Ahmed Davudoğlu Vesilesiyle,
‘Çalı Çırpıya Nisbet, Çınar Ağacı’
Ömer Emre Akcebe
ANADOLU
Türkiye, Doğudan kopan köklerini, bu ulu çınarın
yetişmesine ve gürleşmesine engel olacak olan Batıya iliştirememiş ve tekrar
bereketli Anadolu toprağına geri dönmüştür. Bu süreçte Türkiye, Batıcılık hevesi
ile sahte makine medeniyetine ulaşmanın bedelini, ilim, sanat, ahlâk ve dil kaybı
yahud erozyonu olarak ödemiştir. Şimdilerde, dallarında tek yaprak kalmamış,
susuzluktan kurumaya yüz tutmuş, kökleri zayıflamış olan bu ulu çınarı tekrar
bağrına basmıştır Anadolu. Ancak zaafiyete uğratılmış, tahrib edilmiş, ziyan
edilmiş ve çürümeye yüz tutmuş bu ulu çınarı tekrar eski günlerine döndürerek İslâm’ın
emir subaylığı davasını gütmesini sağlamak için, her planda verilecek ciddi bir
mücadele bizleri beklemektedir. Anadolu’nun yeniden kucakladığı bu ulu çınarın
doğum sancılarını, 1999’dan beri Anadolu ve dünya şiddetli sarsıntılarla
müjdelemektedir. Şimdi de düştüğü yerden kalkmak ve adaletinin parıltısını
yeryüzüne saçmak için Efendisini beklemektedir.
DIŞ POLİTİKA
Kimsenin kalbini yarıp içine bakmadık ve aslında kimin
hangi akla hizmetle ne yaptığıyla değil, olan bitenin dışarıdan bakanlarca
nasıl göründüğü ve verdiği intibâ ile ilgilendik; ilgileniyoruz. AKP idaresinde
geçirilmekte olan ikinci dönem. Mevcut oyun kuralları içerisinde oynanmakta olan
oyun, özellikle, Receb Tayyib Erdoğan’ın Dış İşlerini teslim ettiği Ahmed Davudoğlu’nun İdeolocya Örgüsü’ne
nisbetle izlediği dış politika ile daha keskin ve kıvrak. Dış İşlerinde “oluş”
sürecinin sesleri duyulmaya başlandı.
Bu arada bir konuya açıklık getirelim. Bu oyun, mevcut
hükümetin kurallarıyla oynanmamaktadır. Bu ülkenin ahlâkını, ilmini, sanatını
ve dilini makine medeniyetine kurban etmeyi hedef olarak gözetenlerin koymuş olduğu
kurallarla sürmektedir.
Üstüne basa basa söylemek isteriz ki, bundan 10 sene önce,
Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanının, dünya medyası tarafından takib edilmekte
olan milletlerarası bir organizasyonda Filistinli Müslümanlara sahib çıkıp, “siz
çocuk katilisiniz” diye bağıracağını hayal dahi edemezdik.
Gerçekleştirilen fiillerin başarılarındaki hakları ve başarısızlıklarındaki
veballeri sahiblerine teslim ederek yolumuza devam edelim.
Ahmed Davudoğlu, milletlerarası sahada mekik dokumakta ve
Türkiye devletinin hiperaktif dış siyasetini planlamakta ve icra etmektedir.
Dışişleri Bakanı Ahmed Davudoğlu, bir hafta içinde, Toronto, Brüksel, Bişkek ve
Londra'yı, bir başka hafta içinde ise Lizbon'dan Kabil'e kadar bir bölgeyi
ziyaret etti. Özellikle Suriye’de, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, Lübnan
başbakanı Saad Harirî ile görüştü. Planlarında sürekli başarısız olduğu iddia
edilen Ahmed Davudoğlu’nun, Suriye ve Lübnan arasında arabuluculuk adına
geçirdiği yoğun çabalar ve alınan müsbet netice takdire şâyandır.
Neticede, Ortadoğu’da kendi
içinde yaşanan hiçbir olumsuzluğun fayda getirmeyeceği ve ancak kırılmaları
kolaylaştıracağı aşikârdır. Bu gelişmeler bile, Türkiye’nin dış politikasının
mevcut oyun kuralları içerisinde, doğru istikamette seyrettiğini önümüze
sermektedir. Liberation gazetesinden Mark Semo, Ahmed Davudoğlu’nu
Abdülhamid Han’a benzetiyor. Bu bahis çok hassas ve önemli. İdeolocya Örgüsü
ve hayal kurmak… İşte onların korktuğu Müslüman tipi budur! İlim, irfan sahibi
ve hayallerini eşya ve hadiselere tatbik etmekten kaçınmayan Müslüman Türk.
