ANA SAYFA HABERLER DERGİLER BAYİ ADRESLERİ BİZE YAZIN İRTİBAT
SON HABER:  

28 ŞUBAT YARGILANSINAKADEMYA PANELLERİİBDA KÜLLİYATI İNDEKSLERİKALEMİNDEN MİRZABEYOĞLUKÜRT MESELESİRÖPORTAJLARSÖZ ÇAKAL CARLOSTA

- NECİB FAZIL -- SALİH MİRZABEYOĞLU -ABDÜLHAMİD KOÇAAHMED EYMENAKADEMYAALİ NACARAV. ALİ RIZA YAMANAV. GÜVEN YILMAZAYŞEGÜL AHFABİLGEHAN ERENCOYOTTEDR. NEVZAT ŞİPLEMEFATİH TURPLUGÖKHAN GÜMÜŞGÜLÇİN ŞENELHAKAN YAMANHAYREDDİN SOYKANHÜLYA UYARİKTİBASKÂZIM ALBAYRAKKENAN DURUMAHMUD E. DURUMÜJDE BAYRAMMUSTAFA SEÇKİNEROĞUZ YILDIRIMÖMER EMRE AKCEBEOSMAN AKYILDIZREHA SUVARİREİ TAKAHARARUKİYE AVCIRUKİYE ŞENELSEDAT BULUTSELÇUK ARSLANSELİM GÜRSELGİLSENCER EKİNSEZAİ KIRLANGIÇSİZDEN GELENLERTURAN DEMİRÜMİT ELÖNÜZELİHA KILIÇPARLAR

ÖMER EMRE AKCEBE
Yazıları Paylaş
Ahmed Davudoğlu Vesilesiyle, ‘Çalı Çırpıya Nisbet, Çınar Ağacı’
Eklenme: 2010-12-28 | Okunma: 517

Ahmed Davudoğlu Vesilesiyle,

‘Çalı Çırpıya Nisbet, Çınar Ağacı’

Ömer Emre Akcebe

 

ANADOLU

Türkiye, Doğudan kopan köklerini, bu ulu çınarın yetişmesine ve gürleşmesine engel olacak olan Batıya iliştirememiş ve tekrar bereketli Anadolu toprağına geri dönmüştür. Bu süreçte Türkiye, Batıcılık hevesi ile sahte makine medeniyetine ulaşmanın bedelini, ilim, sanat, ahlâk ve dil kaybı yahud erozyonu olarak ödemiştir. Şimdilerde, dallarında tek yaprak kalmamış, susuzluktan kurumaya yüz tutmuş, kökleri zayıflamış olan bu ulu çınarı tekrar bağrına basmıştır Anadolu. Ancak zaafiyete uğratılmış, tahrib edilmiş, ziyan edilmiş ve çürümeye yüz tutmuş bu ulu çınarı tekrar eski günlerine döndürerek İslâm’ın emir subaylığı davasını gütmesini sağlamak için, her planda verilecek ciddi bir mücadele bizleri beklemektedir. Anadolu’nun yeniden kucakladığı bu ulu çınarın doğum sancılarını, 1999’dan beri Anadolu ve dünya şiddetli sarsıntılarla müjdelemektedir. Şimdi de düştüğü yerden kalkmak ve adaletinin parıltısını yeryüzüne saçmak için Efendisini beklemektedir.

 

DIŞ POLİTİKA

Kimsenin kalbini yarıp içine bakmadık ve aslında kimin hangi akla hizmetle ne yaptığıyla değil, olan bitenin dışarıdan bakanlarca nasıl göründüğü ve verdiği intibâ ile ilgilendik; ilgileniyoruz. AKP idaresinde geçirilmekte olan ikinci dönem. Mevcut oyun kuralları içerisinde oynanmakta olan oyun, özellikle, Receb Tayyib Erdoğan’ın Dış İşlerini teslim ettiği  Ahmed Davudoğlu’nun İdeolocya Örgüsü’ne nisbetle izlediği dış politika ile daha keskin ve kıvrak. Dış İşlerinde “oluş” sürecinin sesleri duyulmaya başlandı.

Bu arada bir konuya açıklık getirelim. Bu oyun, mevcut hükümetin kurallarıyla oynanmamaktadır. Bu ülkenin ahlâkını, ilmini, sanatını ve dilini makine medeniyetine kurban etmeyi hedef olarak gözetenlerin koymuş olduğu kurallarla sürmektedir.

