PROF. CARL ERNST İLE
İBN ARABÎ ÜZERİNE
Röportaj ve İngilizceden Tercüme:
Hayreddin Soykan
Prof. Carl W. Ernst, Batı ve Güney Asya üzerinde
yoğunlaşmış ve hâlen “seçkin öğretim üyesi” statüsünde Chapel Hill’deki Kuzey
Karolina Üniversitesi’nde akademik hayatını sürdüren Amerikalı bir İslâmî
Araştırmalar profesörüdür. Arabça, Farsça ve Urduca metinlere dayalı olarak,
kendisini İslâm ve Tasavvuf araştırmalarına adamıştır. “Hazreti Peygamberin
Yolunda: Günümüz Dünyasında İslâmiyeti Yeniden Düşünmek” adlı son eseri, Seçkin
Kültürel Başarı dalında 2004 Bashrahil ödülü de dahil, çeşitli ödüller kazanmıştır.
Şu ân üzerinde olduğu proje, Hinduizmin Müslüman gözüyle yorumlanması ve
Kur’ân’ın edebî yönden incelenmesidir. Eserleri, Türkçe, Arabça, Farsça,
Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, Almanca, Rusça, Yunanca, Hintçe, Korece ve
Malayca gibi birçok dünya diline çevrilmiştir ki, bellibaşlıları şunlardır:
“Hazreti Peygamberin Yolunda: Günümüz Dünyasında İslâmiyeti Yeniden Düşünmek”
(2003), “Aşkın Sufî Şehidleri: Güney Asya ve Ötesinde Çeştiye Tasavvufu” (Bruce
Lawrence ile birlikte, 2002), “Sufî Öğretileri” (1999), “Keşfü’l-Esrâr
Tercümesi: Tasavvuf Üstadı Ruzbihan Baklî’nin Günlüğü” (1997), “Tasavvuf
Rehberi” (1997), “Rûzbihân Baklî: Mistik Tecrübe ve İran Tasavvufu’nda
Evliyâlık Retoriği” (1996), “Ebedî Bahçe: Güney Asyalı Bir Sufî Merkezinde
Mistisizm, Tarih ve Siyaset” (1993) ve “Tasavvufta İstiğrak Sözleri” (1985).
Profesör Ernst, Karşılaştırmalı Dinler sahasında Stanford ve Harvard
üniversitelerinde akademik eğitim aldıktan sonra, Hindistan, Pakistan, Türkiye,
İran, Mısır, Körfez ülkeleri ve Özbekistan’a araştırma seyahatleri
gerçekleştirdi ve bazı ülkelerde uzunca bir süre kaldı. Amerika’daki öğretim
üyeliğinin yanında, Paris’te, İspanya Seville Üniversitesinde ve Malezya Kuala
Lumpur’daki Malaya Üniversitesi’nde belli dönemler öğretim üyeliği yaptı.
Hâlen, 1992’den bu yana Kuzey Karolina Üniversitesi’ndeki Dinî Araştırmalar
kürsü başkanlığı ve seçkin statülü öğretim üyeliği vazifesi yanında, Karolina
Ortadoğu ve Müslüman Medeniyetler Araştırmaları Merkezi’nin direktörlüğünü
yapmaktadır. Kendisiyle 23-28 Mayıs 2008 tarihleri arasında İstanbul’da
düzenlenen “Modern Çağ ve İbn Arabî Uluslararası Sempozyumu” sırasında
görüştük. H.S.
Aylık: İbn Arabî’nin tasavvuftaki rolü, mevkii ve
ehemmiyeti nedir sizce?
C. Ernst: İbn
Arabî Tasavvuf tarihî açısından çok önemli bir şahsiyettir. Bu ehemmiyet
sadece, onun kaybolmuş çok sayıda kaynağı koruyup gün ışığına çıkarması
dolayısıyla değil, fakat aynı zamanda, sahib olduğu sistematik ve metafizik
yaklaşımı bakımındandır.
Aylık: İbn Arabî’nin Batı düşüncesi üzerindeki
tesirleri nelerdir? Bu tesirleri isimler, eserler ve ekoller etrafında
değerlendirebilir misiniz?
C. Ernst:
İbn Arabî’nin eserleri, ilk baskı ve tercümelerinin ortaya çıkmaya başladığı
yaklaşık 1850 yılına dek Avrupa’da bilinmiyordu. Oryantalistlerin İbn Arabî
bahsinde zaman zaman onu şübheli bulan bir yaklaşımları oldu. Bu, kısmen,
Avrupa Aydınlanmacılığının çoğunda bulunan ve mistik nitelikte olandan
hoşlanmayış belirten bir karakterden kaynaklansa gerektir. İbn Arabî’nin
fikirleriyle derinden alâkadar olacak olan ilk Avrupalılar, Hıristiyanlıktan
Müslümanlığa geçen mühtedîlerdi daha çok. Bu zâtlar, Ivan Agueli ve Michel
Valsan ile başlayıp, Rene Guenon, Titus Burckhardt ve Frithjof Schuon ile devam
eden “Ebedî Felsefe” ekolü mensublarıydı. İşte bu ekolün günümüzdeki önde gelen
temsilcisi Seyyid Hüseyin Nasr’dır. Bilâhare, Henry Corbin gibi İslâmî
araştırmalar sahasındaki ilim adamlarının ortaya koyduğu İbn Arabî
incelemelerinin çok güçlü bir tesiri olduğunu görüyoruz. Batılı okuyucuya
takdim edilen sözkonusu İbn Arabî yorumları, Michael Hillman gibi Jung
psikolojisi takibçileri tarafından benimsendi. İbn Arabî’nin dinî çoğulculuk
çerçevesinde mütalâa edilen görüşlerini son derece ciddiye alan bir diğer
Avrupalı fikir adamı örneği ise, meşhur din felsefecisi John Hick’tir.