Genelde Türkiye’de azıcık kıvamlı bir film veyahud dizi çekildiğinde hemen bir
Amerikalının ağzından, “son hayal kuran Türk; Mustafa Kemal’di” repliği
dökülür. Halbuki hayallerini hadiselere tatbik edebilmiş olan, “müsbet” hayal
sahibi son şahsiyet, bizce Abdülhamid Han’dır.
Özellikle vurgulamak istediğimiz
bir husus da, Ahmed Davudoğlu’nun, İsrail Dış İşleriyle, Barzanî’yle ve
muhtemelen Mukteda El Sadr’la görüşmesi münasebetiyle aldığı ve alacağı eleştirilerdir.
Burada eleştirilmekte olan, “asla onlarla görüşülmemesi gerektiği ve niye
görüşüldüğü”dür. Yine vurgulamak istiyoruz ki, Başyücelik Devleti mücadelesi
işte tam da bunun için verilmektedir. Burası, kuralları “onlar” tarafından
konulan ve bu kurallarla oynanan bir oyunun sahasıdır. Ancak esnetildiği kadar
esnetilebilir ve şu hâlde iken kırılmasının getireceği sıkıntılar mevcut ahlâk
yapısıyla kaldırılabilir nitelikte değildir. Devlet denilen organizasyonunun
ilişkileri, bizlerin beraber yola çıktığımız insanlarla fikir ayrılığı
yaşadığımızda sırtımızı dönüp gitmemiz kadar kolay hareket edebilecek bir yapı
değildir. Hem ayrıca, doğru olan tavır zaten bu değildir.
Yine “mihrak-eksen” kayıyor
diye Dış İşleri’ne yapılmakta olan eleştiriler… Ufkunuz dar geliyor. Çünkü
bildiğiniz istikametlerden sadece birinin iyi, diğerininse kötü olduğunu iddia ediyorsunuz…
Sizin iddianıza göre Batı iyi, Doğu
kötü. Peki, iyi güzel de Brezilya Doğuda mı kalır, Batıda mı? Hem Türkiye dış
politikası, Vietnam’dan Brezilya’ya kadar olan coğrafyada tam saha ve tüm
hızıyla devam etmektedir. Ayrıca Türkiye’nin İran, Suriye, Irak, Azerbaycan,
Yunanistan gibi ülkelerle mi daha fazla münasebeti olması gerekir yoksa Hollanda
ile mi? “Akıllı” olmakta fayda vardır. Yabancı basında, “Türkiye bölgesinde
liderliğe oynuyor ve bir elini de enerji kaynaklarına attı” şeklinde
haberler çıkarken, buradaki basında ise, Türkiye istikametini Batının muasır
medeniyet(!) seviyesinden Doğunun buhranına çevirmiştir tarzında senaryolar
dile getirilmektedir. Oysa, sürekli İsrail meselesiyle tenkid edilmekte olan
devlet, İsrail ile girişebileceği bir savaş esnasında kendisinin üye olduğu
ancak İsrail’in üye olmadığı NATO’yu yanında değil, muhakkak ki karşısında
bulacaktır. Bu durumda, ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa gibi devletlerin
kurmuş olduğu birliklere dayanarak politika güdülemeyeceğine göre, diğer
devletler ile birebir münasebetler kurularak yeni politikaların sürdürülmesi
elbette ki daha akıllıca olacaktır.
EĞİTİM
Şu sıralar yapılan bir
eleştiri daha var. Ahmed Davudoğlu öyle derin stratejiler güdüyor ki, yarın
hükümet değişirse, Ahmed Davudoğlu görevi bırakırsa ne olur? Evet, bu noktadan
öncelikle eğitim politikalarına değinelim. Madem çilesini çektiğinizi iddia ettiğiniz
bir dava var ve bu davayı taşımak istiyorsunuz. Gelecek nesillerden yeterince teçhizatlı
insanları yetiştirecek alt yapıyı neden hazırlamıyorsunuz? Eğitimin
geliştirilmesi, ünüversite veyahud liselere giriş imtihan sistemlerini
değiştirmekle olmuyor maalesef. Öncelikle ve kesinlikle, ilköğretim
öğrencilerinin muhakeme kabiliyetini geliştirmek üzerine ders programları
hazırlamalı ve uygulamalısınız. Muhakeme kabiliyetini kazanamamış, ilim sahibi
ancak irfandan habersiz ferdler yetiştirmenin -mevcud topluma bakıldığında- vehametini
görmemek mümkün değil. Muhakeme kabiliyeti dersi ile, gelecek nesillere karar
alabilme ve alınan kararları uygulayabilme adına sistematik bir eğitim vermekle
mükellefsiniz. Ayrıca talebelere yaşının gereğine göre yılda en az iki sefer
olmak üzere, ciddi proje çalışmaları yaptırılması gerekmektedir. Bu projeler
illâ ki fen ilimleri adına olmayacaktır. Meselâ, yeni başlanacak olan bir işin
son hâline getirilmesine kadar yapılacakların zaman dilimlerine ayrılması ve
sonuca varılması bakımından, bu sabrı muhafaza ve ideallerinde sebat
etmelerinin ruhlara işlenmesi gerekmektedir. Ayrıca verilmekte olan derslerin de
öğrencileri ezberci bir yaklaşıma değil, pratik akıl yürütmeye zorlayıcı olması
şarttır. Aksi hâlde gelecekte, özellikle şehirlerde, hayattan tamamen kopuk,
sadece bilgisayar başında yaşamayı bilen bir nesil var olacaktır. Siz şimdi
hangi icraatı yerine getirirseniz getirin, genç filizler yetişmedikçe, bu
bayrak düştüğü yerde kalmaya mahkûm olacaktır.