Üstüne basa basa söylemek isteriz ki, bundan 10 sene önce, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanının, dünya medyası tarafından takib edilmekte olan milletlerarası bir organizasyonda Filistinli Müslümanlara sahib çıkıp, “siz çocuk katilisiniz” diye bağıracağını hayal dahi edemezdik.

Gerçekleştirilen fiillerin başarılarındaki hakları ve başarısızlıklarındaki veballeri sahiblerine teslim ederek yolumuza devam edelim.

Ahmed Davudoğlu, milletlerarası sahada mekik dokumakta ve Türkiye devletinin hiperaktif dış siyasetini planlamakta ve icra etmektedir. Dışişleri Bakanı Ahmed Davudoğlu, bir hafta içinde, Toronto, Brüksel, Bişkek ve Londra'yı, bir başka hafta içinde ise Lizbon'dan Kabil'e kadar bir bölgeyi ziyaret etti. Özellikle Suriye’de, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, Lübnan başbakanı Saad Harirî ile görüştü. Planlarında sürekli başarısız olduğu iddia edilen Ahmed Davudoğlu’nun, Suriye ve Lübnan arasında arabuluculuk adına geçirdiği yoğun çabalar ve alınan müsbet netice takdire şâyandır.

Neticede, Ortadoğu’da kendi içinde yaşanan hiçbir olumsuzluğun fayda getirmeyeceği ve ancak kırılmaları kolaylaştıracağı aşikârdır. Bu gelişmeler bile, Türkiye’nin dış politikasının mevcut oyun kuralları içerisinde, doğru istikamette seyrettiğini önümüze sermektedir. Liberation gazetesinden Mark Semo, Ahmed Davudoğlu’nu Abdülhamid Han’a benzetiyor. Bu bahis çok hassas ve önemli. İdeolocya Örgüsü ve hayal kurmak… İşte onların korktuğu Müslüman tipi budur! İlim, irfan sahibi ve hayallerini eşya ve hadiselere tatbik etmekten kaçınmayan Müslüman Türk. Genelde Türkiye’de azıcık kıvamlı bir film veyahud dizi çekildiğinde hemen bir Amerikalının ağzından, “son hayal kuran Türk; Mustafa Kemal’di” repliği dökülür. Halbuki hayallerini hadiselere tatbik edebilmiş olan, “müsbet” hayal sahibi son şahsiyet, bizce Abdülhamid Han’dır. 

Özellikle vurgulamak istediğimiz bir husus da, Ahmed Davudoğlu’nun, İsrail Dış İşleriyle, Barzanî’yle ve muhtemelen Mukteda El Sadr’la görüşmesi münasebetiyle aldığı ve alacağı eleştirilerdir. Burada eleştirilmekte olan, “asla onlarla görüşülmemesi gerektiği ve niye görüşüldüğü”dür. Yine vurgulamak istiyoruz ki, Başyücelik Devleti mücadelesi işte tam da bunun için verilmektedir. Burası, kuralları “onlar” tarafından konulan ve bu kurallarla oynanan bir oyunun sahasıdır. Ancak esnetildiği kadar esnetilebilir ve şu hâlde iken kırılmasının getireceği sıkıntılar mevcut ahlâk yapısıyla kaldırılabilir nitelikte değildir. Devlet denilen organizasyonunun ilişkileri, bizlerin beraber yola çıktığımız insanlarla fikir ayrılığı yaşadığımızda sırtımızı dönüp gitmemiz kadar kolay hareket edebilecek bir yapı değildir. Hem ayrıca, doğru olan tavır zaten bu değildir.

Yine “mihrak-eksen” kayıyor diye Dış İşleri’ne yapılmakta olan eleştiriler… Ufkunuz dar geliyor. Çünkü bildiğiniz istikametlerden sadece birinin iyi, diğerininse kötü olduğunu iddia ediyorsunuz… Sizin iddianıza göre Batı iyi,  Doğu kötü. Peki, iyi güzel de Brezilya Doğuda mı kalır, Batıda mı? Hem Türkiye dış politikası, Vietnam’dan Brezilya’ya kadar olan coğrafyada tam saha ve tüm hızıyla devam etmektedir. Ayrıca Türkiye’nin İran, Suriye, Irak, Azerbaycan, Yunanistan gibi ülkelerle mi daha fazla münasebeti olması gerekir yoksa Hollanda ile mi? “Akıllı” olmakta fayda vardır. Yabancı basında, “Türkiye bölgesinde liderliğe oynuyor ve bir elini de enerji kaynaklarına attı” şeklinde haberler çıkarken, buradaki basında ise, Türkiye istikametini Batının muasır medeniyet(!) seviyesinden Doğunun buhranına çevirmiştir tarzında senaryolar dile getirilmektedir. Oysa, sürekli İsrail meselesiyle tenkid edilmekte olan devlet, İsrail ile girişebileceği bir savaş esnasında kendisinin üye olduğu ancak İsrail’in üye olmadığı NATO’yu yanında değil, muhakkak ki karşısında bulacaktır. Bu durumda, ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa gibi devletlerin kurmuş olduğu birliklere dayanarak politika güdülemeyeceğine göre, diğer devletler ile birebir münasebetler kurularak yeni politikaların sürdürülmesi elbette ki daha akıllıca olacaktır.

