ANA SAYFA HABERLER DERGİLER BAYİ ADRESLERİ BİZE YAZIN İRTİBAT
SON HABER:  

28 ŞUBAT YARGILANSINAKADEMYA PANELLERİİBDA KÜLLİYATI İNDEKSLERİKALEMİNDEN MİRZABEYOĞLUKÜRT MESELESİRÖPORTAJLARSÖZ ÇAKAL CARLOSTA

- NECİB FAZIL -- SALİH MİRZABEYOĞLU -ABDÜLHAMİD KOÇAAHMED EYMENAKADEMYAALİ NACARAV. ALİ RIZA YAMANAV. GÜVEN YILMAZAYŞEGÜL AHFABİLGEHAN ERENCOYOTTEDR. NEVZAT ŞİPLEMEFATİH TURPLUGÖKHAN GÜMÜŞGÜLÇİN ŞENELHAKAN YAMANHAYREDDİN SOYKANHÜLYA UYARİKTİBASKÂZIM ALBAYRAKKENAN DURUMAHMUD E. DURUMÜJDE BAYRAMMUSTAFA SEÇKİNEROĞUZ YILDIRIMÖMER EMRE AKCEBEOSMAN AKYILDIZREHA SUVARİREİ TAKAHARARUKİYE AVCIRUKİYE ŞENELSEDAT BULUTSELÇUK ARSLANSELİM GÜRSELGİLSENCER EKİNSEZAİ KIRLANGIÇSİZDEN GELENLERTURAN DEMİRÜMİT ELÖNÜZELİHA KILIÇPARLAR

HAYREDDİN SOYKAN
Yazıları Paylaş
"Enformasyon" Deyince
Eklenme: 2011-01-01 | Okunma: 527

"ENFORMASYON" DEYİNCE

 

Hayreddin Soykan

 

Ele aldığımız meselelerin akışı içinde, kelimenin büründüğü anlamlar ve ilgili olduğu bahisler şübhesiz şu ânkinden daha iyi anlaşılacak olmasına rağmen, bir fikir vermesi düşüncesiyle, "enformasyon"un basitçe İngilizce lûgat karşılığını verelim önce. Enformasyon, kabaca, “bilgi, bilgilendirme, haber, aydınlatıcı malûmat” demek. İlk elde “kabaca” mânası bu olan enformasyon, ilişkili veya ilişkilendirildiği mevzular seyrinde ve ilerde görüleceği üzere, “irtibat, iletişim, yayma, yaygınlaştırma, haberleşme, komünikasyon” benzeri tâbirler etrafında ve çok çeşitli alanlarda tafsil ve icmal edilen, ilişkilendirilip merkezîleştirilen bir vakıa, bir tezahür ve inceleme sahası gerçekte.

Bilvesile, bu yazımızda biz, enformasyonun "kök" itibariyle "form'landırmak", "şekillendirmek", "form'a sokmak" tarzında mânâlandırmalara yol vermesi hasebiyle, kültürel veya ideolojik formasyona girmek ve büründürmek, değiştirmek ve dönüştürmek misyonuyla bilhassa ilgili olacağız. Zaten “bilgi”, İBDA’nın mütemadiyen altını çizdiği üzere, "varlığın muhtevasından şuurun çıkardığı FORM" meâlince değil mi?.. Enformasyon da, bu bakışla, “form'landırmak”, “bilgiyi temin etmek” ve "bilgilendirmek" değil mi?.. Yine aynı çizgide, “yepyeni bir insan ve toplum” doğurmak; “yepyeni bir dünya” kurmak; ezcümle, kendinde, çevresinde ve âlemde “olmak ve oldurmak”?..

Önce iştikak ve ıstılah dairesinde (etimolojik ve terminolojik) birkaç malûmat:

ENFORME ETMEK: Gramer bakımından “fiil”. Belli bir mevzuda “eğitmek, yetiştirmek, alıştırmak, terbiye etmek, antrenman yapmak, sürüklemek, nişan almak, doğrultmak (silah), alıştırma yapmak, öğretmek, bilgilendirmek, görevlendirmek, okutmak, emir vermek, talimat vermek” anlamında. Lâtince “formlandırmak veya forma sokmak”tan geliyor ki, bu da “şekil vermek, şekil almak, biçimlendirmek, şekillendirmek, düzenlemek, yönlendirmek, şekillenmek, kalıbını almak, kurmak, oluşturmak, biçim almak, ortaya çıkmak, gelişmek, okutmak, öğrenim gördürmek” anlamlarını hâvî. Giderek, önce, “haberleri, gerçekleri, hakikatleri, vakıaları, unsurları, durumları, faaliyetleri” rapor etmek, anlatmak, söylemek, bildirmek, ihbar etmek, hazır bulundurmak, sunmak anlamlarını kendi mânâ çerçevesine katıyor; bilâhare, “bilgi verici, aydınlatıcı, öğretici, eğitici olmak” anlamını da, diğerleri yanında kendisinde taşımaya başlıyor.

