ANA SAYFA HABERLER DERGİLER BAYİ ADRESLERİ BİZE YAZIN İRTİBAT
SON HABER:  

28 ŞUBAT YARGILANSINAKADEMYA PANELLERİİBDA KÜLLİYATI İNDEKSLERİKALEMİNDEN MİRZABEYOĞLUKÜRT MESELESİRÖPORTAJLARSÖZ ÇAKAL CARLOSTA

- NECİB FAZIL -- SALİH MİRZABEYOĞLU -ABDÜLHAMİD KOÇAAHMED EYMENAKADEMYAALİ NACARAV. ALİ RIZA YAMANAV. GÜVEN YILMAZAYŞEGÜL AHFABİLGEHAN ERENCOYOTTEDR. NEVZAT ŞİPLEMEFATİH TURPLUGÖKHAN GÜMÜŞGÜLÇİN ŞENELHAKAN YAMANHAYREDDİN SOYKANHÜLYA UYARİKTİBASKÂZIM ALBAYRAKKENAN DURUMAHMUD E. DURUMÜJDE BAYRAMMUSTAFA SEÇKİNEROĞUZ YILDIRIMÖMER EMRE AKCEBEOSMAN AKYILDIZREHA SUVARİREİ TAKAHARARUKİYE AVCIRUKİYE ŞENELSEDAT BULUTSELÇUK ARSLANSELİM GÜRSELGİLSENCER EKİNSEZAİ KIRLANGIÇSİZDEN GELENLERTURAN DEMİRÜMİT ELÖNÜZELİHA KILIÇPARLAR

HAYREDDİN SOYKAN
Yazıları Paylaş
Ak Parti’nin Gidişatı: KIYICI KEMALİZMDEN REFORMCU KEMALİZME
Eklenme: 2011-07-21 | Okunma: 1355

 

Ak Parti’nin Gidişatı:

KIYICI KEMALİZMDEN

REFORMCU KEMALİZME

 

Hayreddin Soykan

 

 
KEMALİZM BİTTİ Mİ?
Bu seçimlerde alınan sonuçlara bakarak, birçok zeminde “Kemalizm sona eriyor!” düşüncesinin yerleşmeye başladığını görüyoruz. Buna sevinenler çoğunlukta olmakla beraber, kuşkusuz üzülenler de var. Oysa biz, Kemalizmin “tümüyle” tasfiye edildiğini yahud Ak Parti eliyle tasfiye edilebileceğini düşünmüyor, Ak Parti çevrelerinde buna yönelik bir emare de –maalesef- görmüyoruz. Kemalizm çok yakında “tamamen” tasfiye edilecektir, doğrudur, fakat bu ancak bize nasib olacaktır, çünkü İBDA’dan başka hiç kimsede bunu gerçekleştirebilecek fikir ve irade yoktur.

Bu sözlerle, Ak Parti döneminde yapılan anti-Kemalist “operasyonlar”ı görmezden mi geliyoruz? Nedir o hâlde “bugünkü durum”?

Öncelikle, herkesin anlayabileceği bir “misâl” üzerinden bunu arzedelim:

Hem davamız hem insanımız açısından belirttikleri binbir "alt" tona yahud birbirine kıyasla artı-eksi`lerine rağmen, Şeriat karşıtlığı kök birliğinde “müttefik” iki kutub görüyoruz: CHP despotizmi (kıyıcı-Kemalist zihniyet) ve AKP demokratlığı (reformcu-Kemalist zihniyet).

"Şeriat karşıtlığında müttefik" dedik; çünkü Şeriat, tek bir "zerre"si bile tanınmasa ortadan kalkan Mutlak Fikir`dir.

CHP, cami kapatıyordu, AKP ise birşeyler açıyor açmasına ama şöyle: Hem şeklen "cami"yi, hem de alttaki boş dükkanlara “kerhane”yi, "kumarhane"yi(*), "disko"yu, "meyhane"yi, "kilise"yi, "havra"yı ve envai çeşit "ticarethâne"yi açıyor; zaten açılmış olanlara da kol kanat geriyor. O çengi çigan, orospu kahkahası, çan sesi, haham ilahisi, kadeh tokuşması, at pazarlığı arasında "Allah namazınızı kabul etsin" diyenlerin partisi. Ak Parti’nin iktidara geldiği 2002’de 25 bin olan “hayat kadını” sayısının bugün –resmî rakamlara göre- 100 bine ulaşması, tüketilen içki miktarının tam dört kat artması ve diğer istatistikler, düşünene çok şey anlatacaktır.