Aylık: “Vahdet-i Şühud” ve “Vahdet-i Vücud”
anlayışları bahsinde bize neler söyleyebilirsiniz?
C. Ernst: Bu
ifadeler, bize çok yalın ve sınırlı bir alternatifler serisi takdim edebilen,
temelde slogan seviyesinde ibârelerdir. Genellikle, “şâhidlik edişin birliği”
ve “varlığın birliği” tarzında tercüme edilirler. Ne var ki, bu ibârelerden
hiçbirisi, ne İbn Arabî’nin fikirlerini ne de onu tenkid edenlerinkini
yansıtmak bakımından yeterli bir nitelik arzederler. Kaldı ki, “Vahdet-i Şühud”
görüşü her ne kadar İmam-ı Rabbanî Ahmed Serhendî ile aynîleştirilmiş ise de,
bu telâkki, daha sonraları geriye dönük olarak İmam-ı Rabbanî’den önce gelmiş
olan Alâuddevle Simnanî’nin görüşlerine de atfedilmiştir. Daha sonra gelen
birçok yorumcu, bu zıdlığın aşırı bir basite ircâ edicilik belirttiğini
hissetmiş, bu kanaate de sözkonusu tariflerin son haddiyle girift ve karmaşık
keşif ve irfanî tecrübeleri basit formüllere indirdiğini tesbit ederek
varmışlardır. İmam-ı Rabbanî’nin mektublarında her ne kadar mühim ve en yüksek
seviyede hikemî tartışmalar mevzubahis ise de, bunlar hiçbir zaman İbn
Arabî’nin fikirlerini toptan reddedici bir dereceye ulaşmaz. Aksine, İbn Arabî,
İmam-ı Rabbanî için hâlâ ilhâmın mühim bir kaynağı olarak kalır. Şah Veliyullah, mezkûr
tartışmanın belli mikyasta lafzî bir mahiyeti olduğunu savunmuştur aynı
çizgide. Akılda tutulması gereken en önemli husus, gerçekliğe nüfûz belirten
müşahedelerin kolayca kelimelere dökülemeyecek bir tabiat arzettiğidir.
Aylık: Katılımcıları arasında olduğunuz “İbn Arabî
ve Modern Çağ Sempozyumu” üzerine değerlendirmenizi alabilir miyiz?
C. Ernst: Bu
sempozyum, uluslararası seviyede akademik katılımın sözkonusu olduğu ve İngilizce,
Fransızca, Arabça ve Türkçe tebliğlerin takdim edildiği son haddiyle değerli
bir organizasyon niteliğinde. Katılımcıların ilmî vukûfiyet derecesi hakikaten
yüksek olduğu gibi, bu mevzu üzerinde gerçekleştirilen müzakerelere gösterilen
geniş dinleyici ilgisini görmek de bilhassa teşvik edici oldu. Ümid ediyorum
ki, sunulan tebliğlerin yayınlanması, İbn Arabî’nin Tasavvuf tarihindeki rolü
merkezinde yapılan çalışmaları kamçılayıcı bir tesir yapacaktır.
Aylık: Son olarak, Türk tasavvufu veya Türkiye’deki
tasavvuf tatbikatı hakkındaki görüşlerinizi yahut intibâlarınızı alabilir
miyiz?
C. Ernst: Türkiye,
zengin bir misafirperverlik geleneği olan muhteşem bir ülke. Tasavvuf ise,
Türkiye’nin en önemli kültürel miraslarından birini temsil ediyor. Arab
harflerinin kaldırılışı her ne kadar çoğu Türk için Osmanlıcaya erişmeyi
engellemiş olsa da, şu ânda mevcut yeni ve mükemmel ilim adamları çevresi dikkate
şâyân ölçüde Tasavvuf geleneği mirasını Türk kültürüne dahil ederek büyük bir
iş yapıyor. Bu ilim adamlarının gerçekleştirdiği çalışmaların İngilizceye
çevrilmesi ise, Türk Tasavvufunun dünya çapında anlaşılmasına dair esaslı bir
hizmet olacaktır.
Aylık: Çok teşekkür ediyoruz.
Kaynak: Aylık Dergisi,
Ağustos 2008