzusunu, kısaca “onlar gibi olma” aşk
ve ihtirasını getirici olacaktır çoğu.
Kuşkusuz,
belki bu nevî "coşkun" bir telkin ve tesir gücü belirtmeyen, ancak
yine de yaptığı işin “ehil” yahud “meşhur” örneği olmuş, gerektirdiği “hüner”
bakımından daha “alt seviyede” rol modelleri, öğretmenler veya dar bir iş
sahası dahilindeki "sembol şahıslar" da mevcud olabilir. Üstelik
bunlar da aynı biçimde "esaslı" ve “gerekli”dir: Ailede konuşmayı,
oturup kalkmayı öğrenen ve benliğini kazanan çocuk için anababa ve kardeşler;
yine diyelim ki bir inşaat işindekine benzer hiyerarşi gereğince, çırak için
kalfa, kalfa için usta, usta için mühendis, mühendis için mimar, meselâ
böyledir. Hatta, rol modelleri zımnında, beğenilmeyen işlerin “menfî örnekleri”
de bulunabilir. Olunmaması veya yapılmaması gerekenler bakımından, hem ferdin
hem de bir topluluk veya toplumun böylesi “örnekler”den ders alması da bir
başka “ihtiyaç” nevîdir yine.
Ne
var ki, daha ziyade basit işlerin ve gündelik fiillerin “failleri” olan “küçük”
veya “vasat” örnekler değildir asıl muhtaç olunan. Aksine, bir toplumu bir
arada tutan, o toplumun ferdlerini “ortak” bir duygu ve düşünce, “ortak” bir
ideal ve aksiyon merkezinde halkalayıp “yaşar” kılan, o toplumun bugünüyle
beraber belki daha çok istikbâldeki ihtişâmının teminatı olan “pusula”
kıymetinde “yıldızlar” da vardır. İşte bu şekilde, bir “kutub yıldızı”nın
etrafında kademe kademe halkalanarak “ideal” göğünün haritasını çizen
“yıldızlar”a, bir toplumda kalb ve beyin fonksiyonu görüp diğer organları da
kendisine bağlayan “üstün şahsiyetler”edir halkın asıl ihtiyacı. İsterse onları
“örnek” kılıcı aksiyon ve eserleri zâhiren dünyaya mıhlı olsun, hiç fark etmez;
o iş ve eserlerde bağlısı ve mümessili oldukları kalb ve zihnin en ulvî, en
hakiki ve en muhteşem tezahürü pırıldayan seçkin “organlar”dır onlar. Bu
yüzdendir ki, başlarını göğe çevirenler için, "dereceler" hâlinde
yine “kalb ve beyin” kıymeti taşırlar.
“Yıldızlar
Kuşağı”?.. “Halkın ihtiyacı olan Ümmet modeli”?.. Ve tüm zanlarımızdan münezzeh
hüviyetleriyle, bahsin derûnunda ve nâkıs anlayışımızın erişemeyeceği
yükseklikte taht kuran “Sahabîlerin Rolü ve Mânâsı”?..
“Sosyal
Öğrenme”
Bu
noktaya kadar, alelâdesi ve seçkiniyle, ancak “özetle” temas edebildiğimiz “rol
modeli” bahsini, dilerseniz bir de “psikoloji” literatüründen takib edelim. Bu
sayede, “yetiştiricileri yetiştirme”nin niçin öncelikli olduğuna dair, en kaba
ve sınırlı bir çerçevedeki çizgileriyle de olsa, bir fikir edinelim. Şöyle
denmekte:
«İnsanlar
başkalarının davranışlarını gözleyerek ve taklid ederek öğrenirler.
DENEY:
İki çocuk grubundan birine saldırganlık ihtivâ eden film seyrettiriliyor. Diğer
grub çocuğa ise saldırganlık ihtivâ etmeyen film seyrettiriliyor. Daha sonra bu
iki çocuk grubu birlikte faaliyetlerinde ve oyun oynarken müşahede edildiğinde,
saldırganlık ihtivâ eden filmi seyreden çocukların daha saldırgan davranışta
bulunduğu gözleniyor.
Sosyal
öğrenmede temel faktör, ferdlerin başkalarını gözleyerek öğrenmesidir. Gözlenen
davranışın sonunda modelin almış olduğu mükâfat veya ceza, gözleyenin o
davranışı taklid edip etmeme kararını etkiler.
Sosyal
Öğrenme Teorisinin Temel Kavramları
1.
Dolaylı Pekiştirici: Gözlenen davranışın sonuçları, gözleyeni bilgilendirmekle
kalmaz, onun davranışı yapma güdüsünü arttırır. Fakat gözlenen davranışın
sonucu, gözleyen için anlamlı ve değerli olmalıdır. Ayrıca gözleyenin davranışı
yapabileceğine de inanması gerekir. Çünkü değerlerinin başarısı veya
başarısızlığı, gözleyenin kendi kapasitesini gözden geçirmesine yardımcı
olacaktır. Modelin yapmış olduğu davranışlarda mükâfatlandırılması, gözleyenin
o davranışı taklid etmesini güçlendirecektir.