Şeriat nazarında biri KATI kömür karası (CHP), diğeri YUMUŞAK katran karası (Ak Parti) olduğunu düşündüğümüz bu iki kutub arasındaki tercihimizi sorarsanız; İBDA`nın, "bünyesinde daha rahat mücadele edebileceğimiz bir rejimi, edemeyeceğimize tercih ederiz" mealindeki prensibi ışığında, tercihimiz –şahsen- "YUMUŞAK katran" olacaktır. İçinde hiç olmazsa "hareket" edebiliyoruz. Kömür içindeki gibi "kaskatı" dondurulmak ve katledilmek istenmiyoruz.

Aralarındaki "kuğu" soyundan ama katrana yahud kömüre bulaşmış kişiler varsa dahi, bu yine de hükmümüzü fâsid kılmaz. Kurum değil de "şahıs" olarak, "ameller niyetlere göre" ne de olsa.

Yukarıda verdiğimiz “cami misâli”ne benzer bir “devlet binası” tahayyül edelim. Bu binaya bakıp da CHP düzeniyle Ak Parti düzenini karşılaştırınca, ORTAK TEMELLERİNDE İslam düşmanı "devrim kanunlarını" ve dünyadan bir "bütün" olarak tahliye edilmiş İslam kanunlarını –yâni lâiklik veya sekülerliği- görüyoruz, yâni buluştukları yegâne sarsılmaz zemin, Kemalizm!

Orta katta yine ORTAK TEŞEKKÜLLER göze çarpıyor: Her ikisinde de Amerikan üsleri, havra, kilise, meyhâne, kerhâne, kumarhâne, faizhâne, disko vs. başköşeye kuruluyor.

Farklılıklar daha çok üst katlarda gözleniyor. CHP düzeninin en üst katında "Müslümanlar giremez" levhası dikkati çekiyor ve en mûtena köşe cuntacılara tahsis edilmiş bulunuyor.

Ak Parti düzeninin en üst katında ise "cuntacı Kemalistler giremez" yazıyor ve bir köşeye "abdesthâne" ve "mescid" iliştirilmiş görünüyor. Bu da daha çok, -temel katı ve orta katı HER İKİSİNDE DE ORTAK bir –tâbirimizi lütfen mazur görün- "kaka" kabul edersek-, sözkonusu kakanın tepesine dikilmiş ve bir kuğudan yolunmuş bir "tüy" gibi duruyor. Ak Parti’nin "ileri demokrasi"si ve “yeni anayasa”sı denildiğinde, zihnimizde hep böyle birşey canlanıyor.

Neticede, takdir edersiniz ki, Kemalizm hiç de bitmiş görünmüyor. Son seçimler dolayısıyla, Hak ve halk düşmanı Kemalistlerin ıztırabını artırmak için “Kemalizm Bitiyor!” denmesinin ise, bizce hiçbir mahzuru olmadığı gibi, “kıyıcı Kemalizm”in hakikaten darmaduman edildiğine zaten kuşku yok.
 
KEMALİST “ŞUUR SÜZGECİ”
Kemalist hayat tarzının -İslâm hukukunu tümüyle ilga, kapitalizm, Batıcı ahlâk(sızlıklar), Batıcı ilim, Batıcı bilim, Batıcı siyaset, Batıcı idare biçimi, Batıcı devlet düzeni, fuhuş, içki, faiz, kumar, vs- "kefil"i olduğunu bizzat ilan eden ve Kemalizmi tortularından temizleyip yeni makyajıyla ve "dinler arası diyalog" bid`ati destekli olarak 21. yüzyıla taşımaya soyunan "neo-Kemalist" Tayyib Erdoğan`ın "vehmettirdiği" şey, “bütün” olarak Kemalizmi bitirdiği elbette. Müslüman halkın kendisine ve partisine teveccühü de asıl bundan. Ne var ki, daha önce de arzetmeye çalıştığımız üzere, tamamen bitirilmiş bir Kemalizm yok ortada, aksine, “modifiye” edilen külüstür bir araba gibi, bambaşka bir marka altında yeniden “pazarlanmaya” çalışılan bir Kemalizm var karşımızda.