ENFORMASYON: Gramer bakımından “isim”. Aynı Lâtince kökten türeme ve “enforme etme faaliyeti” anlamında ki, bu faaliyetin “kendisi” veya “verimi” olan netice hâlinde, “konsept, fikir, görüş, kavram, mefhum, tasavvur, hayal etme, düşünce, kanaat, amaç, plan, niyet”; ve aynı çizgide, “ana hat, iskelet, dış çizgi, kontur, taslak, özet” anlamlarını ihtivâ ediyor. Hemen bir süre sonra da, bugünkü yaygın kullanımıyla “nakledilen, yaygınlaştırılan, paylaştırılan ve paylaşılan bilgi” anlamını (komünikasyon) bağrına alıyor.  

KOMÜNİKASYON: Gramer bakımından “isim”. Yine Lâtinceden türeme ve “ortak, müşterek, genel, yaygın kılmak; kaba saba, kaba, âdi kılmak; sıradan, bilinen; bayağı, alelâde, alışılagelmiş kılmak”; yani, yaygınlaştırmak ve topluma ulaştırıp mâletmek merkezinde, bilhassa “vermek, pay vermek, bildirmek, söylemek, açıklamak, uygulamak, paylaşmak, bölüşmek, katılmak, iştirak etmek, ortak kullanmak” anlamlarına geliyor. Kelimenin bugünkü yaygın anlamlarıysa şu çerçevede: “İletişim, haberleşme, tebliğ; bağlantı, irtibat, temas, yayma, nakletme, haber, mesaj, ulaşım”. Madem “kitle iletişim vasıtaları” aracılığıyla gönderilen, iletilen, bildirilen, nakledilen “mesaj”lardan bahsetmekteyiz biteviye; o hâlde “mesaj”:

MESAJ: “Bir haberci, ulak, kurye veya taşıyıcı kablo, kılavuz kablo tarafından iletilen komünikasyon, yayın; haber; îmâ, çıtlatma, bildirme, teklif; resmî bir konuşma, tebliğ veya duyuru; bir peygambere yahut ruhanî bir şahsiyete ilhâm olunan sözler; bir eserin (kitab, resim, film vs) ana teması veya ahlâkî anlamı” demek ki, Lâtince kök itibariyle “göndermek, sevketmek, yollamak, atmak, fırlatmak, etmek, (duruma) sokmak, coşturmak”tan geliyor. Bunlara ilâveten, mesaj kelimesinin bugün de çok yaygın olarak kullanılan, “bir şeyin geniş anlamı” anlamına gelişi ise, 1800’lerden sonra. Ve şimdi de, bu bahiste Türkçedeki belki en yaygın kelime: Haberleşme!

MUHABERE: Haberleşme. Karşılıklı birbirine haber verme.

MUHABERET: Ziraat etmek, ekip biçmek. Ve, “ziraat” deyince, tabiî ki hatırlanması icab eden kelime, “kültür” ve “irfan” mefhumları yerine de kullanılagelmiş “hars”:

HARS: Tarla sürmek; maârif; kültür; ekin; mal toplamak, kazanmak; teftiş ve tedbir eylemek; korumak; küp; tahmin etmek; yalan söylemek; acıkmak; yarmak, yırtmak.

HARS-I IRKÎ: Millî maârif. Irkî hars.

Hemen hatırımıza geliveren incelik, İBDA Mimarı’nın “Gençliğe Hitabediyorum” levhasında arzettiği:

«Davayı, estetik, diyalektik, ideolojik ve politik sahalarda beslemek ve ocaklaştırmak... Meydana gelemeyişlerin sırrını kendi "antitez"inde göstermek ve ortada ne kadar zaaf varsa davan lehinde semerelendirmek… Asla küçük ve bücür oluşlara ve erişlere yanaşmamak, sahte tesellilere miskinliğe kapılmamak… "Hepçilik"ten vazgeçmemek ve zerrece taviz vermemek… Strateji ve taktik dilinden anlamak ve taviz vermemeyi öküzlük etme sanmamak… MİLLET TARLASINI, ÜNÜFORMALI VE ÜNÜFORMASIZ GENÇ FİDANLAR VE YENİ EKİNLER HALİNDE DONATMAK… Yepyeni bir diyalektikle muazzam bir kültür ve telkin savaşına girişmek, gerektiği yerde gerekeni yapmak, sır dolu bir strateji yolundan istikbalini hazırlamak…» Ferd ferd “ideolojik formasyona girmek” ve toplumu da bu ruh ve istikamette “oldurmak”?.. “Kültür Dâvamız”?.. İBDA Mimarı’nın “Berzah” isimli eserinin ilk “takdim” cümleleri o hâlde:

«İmâm-ı Rabbanî Hazretleri, “talebe, ruhunda ilmin mayasını tutturmaya bakmalıdır, yoksa ezbere ilimle birşey olmaz; zaten ilmin gayesi de o mayayı tutturmaktır!” buyurur... Fransızların kültür tarifi malûm:

- “Kültür, birçok şey bildikten ve onları unuttuktan sonra, kalan bilebilme hassasıdır!”