2.
Dolaylı Ceza: Modelin yapmış olduğu davranış sonunda almış olduğu cezanın
gözlenmesi, gözleyenin o davranışı yapma temâyüllerini azaltır veya ortadan
kaldırır.
3.
Dolaylı Hissîlik: Korkuların birçoğu doğuştan getirilmez. Çevredeki kişilerin
tepkileri gözlenerek öğrenilir. Genellikle başkalarının hayatlarını gözleyerek
korku, kaygı gibi duyguları öğreniriz. Bu durum, korkuların giderilmesinde de
etkilidir.
Modellerden
Öğrenme
Sosyal
öğrenme teorisinin en önemli unsuru modeldir. İnsanların bir davranışı
öğrenebilmesi için, o davranışın model tarafından nasıl yapıldığını görmeleri
gerekmektedir. Model olan kişi gözlenerek neler öğrenilebilir?
1.
Şuura müteallik yeni beceri ve davranışlar öğrenilebilir.
2.
Öğrenilenleri güçlendirir veya söndürür. Modelin yaptığı davranışların
sonuçlarını gözleyerek, neyin yapılıp yapılmayacağını öğrenebiliriz.
3.
Model gözlenerek sosyal güç ve motivasyon sağlanabilir.
4.
Model gözlenerek çevredeki nesnelerin nasıl kullanılacağını öğrenebiliriz.
5.
Model gözlenerek hissî tepkilerin nasıl ortaya konulacağı öğrenilebilir.
İnsanlar
her gördüğü davranışı almazlar veya taklid etmezler. Gözleyene davranışların
dolaylı etkisi sadece sonuçlardan değil, modelin karakteristik yapısından da
kaynaklanır. Modelle gözleyenin karakter benzerlikleri veya özellikleri,
davranışın taklid edilmesi nisbetini arttırır. Şu hâlde, modelle gözleyen
arasındaki etkileşimde bazı temel özellikler bulunmaktadır.
1.
Yaş: İnsanlar yaşlarına yakın model seçerler.
2.
Cinsiyet: İnsanlar cinslerinin davranışlarını daha çok model alırlar.
3.
Karakter: İnsanlar çoğu zaman toplumda öne çıkmış iyi karakterli ve insan
ilişkileri iyi olan kişileri model alırlar.
4.
Benzerlik: İnsanlar kendine uygun kişileri daha çok model alırlar. Yani ortak
noktalarının olduğu modelleri.
5.
Statü: Yüksek statülü modeller, düşük statülü modellerden daha çok etkilidir.
Model
Alınan Davranışların Sonuçlarının Öğrenmeye Etkisi
Öğrencilerin
yapmış olduğu istenmeyen davranışların öğretmen tarafından kabul görmediğine
dair tepki alınmalıdır, aksi takdirde onu diğer öğrencilerin taklid etme durumu
ortaya çıkabilir. Fakat, istenmeyen davranışa karşı verilen tepki, bir başka
istenmeyen davranışa model oluşturacak şekilde de olmamalıdır.
ÖRNEK:
Kardeşine fizikî güç kullanan bir çocuğa babası tarafından fizikî ceza
verilmesi, fizikî güç kullanma modeli ortaya çıkarır; ancak menfî davranışların
-eğer başkasına zarar vermiyorsa– görmezden gelinerek müsbet davranışların
pekiştirilmesi daha çok tercih edilen yoldur.»
Öğretici
ve Oldurucu Olarak Rol Modeli
Yukarıdaki
iktibastan da görülebileceği üzere, “rol modelleri” dediğimiz “şahsiyet
örnekleri” yahud “yetiştiriciler”, sadece doğrularıyla değil, yanlışlarıyla
dahi bir toplumun ve ferdlerinin “davranış alternatifleri”ni belirleyici
olabilmektedirler. Bu bakımdan onlar, belli bir topluma o toplumun hayat
hikâyesini, hayat tarzını ve asıl önemlisi hayat gayesini, sanki bir tiyatro
eserinin aktörleri gibi, ancak hakiki kimlikleriyle sahneleyen “rehberler”
kıymetindedirler.
Bugün
Batıda -meselâ Yeni Zelanda’da- öğretmen yetiştiren kimi üniversitelerde
müstakbel “öğretmenler-yetiştiriciler”, bir “tiyatro aktörü” eğitimiyle benzer,
hatta yer yer aynı eğitime tâbi tutulmaktadırlar. Burada, “rol” ve “temsil”
mefhumlarına dikkat.