Kemalizmin asıl buğzedilmesi gereken yönünün “idrâkleri iğdiş etmesi” olduğunu İBDA Külliyatından biliyoruz. Temel mesele, bu bakımdan, İslâmî “şuur süzgeci”nin kaybedilmesidir bize göre. Ki, güya Kemalizme yahud Kemalistlere karşı olurken bile, bunun yine Kemalist “şuur süzgeci” dahilinde gerçekleştiği anlaşılmıyor, İslâm düşmanı kimi Kemalistleri tasfiye eden ve onların çöreklendiği kimi kurumları silkeleyen Tayyib Erdoğan’ın da, aslında “neo-Kemalist” yâni “yeni-Kemalist” olduğu maalesef farkedilmiyor.

Kemalizm, “altı ok”luk fikir sefaleti itibariyle tutarlı bir “sistem” değil. Böylesi tıkır tıkır işleyen ve “ne” olduğu belli bir sistem dün de olmadı, bugün de yok. Aynı şekilde, bazı Kemalist devrimler de şeklen aşınmış ve artık uygulanmıyor gözüküyor. Peki bu artık “Kemalist zihniyet”in tasfiye edildiği anlamına mı geliyor?

Tam tersine, “Kemalist zihniyet” yahud Kemalist “şuur süzgeci”, sağdan sola, İslâmcısından komünistine –büyük darbeler alsa da- her kesimde hayatiyetini sürdürüyor. Çünkü Kemalist devrimlerin gayesi olan “Kemalist zihniyet”, hemen herkes ve her köşeye bir şekilde sinmiş, birçoğunda kökleşmiş ve kemikleşmiş görünüyor. İsterse “zahiren” sabahtan akşama Kemalizme küfredilsin, her “Kemalistim!” diyen hapse atılsın, doğrusu hiç farketmiyor. Çünkü bugün, hayata İslâmî “şuur süzgeci”nin terkib unsurları olan İslâmî duygu ve düşünce çerçevesiyle değil, İslâmı devlet ve toplum planından kovan, ona hiçbir temel motifiyle hâkimiyet tanımayan “lâik” yahud “seküler” (adını ne koyduğunuz mühim değil) Kemalist “şuur süzgeci”yle yaklaşılıyor.

Şöyle etrafa bir bakalım: Ortada “İslâm nizamı” hasreti çekip bunun mücadelesini veren Büyük Doğu-İBDA bünyesinden başka kim kaldı? “Demokratik” bir anayasa ve işleyen kapitalist bir ekonomi, çoğuna yetip de artıyor. Şu hâlde, teslim etmemiz, itiraf etmemiz gereken husus, Kemalistlerin hapiste, ancak İslâm hâkimiyetini tanımayan Kemalist “zihniyet”in – bir başka kılıkla- iktidarda olduğudur.

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun “Kültür Davamız” adlı eserindeki “Şuur Süzgeci” başlığı altından birkaç iktibas, meseleyi zihinlerde billurlaştıracaktır ümidindeyiz:

«- “Şuur süzgeci, toplumda karşılıklı tesirlerle belirlenen ve böylece üyelerine belirli akıl ve duygu alışkanlıkları kazandıran, yeni doğanlara kendini empoze eden içtimaî bir vakıa’dır. Yakından bakarsak: İnsanın duygu ve düşünce yapısı ve kapasitesi içinde kendini kuşatan “şartların” ve ilişkilerin onda ulaştığı terkib, onun ulaştığı vasatın “duygu ve düşünce kanunları”nı göstericidir. Bu duygu ve düşünce kanunları ise, tahlil, araştırma ve yorumda, onun “strüktür-yapı”sını, “hadiseye yanaşan insan şuuru”nu gösterici bakış açısı ve objektifidir... Doğru düşünce olmadan doğru düşünce faaliyeti olamayacağı gibi, yeni bir şuur terkibi ifâde eden “Mutlak Fikir”e muhatab “vasıta sistem” olmadan ve bu kuşanılmadan, “şuur”un kendini belirleyen “nizam, akıl ve ahlâk” unsurlarını eleştirmesiyle, o şuurun bakış açısı dışına çıkılamaz. Kısacası; şuurun kendini eleştirmesi de eleştirdiği süzgeçten geçmektedir.”

Anlaşılıyor ki, kuşanılması gereken “vasıta sistem” şuuru, toplumun verdiği “şuur süzgeci” ile bakış ilişkileri süreci sırasında, sıra dışı bir sıçramanın cehdi ile kazanılması gerekendir.

Bir ilim adamının, karşı oluşta bile düşünceyi hâkim şuur süzgeci”nin belirlemesine ait güzel misâlini anmak yerinde olur:

- “Marks, teorisini kurarken liberalizmden alınma deliller kullanmış ve liberalizmin kendi mantığını onun aleyhine çevirmiştir; bu bakımdan Marks, liberallerin sonuncusudur.”

Aynı şekilde; “Bütün Fikrin Gerekliliği”nde üzerinde durduğumuz gibi, iktidarın kaynağını halk hakimiyetinde bulan görüş, iktidarın kaynağını millet hakimiyetine dayandıran görüşten, iktidarın kaynağını Allah gayesi dışında toplumda arıyor olması bakımından temelde farklı değildir.

Diğer taraftan bu mesele mücadele bakımından değerlendirildiğinde, “toplum” ve “eğitim”in insana belirli akıl ve duygu alışkanlıkları kazandırması açısından, ilk iş olarak “içtimaî şuur süzgeci”nin kafalarda değişiminin birinci şart olduğunu görüyoruz; “ideolojik eğitim” dediğimiz şey... Yani, bağlı olunan “sistem şuuru”nun tüteceği akıl ve duygu alışkanlığının kazanılması... Bu, işin en zor tarafı olduğu gibi, hem ihtilâli gerçekleştirebilmenin ilk şartı, hem de bizzat ihtilâlin yapılışının sebebi ve gayesi... Aynı şekilde, “öncü kadro”nun ne demek olduğunu ve öncü kadronun gerekliliğini gösterici.

Kısaca; kendimizden başlayarak, insanımızın düşüncesinin “genel fikir çerçevesi”ne kendi dünya görüşümüzü yerleştirmek... Başarı oranı da, bunun gerçekleştirilebilip gerçekleştirilememesinde.»

Evet, böyle diyor Mütefekkir Mirzabeyoğlu. Bize de, “iktidarın kaynağı”nı Allah gayesi dışında gösterdikleri için, CHP’ye de, Ak Parti’ye de aynı Kemalist “şuur süzgeci”ni paylaşan mihraklar demek düşüyor.

 

KEMALİZM TÜRLERİ VE İBDA

Tayyib Erdoğan ve AKP meselesine “devrimci” sâiklerle baktığımızda ise, bir İslâm ihtilâli hareketine devlet unsurlarının gösterebileceği direnişin ne derece “kuduz” olup olmayacağı meselesi karşımıza çıkıyor. İslâm ve Müslüman düşmanı kıyıcı Kemalistler mi, zihni iğdiş Müslüman(!) Kemalistler mi? Biz tabiî ki, temelde tamamen karşı olsak da, “şaşkın” Kemalistlerin iktidarda olmasını tercih eder, Müslümanları katletme planları yapmaktan gözleri dönmüş darbeci-Balyoz’cu taifesinin bertaraf edilmesini hoşnudlukla karşılar ve destekleriz. Fakat, bu operasyonları “İslâm hâkimiyeti” niyetli gören zihni iğdiş kalabalıktan da hiçbir zaman olmayız. Tayyib Erdoğan’ı “İslâm kahramanı”(!) olarak görenlere de yalnızca “yuh!” deriz. Ortada “İslâm devleti” yahud “İslâm hukuku” tartışması yok, aksine 2023’e hangi “Allahsız-İslâmsız” anayasayla gideceğiz tartışmaları varken, Erdoğan’ı böyle görenlere bakıp Kemalist “şuur süzgeci”nin –maalesef- başarısını seyrederiz.