 

EĞİTİM

Şu sıralar yapılan bir eleştiri daha var. Ahmed Davudoğlu öyle derin stratejiler güdüyor ki, yarın hükümet değişirse, Ahmed Davudoğlu görevi bırakırsa ne olur? Evet, bu noktadan öncelikle eğitim politikalarına değinelim. Madem çilesini çektiğinizi iddia ettiğiniz bir dava var ve bu davayı taşımak istiyorsunuz. Gelecek nesillerden yeterince teçhizatlı insanları yetiştirecek alt yapıyı neden hazırlamıyorsunuz? Eğitimin geliştirilmesi, ünüversite veyahud liselere giriş imtihan sistemlerini değiştirmekle olmuyor maalesef. Öncelikle ve kesinlikle, ilköğretim öğrencilerinin muhakeme kabiliyetini geliştirmek üzerine ders programları hazırlamalı ve uygulamalısınız. Muhakeme kabiliyetini kazanamamış, ilim sahibi ancak irfandan habersiz ferdler yetiştirmenin -mevcud topluma bakıldığında- vehametini görmemek mümkün değil. Muhakeme kabiliyeti dersi ile, gelecek nesillere karar alabilme ve alınan kararları uygulayabilme adına sistematik bir eğitim vermekle mükellefsiniz. Ayrıca talebelere yaşının gereğine göre yılda en az iki sefer olmak üzere, ciddi proje çalışmaları yaptırılması gerekmektedir. Bu projeler illâ ki fen ilimleri adına olmayacaktır. Meselâ, yeni başlanacak olan bir işin son hâline getirilmesine kadar yapılacakların zaman dilimlerine ayrılması ve sonuca varılması bakımından, bu sabrı muhafaza ve ideallerinde sebat etmelerinin ruhlara işlenmesi gerekmektedir. Ayrıca verilmekte olan derslerin de öğrencileri ezberci bir yaklaşıma değil, pratik akıl yürütmeye zorlayıcı olması şarttır. Aksi hâlde gelecekte, özellikle şehirlerde, hayattan tamamen kopuk, sadece bilgisayar başında yaşamayı bilen bir nesil var olacaktır. Siz şimdi hangi icraatı yerine getirirseniz getirin, genç filizler yetişmedikçe, bu bayrak düştüğü yerde kalmaya mahkûm olacaktır.

 

ASKERÎ BAĞIMLILIK

Yine ilerleyen dış siyasete binaen Türkiye’nin askerî gücünden bahsedelim. Sayın Savunma Bakanı, Türkiye Chinook tarzı helikopteri niçin üretememektedir? Bir demir kafes içerisine birbirini koordine edecek şekilde üç motoru yapacak ve tasarlayacak makine mühendisi ve bu sistem için gerekli yazılımı yazacak yazılımcı bu memlekette yoksa eğer, bu kadar ünüversiteyi açık tutup ekonomik külfet hâline getirmek niyedir? Artık yapılması gereken, teknoloji sahasında, gerekirse toplu bir seferberlik içerisinde, özellikle stratejik önem arz eden makinelerin, kullanılacakları bölgelere ve edecekleri hizmetlerin niteliklerine göre yeniden saf Anadolu çocuklarının elinde şekillenmesini sağlamaktır. Bu icraat geciktikçe, dış politikalarda işleyen sürecin ve kurulan planın önemini yitirmesi söz konusudur. Ahmed Davudoğlu’nun planladığı ve icra ettiği dış politikanın altını siz eğer yurt içinde doldurmazsanız, tarih onu karton kaplan olarak anmak zorunda kalacaktır.