Dinî,
mitolojik ve tarihî “kahramanlar”ın belli bir toplum açısından belirttiği
misyon yahud fonksiyon da, yine bu zâviyeden dikkatle düşünülmelidir. Aynı
şekilde, kurulu bir düzenin “eklemlenmiş” bir parçası olmak yerine “yeni nizam
– yeni insan” dâvâsının bayraktarı olanlar veya olmaya talib olanlar, bunu
belki herkesten fazla düşünmelidir. Çünkü dâvâlarının zaferi, işte böyle bir
“model halkası”nı hem “geçmiş” hem de “aktüel” şahsiyetler hâlinde teşekkül
ettirip ettirememelerine doğrudan bağlıdır.
Demek
ki, yeni bir dünya, yeni bir ferd ve toplum düzeni kurmaya talib olanlar,
yükseltmek için yükselmek, oldurmak için olmak, yetiştirmek için yetişmek gibi
“merkezî” bir mesuliyete muhatabtırlar. Hayatın çok yönlülüğüne mutabık olarak,
her sahada “rol modeli” olmak ve olacakları oldurmak zorundadırlar. “Menfi
örnek” olmamak için, vâkî yahud muhtemel her menfîlikten nasıl bir “müsbet”
netice devşirilebileceğini bizzat ve bilfiil göstermek durumundadırlar. Kuru
bilgiler tatbikçisi “kimyacı” değil de, elini hangi işe değdirse altuna
çevirecek sanatçı misyonuyla, birer “simyacı” olmak borcundadırlar. İşte
“yetişmek ve yetiştiricileri yetiştirmek” şeklinde de tesbit edilen bu borcun,
yine bu dairede değerlendirilebileceğine inandığımız tarzdaki apaçık ifadesini
çerçeveliyor Mütefekkir. Meâlen:
"Halkın
ihtiyacı olan örneklik Ümmet modelini temin"...
Bir
hisse hâlinde şuurlaştırılması elzem olan bir incelik de bizce şudur ki, halk
dediğimiz insan kitlesi, çoğunluğunu oluşturan kısmıyla "saf fikir"e
iltifat etmez, aksine, belki yalnızca "şahısları" sever, ancak onları
takdir eder ve bu “şahsî” sevgi akabindedir ki onların peşlerinden gider. Halk
dediğimiz, çoğu böyle girer “ideal fikrin yolu"na. Veya tersine, tek tek
şahıslara buğzedip de yüz çevirir fikirden.
Olmak
ve Oldurmak; İşte Bütün Mesele!
Toparlamaya
çalışırsak, bizim için "gereken"in ne olduğu artık âşikâr olsa
gerektir: Ümmetin yahud halkın "kahraman ihtiyacı"nı karşılayacak
tarzda, ismi, cismi ve emeğiyle "şahısları" örnekleştirmek, örnek
olmak, örnek olmaya teşvik etmek ve "olmak ve oldurmak" esası
üzerinde "örneklik" tavır, usul ve üslublar geliştirip hassasiyetle
muhafaza etmek.
Kuşkusuz,
bir “ideal” adamı, bir “dâvâ” adamı da olsa, her insanın kusur ettiği demler
yahud yetkinleştiremediği yönler olmuştur, olacaktır, olabilecektir. Mesele,
bunları "olmak ve oldurmak" temelinde yaklaşarak münasib bir lisan ve
fiille çözmeye ve takdime bakmak, aslolan "örneklik Ümmet modeli"
hedefini hiçbir ân gözden kaçırmamak, kendisi veya çevresindeki "kılçıklı
tarafları örtmek" hikmetini şuurlaştırabilmektir. Müsbet işler, verimler
ve tavırlar zaten "güzel örnek" iken, eksiklikler, yanlışlıklar ve
arızî menfîliklerin de çevre veya sonrakiler için "telafi edilmesi",
"yapılmaması" yahud "kaçınılması" gerekenler dairesinde
"öğretici bir örnek" ve "ibret dersi" değeri taşıdığı aynı
minvalde unutulmamalıdır.
Özetle,
bizim nazarımızda "rol modeli" olma bahsi, nefsanî "isim
yapma", "isim parlatma" veya rolünün hakkını veremeyeceği hâlde
“statü kovalama” hevesinin çok ama çok ötesinde ve fevkindedir. Murâdımız, “rol
modeli” olacak şekilde eser, emek ve aksiyonu bir “isim”le markalaştırmak; eser
ve sahibini meydan yerine dikerek veya meydan yerine davet ederek kanlı canlı
birer "şahsiyet ifadesi” olmaya teşvik etmek; yaşamış veya yaşayan böylesi
tüm şahsiyetleri, o eser, o emek ve o aksiyon sahasının “remzi"
kılabilmek; işte bu sayede, onları toplumun mazisini, bugününü ve istikbalini
aydınlatıcı "fenerler", yol buldurucu "pusulalar" ve yol
gösterici "rehberler" kılabilmektir.
Netice
olarak bu, henüz olamadıksa da olunması, henüz yapamadıksa da yapılması
gerekendir. Tüm “oluş” yollarının kendisinde birbirine kavuştuğu, belki en
birinci vazifedir.
Aylık Dergisi, Ekim 2010