Netice şudur: Tasfiye edilen, Kemalizm’in “öz”ü değil, Kemalizmin artık fosilleşen ve Kemalist devleti daha fazla ileriye götüremeyeceği belli olan çerçöp yönleridir.

Bu vesileyle, bir de Türkçü yahud Kürtçü Milliyetçiler veya Ulusalcılar parantezi açacak olursak, bunların da tamamı aynı Kemalist “şuur süzgeci”nin mümessilidir ve yine güya karşı oldukları Batıyı yahud Batıcıları “tüm” kurum, kuruluş, prensib ve değerleriyle reddediyor değillerdir. Marksistlerinki de hâkezâ. Emperyalizme karşı, emperyalistlerin kimi “temel” kurum, kuruluş, prensib ve değerlerini kabullenerek “karşı” olamazsınız. Sadece -diğerleri gibi- “Batıcı Batı karşıtı” tarzındaki tuhaf türe dahil olursunuz.

Özetle: Batılı ve (Kemalist veya güya değil) Batıcı “şuur süzgeci”ne ve Batılı-Batıcı devlet ve dünya düzenine karşı dünyada –teklifiyle dörtbaşı mamur- yegâne “orijinal”, “bağımsız” ve “İslâm hâkimiyeti” davacısı hareket, Büyük Doğu-İBDA’dır. İşte Mirzabeyoğlu tam da bunun için tüm Batılı ve Batıcıların hedefidir, o barbarca işkenceleri tam da bu yüzden çekmektedir. Ona “ben de Kemalist oldum” dedirtmek için TELEGRAM projesine o kadar milyon dolar yatırmalarının sebebi işte budur.

 

KEMALİZM VESİLESİYLE İKİ YANLIŞ İNTİBÂ

İdrâkleri iğdiş eden “baş nefret kutbu” olarak Kemalizmi, “Kemalist zihniyet” yahud “Kemalist şuur süzgeci” yönüyle ortaya koyduktan sonra, devam edelim.

Siyasî, idarî, iktisadî, içtimaî bakımdan “Kemalizmin Son Demleri”ni yaşadığımız günlerden geçtik. O dönemde bile “çökmekte” olan, İslâm’a hayat ve hâkimiyet tanımayan “Kemalist zihniyet” yahud “Kemalist şuur süzgeci” değil, bunun müessese planındaki “zâhir”i olan Kemalist devlet düzeniydi bize göre. “Zihniyet” ise olduğu yerdeydi. Kemalizm, bukalemun gibi bir günden diğerine kılık yahud maske değiştirse, yâni “ne” olduğu tartışılsa dahi, neye düşman olduğu tartışılmaz bir “zihniyet”in adıdır çünkü: İslâma devlet ve toplum planında asla ve asla “hâkimiyet” hakkı tanımamak! O gün varolan da buydu, bugün varolan da o.

Diğer yandan, İslâm ve Müslüman düşmanı klasik-kıyıcı Kemalistlerin şahıs ve devlet otoritesi olarak güçten düşmesi, birbirine bağlı iki yanlış intibâya sebeb oldu.

İlki, bildik Kemalist kişi ve kurumlarla bunların devletteki otoritelerinin zayıflaması, Müslümanlar açısından eski düşmanların dost olup olamayacağı mülâhazalarını tetikledi. Oysa, bunların yalnızca gücü ve kurdukları teşkilâtlar zayıflamıştı, yoksa kalb ve kafalarındaki İslâm ve Müslüman düşmanlığı, yâni “Kemalist zihniyet” yerli yerindeydi. Geçmişte sahib oldukları İslâm düşmanı güç ve otoriteyi yeniden tesis için hangi darbe ve kıyım planlarını hazırladıklarını, bugün “iddianameler”den hepimiz okuyoruz. Kısacası, onlar hiçbir zaman “dostumuz” olmadı, bu “kafada” kaldıkları müddetçe asla olmayacaklar da.