Anlaşılıyor ki, irfan-kültür, “bilebilme hassasına âit bilgi”, bilginin diğer çeşidini de kendine bağlıyor: Bir şeyin nerede aranacağını bilme ve ne aradığını bilme… Meselâ, bir hâkim ve avukat, gelmiş geçmiş bütün kanunları ezberlemiş insan değildir. Bir cerrah da, ameliyathâneye bu bilebilme-yapabilme hassasıyla girer; ve gerektiğinde nereye müracaat edeceğini bilerek. Başka bir misâlle: Ameliyathânedeki âletleri hademe de tanır ama, ameliyatı yapan cerrahtır.»

Bu noktada bizce bilinmesi ve bildirilmesi zaruri olan nokta, meseleye kendi zâviyemizden bakarsak, "enformasyon/malûmat" ve "ideolojik formasyon/irfan" kutublarının farklı anlam ihtivâ etmeleri olsa gerektir… Şu hâlde, bizim için olması gereken:

"Kendi"nden hareketle sonuçlandıran için BİLGİ; muhatabı için "işlenmemiş" intibâ, veri, done, haber niteliğiyle kendini dayatan MALÛMAT olan "enformasyon", ideolojik formasyona mâlikiyetle ve "bilmeyi bilici" İRFAN melekesiyle "KENDİ"NE DÖNÜŞTÜRÜLMEK zorunda!.. Böylece, malûmattan hakiki BİLGİ'ye geçiş. İrfana mâlik olup, enformasyonu "kendi"ne dönüştürmekse; ideolojik formasyona mâlikiyetten geçiyor. İdeolojik formasyona mâlik olmak da, bir "Müslüman" için, "her örgüsü tezatsız" bir dünya görüşüne, "ideolocya"ya bağlılıktan geçiyor. Sistemli ve kapsamlı bir ideolocyaya bağlılıkta "bilmeyi bilecek" kadar malûmat, irfan sahibi olmaya yeterken; ideolocyasız ve tabiî irfansız malûmat, bilindiği ve görüldüğü üzere, "eşek yükü"ne dönmekte…

Günümüz toplumlarında yaşatılan hâdise: Bir yandan Kültür Emperyalizmine ve tek yönlü enformasyon ve propaganda bombardımanına buğzederken; diğer yandan, “ideolojik formasyon” bahsinde henüz “istiklâl” kazanılmadığından, mahkum etmeye çalıştığına fikren mahkum olmaktan sıyrılamayış; aynı minvâlde, “kitle iletişim araçları”na teknolojik hakimiyeti bir yana, bu teknolojiyi Batı medeniyetinin siyasî, kültürel, iktisadî ve askerî hakimiyetini dünya yüzünde pekiştirme gayesiyle kullanan Batı’ya, yine bu süreçte rakib medeniyet ve toplumlara hastalıklarını ve "hazımsızlığın/mâledemeyişin" yolaçtığı parçalanmayı zerkeden Kültür Emperyalizmine esaretten kurtulamayış. Batı'nın kültürel işgali altında bir "kurtuluş" savaşının verildiği böyle bir zaman ve zeminde, idraklerin nasıl iğdiş edilip uyuşturulduğunu ve bütünlük şuurunun nasıl parçalanarak manipüle edilmeye hazır hale getirildiğini derinden fark etmek, bu yüzden ziyadesiyle mühim.

İnandığıyla öğrendiği başka başka olmak, teneffüs ettiğimiz "işgal" havasına nazaran şaşırtıcı değil. Asıl şaşırtıcı olan, bu bakımdan, öğrendiğini inancına uygun kıvama kavuşturacağına ve dâvasının izzetini antitezinin sefaletine veya malûmatın karmaşıklığına hâkim çapa ulaştıracağına; yani “kendine göre FORM’landıracağına”, tam tersini yaparak, inancını kalbine gömüp, öğrendiğini dilinde ve davranışlarında yaşatmaktır bizce! İnancımız mı meselelere kendi rengini verecek güçte değil; yoksa, ideolojik formasyonumuz olmadığından mı Batı karşıtlarının sergilediği belki yegâne şey, bütünlenmenin aksine parçalanmak, hâkimiyetin aksine mahkûmiyet ve bir misalle, "yediğimiz elmayı organizmamıza mâledeceğimize, kendimizin elmaya dönüşmesi" olmakta?..