 

AHLÂK

Ahlâk, her doğruluş hamlesinin ayağa kalkmak için destek alacağı, temel sabit! Batılılaşmanın bedeli olarak kurban edilen Anadolu ahlâkını geri getirmek ve sahibine teslim etmekle de mükellefsiniz. Zaten türlü açılımlar yapmak için kıvranacağınıza, eğer ki bu ahlâkı tesis ve teslim ederseniz, ne böylesi türlü açılımlar için zaman kaybeder, ne de bunun ekonomik yüküyle uğraşmazsınız. Dört yüz küsur yıldır ahlâktan ve ahlâk endişesinden uzak yaşamak zorunda bırakılan Anadolu insanının ahlâkını yeniden temin etmekle mükellefsiniz. Ahlâk politikası olmayan hiçbir devlet yahud ideolojinin varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Bunları, ne iki kelimeyi bir araya getirmekten âciz mevcud muhalefet gibi, ne de elimizde vuvuzela ile şaklabanlık yaparak söylemiyoruz. Eğer ahlâk planında bir oluş sürecine girecek olursanız, gereken tüm zahmete ve çekilecek çileye talibiz.

 

NE YAPMALI?

Ortadoğu’da tüm şartlar olgunlaşmaya başlamaktadır. Özellikle Mavi Marmara vak’asından sonra yine genel bir eleştiri vardı, oradan başlayalım. Diyorlar ki; “Kardeşim, Arablar sahib çıkmıyor da, bize ne oluyor!” Peki, Arab iktidarları sahib çıkmıyor da Arab toplumu ne diyor? Mesele devlet idarecilerinin takındıkları tavır değildir. Mesele o devletlerin varlık sebebi olan halkın ne düşündüğü, ne istediği ve ne hissettiğidir. Ortadoğu coğrafyasında yaşayan insanların hepsinin paylaştığı bir ortak temel vardır. Bu ortak temelin adı ise İslâm’dır. Arab toplumunun yıllardır türlü köşe bucakta yitirilmiş şahsiyetlerini geri kazanma davaları, artık milliyetçiliklerinin de önüne geçmiş bulunmaktadır. Arab iktidarlarının herhangi bir konuya sahib çıkmasını beklemenin bu bakımdan hiçbir değeri yoktur. Ortadoğu politikasında Türkiye, doğru yolda ilerlemektedir.

Şimdi yapılması gereken, Büyük Doğu politikası gereği, İslâm şemsiyesini tüm bölge üzerine açmaya çalışmaktır. Bu hasret, İslâm dünyasının dört bir köşesindeki eylem ve değerlendirmelerle apaçık zâhir olmuştur ki, altında toplanacakları şemsiyenin açılmasını beklemektedirler hepsi.

Bu coğrafyadaki Müslüman teşkilâtlara bakacak olursanız, ahlâk, eğitim, müsbet ilim, beşerî ilim, iktisad, dil.. yani ruh ve madde planının tamamını kuşatıcı tekliflerin “bütün” ve “birbirini bütünleyici” olmadığını ancak, yapılması beklenen ve yolu gözlenenin de tam olarak bu olduğunu görebilirsiniz.

Bu sebeble, milletlerarası planda yaşanmakta olan hadiselere İslâm toplumlarının verdiği tepkiyi iyi müşahede etmek gerekmektedir. Ortadoğu’da insanlar, hasretlerini artık yüksek sesle haykırmaya başlamışlardır. Bugün bizi bekleyen misyon, ruh ve madde planını kuşatıcı “bütün” ve “bütünleyici” tekliflerin, ümid, hasret ve ihtiyacını hep birlikte ve yüksek sesle haykıran Müslüman kitlelere sunulmasıdır. Sadece bu teşebbüs dahi bölgedeki kıvılcımları kor ateş hâline getirip, aynı kor ateşi bölgede iktidarcılık oynayanların kucağına bırakmaya kâfi gelecektir.

Bu arada, Dış İşlerinde vazifeli Sayın Ahmed Davudoğlu ile Kudüs’de, Mescid-i Aksa’da Cuma namazını kılarız ama, İç İşlerine ve Başbakana da duyururuz ki, Ayasofya’da da bayram namazı kılmak isteriz…

Aylık Dergisi, Ağustos 2010

Bu Yazı için İlk Yorumu Sen Gönder
İsim
Email
Mesaj



Dergimizin Son Sayısı Çıktı!
Sayı: 2 - II.Dönem Güz 2011



Anasayfa | Yazılar | Haberler | Seçtiklerimiz | Dergiler | Dergi Aboneliği
Künyemiz | Hakkımızda | Bayilerimiz | Dergimize Yazın | Web Sitemize Yazın
                                 Copyright © Telif Hakları AKADEMYA'ya Aittir