İkincisi, bildik kıyıcı-klasik Kemalistlerin otoritesini günden güne zayıflatan, fakat bunu Kemalizmi “reforme” ederek yapan ve Kemalizmin Müslüman halkı “acıtıcı” kimi yönlerini törpülemeye davranan, bildik Kemalistlerin kıyım planlarını mahkemeye taşıyan Ak Parti ve Tayyib Erdoğan’ın “dostumuz” olup olamayacağı mülâhazaları gündeme geldi. Oysa, Ak Parti ve Tayyib Erdoğan’ın asla dokunmadığı ve dokunmayı belki aklından bile geçirmediği ilkeye, yâni Kemalizmi Kemalizm yapan ve o “zihniyet”in yahut “şuur süzgeci”nin ana temeli olan “İslâma devlet ve toplum planında hayat ve hâkimiyet tanımamak” prensibine Ak Parti ve Erdoğan’ın sadakati pek farkedilemedi.

Erdoğan’ın kimilerince “ikinci Atatürk” olarak adlandırılmasına sebeb olan bu vaziyette, Ak Parti ve Erdoğan sâyesinde İslâmcı mücadelenin kazançlarını elbette alkışlamak gerekse de, ortada Kemalizmin defnedilmesi hâdisesi yok, aksine yeni bir maske ve reformla 21. yüzyıla taşınması projesi vardır. Üstelik, Birinci Kemalist Dönem Batı tarafından nasıl alkışlanıp desteklendiyse, bu İkinci Kemalist Dönem de aynı Batı tarafından desteklenip alkışlanmaktadır. Hattâ, aklı gözünde olan halkın kolayca farkedemeyeceği bir perde ardına “ustalıkla” saklanacaktır artık Kemalizm. İslâmcı muhalefet başta olmak üzere, diğer tüm rejim muhaliflerinin “demokrasi” şarkılarıyla belinin kırılması ve hepsinin Anadolu’dan silinmesi projesidir bir bakıma bu. Kusursuz bir cinayet planıdır. Bir de başörtüsü serbest bırakılır ve isteyenler çocuğuna küçük yaşta Kur’an öğretebilirse, neredeyse birçoğunun Kemalizmle davası bitecek gibidir.

 

NETİCE

İslâmcı devrimci mücadele açısından tüm anti-Kemalist kazançlara evet ve tam destek, ancak İslama “hâkimiyet” tanımayan temel Kemalist ilkeye dokunulmadıktan sonra, bunları “dostâne” ve faillerini “dost” bilmek hayır. Mesele “niyet” bile olsa, biz ortada herhangi bir “İslâmî devlet” niyeti görmüyoruz. Gören varsa şayet, bilmek isteriz. Görünüşte kimi destekler verilse dahi, mevcut iktidara aslî ve kalbî muhalefetimiz bu yüzden bakidir. Çünkü o, değişmez ve sarsılmaz “baş nefret kutbu”muzun yeni temsilcisidir.

Sözün özü, “bizim” kıyıcı yahud reformcu Kemalizm ve Kemalistlerle olan kavgamız, ancak İslâm devleti, yâni Büyük Doğu Birleşik Devletleri kurulduğu gün bitecektir.

(*) http://www.buyukdogu.net/haber/haber-218-gismilluh-jiyxvxk-mi.html

http://www.ekoayrinti.com/news_detail.php?id=72673

 

KAYNAK: Aylık Dergisi, Temmuz 2011

Bu Yazı için İlk Yorumu Sen Gönder
İsim
Email
Mesaj



Dergimizin Son Sayısı Çıktı!
Sayı: 2 - II.Dönem Güz 2011



Anasayfa | Yazılar | Haberler | Seçtiklerimiz | Dergiler | Dergi Aboneliği
Künyemiz | Hakkımızda | Bayilerimiz | Dergimize Yazın | Web Sitemize Yazın
                                 Copyright © Telif Hakları AKADEMYA'ya Aittir