“Enforme etmek”, müsbet anlamıyla “aydınlatmak ve malûmattar kılmak” demektir ki, ister Doğu isterse Batı orijinli olsun, karşılaştığımız her bilgi ve mesajın, “bizcesini” bizzat kendimiz biçimlendirmedikten “önceki” hüviyeti işte bu çerçevededir; yani, muhatabın iddiası ve mesajının niteliği ne olursa olsun, bizim için “işlenmeyi bekleyen hammadde” hüviyetincedir. Buna da durduk yerde kızmanın her zaman yeri olmaz. Herkes, kendince “form”a sokar, muhatabınıysa “enforme” eder. Şayet, “eserin tesirinin tâdil edilmesi” tarzında İBDA’nın özellikle vurguladığı aksiyon başarılamaz da, size nakledildiği şekliyle muhatabı aynen benimseme ve “kendi” olmaktan çıkma durumuna düşerseniz, artık enforme edilmiş değil, bir nevî “forme edilmiş”, yani muhatabın dilediğince biçimlendirilip şekillendirilmiş bir “nesne”yi andırıyor ve manipüle ediliyorsunuz demektir. Bu da, kendisine ne verilirse “süzmeden” ve “işlemeden” kabule hazır “alık” milyarların maalesef yaşatageldiği facianın tâ kendisidir bugün. “Medya” dediğimiz meselâ, yöneldiği yığınları aptal yerine koyarak, insanları hiç ara vermeksizin hoyrat biçimde gütmeye ve biçimlendirmeye davranıyor, buna karşılık muhatab yığınlarsa, hemen hiçbir süzme ve ölçüp biçme gereği duymaksızın, bunları nerdeyse aynıyla yutuyor. Şaşmaya ne gerek, puşt puştluğunu yapacak elbette, ancak, ahmak veya aptal olmamak, kuşkusuz yalnızca bizim elimizde.

Toparlarsak; mevzu ister enformasyon olsun, ister başka bir saha, genel görüntü itibariyle biz Müslümanlar için, inanç ve bağlanıldığı iddia edilen fikir bir yerde, -olması gereken- amel ve aksiyon bir başka yerde duruyor! İnanılanın iş ve eserle uygun olmadığı yerde tecelli edense, “amel-aksiyon” olmayıp, İBDA’dan öğrendiğimiz üzere, sadece "akt", yani güdük hareket ne yazık ki. İnandığı gibi yaşama olmayınca, yaşadığı gibi inanmaya başlama dâvâsı veya!

İşte, "hakikat"lerin, "insanın vardığıyla Allah'ın yarattığı" olarak "Mutlak Ölçüler"de fânî oluşu şuuruyla İslam'a "teslim olmak" nerde, bir diğer ifadeyle, kâinattaki tüm iş ve oluşların hakikatinin "doğrusu"yla İslam'da, yanlışlarınsa İslam'a göre ve İslam'a izafeten "yanlış" olduğunu anlamak ve bu anlayışı hâl ve verimler boyu "yaşatmak" nerde, ele aldığı mevzuya dalıp çıkamayan teslimiyetçilik, kendisine her söyleneni kabule hazır alıklık ve iddiasının bilfiil çürütücüsü örnek nerde! İBDA, tam da bu gidişe “dünya çapında” bir “DUR!” demek için var elbette. İBDA Mimarı’nın mühürlendirdiğince:

«“İslâm Tasavvufu ve Batı Tefekkürü" kanatları arasında yerini tutan "Hikemiyat" binasının kurucusu İBDA, birinciyi "insan ve toplum meselelerinin" hâlline doğru nüfûz edilmesi gereken diye alır ve ikinciyi birincinin önünde hesaba çekip kendi şekil ve  süzgeç ölçüleriyle aslileştirirken, bizzat kendi "kelâm ve mânâ toplayıcılığı" vasfının çizgilerini göstermektedir…»

“Lâfzen” değil, “hakikaten” BİZ olmanın reçetesi tek kelimeyle!..

 

Kaynak: Aylık Dergisi, Nisan 2008

 

Bu Yazı için İlk Yorumu Sen Gönder
İsim
Email
Mesaj



Dergimizin Son Sayısı Çıktı!
Sayı: 2 - II.Dönem Güz 2011



Anasayfa | Yazılar | Haberler | Seçtiklerimiz | Dergiler | Dergi Aboneliği
Künyemiz | Hakkımızda | Bayilerimiz | Dergimize Yazın | Web Sitemize Yazın
                                 Copyright © Telif Hakları AKADEMYA'ya Aittir