ASKERÎ BAĞIMLILIK
Yine ilerleyen dış siyasete
binaen Türkiye’nin askerî gücünden bahsedelim. Sayın Savunma Bakanı, Türkiye Chinook
tarzı helikopteri niçin üretememektedir? Bir demir kafes içerisine birbirini
koordine edecek şekilde üç motoru yapacak ve tasarlayacak makine mühendisi ve
bu sistem için gerekli yazılımı yazacak yazılımcı bu memlekette yoksa eğer, bu
kadar ünüversiteyi açık tutup ekonomik külfet hâline getirmek niyedir? Artık
yapılması gereken, teknoloji sahasında, gerekirse toplu bir seferberlik
içerisinde, özellikle stratejik önem arz eden makinelerin, kullanılacakları
bölgelere ve edecekleri hizmetlerin niteliklerine göre yeniden saf Anadolu çocuklarının
elinde şekillenmesini sağlamaktır. Bu icraat geciktikçe, dış politikalarda
işleyen sürecin ve kurulan planın önemini yitirmesi söz konusudur. Ahmed
Davudoğlu’nun planladığı ve icra ettiği dış politikanın altını siz eğer yurt
içinde doldurmazsanız, tarih onu karton kaplan olarak anmak zorunda kalacaktır.
AHLÂK
Ahlâk, her doğruluş
hamlesinin ayağa kalkmak için destek alacağı, temel sabit! Batılılaşmanın
bedeli olarak kurban edilen Anadolu ahlâkını geri getirmek ve sahibine teslim
etmekle de mükellefsiniz. Zaten türlü açılımlar yapmak için kıvranacağınıza,
eğer ki bu ahlâkı tesis ve teslim ederseniz, ne böylesi türlü açılımlar için
zaman kaybeder, ne de bunun ekonomik yüküyle uğraşmazsınız. Dört yüz küsur
yıldır ahlâktan ve ahlâk endişesinden uzak yaşamak zorunda bırakılan Anadolu insanının
ahlâkını yeniden temin etmekle mükellefsiniz. Ahlâk politikası olmayan hiçbir
devlet yahud ideolojinin varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Bunları, ne iki
kelimeyi bir araya getirmekten âciz mevcud muhalefet gibi, ne de elimizde
vuvuzela ile şaklabanlık yaparak söylemiyoruz. Eğer ahlâk planında bir oluş
sürecine girecek olursanız, gereken tüm zahmete ve çekilecek çileye talibiz.
NE YAPMALI?
Ortadoğu’da tüm şartlar
olgunlaşmaya başlamaktadır. Özellikle Mavi Marmara vak’asından sonra yine genel
bir eleştiri vardı, oradan başlayalım. Diyorlar ki; “Kardeşim, Arablar sahib
çıkmıyor da, bize ne oluyor!” Peki, Arab iktidarları sahib çıkmıyor da Arab toplumu
ne diyor? Mesele devlet idarecilerinin takındıkları tavır değildir. Mesele o
devletlerin varlık sebebi olan halkın ne düşündüğü, ne istediği ve ne
hissettiğidir. Ortadoğu coğrafyasında yaşayan insanların hepsinin paylaştığı
bir ortak temel vardır. Bu ortak temelin adı ise İslâm’dır. Arab toplumunun
yıllardır türlü köşe bucakta yitirilmiş şahsiyetlerini geri kazanma davaları,
artık milliyetçiliklerinin de önüne geçmiş bulunmaktadır. Arab iktidarlarının
herhangi bir konuya sahib çıkmasını beklemenin bu bakımdan hiçbir değeri
yoktur. Ortadoğu politikasında Türkiye, doğru yolda ilerlemektedir.
Şimdi yapılması gereken,
Büyük Doğu politikası gereği, İslâm şemsiyesini tüm bölge üzerine açmaya
çalışmaktır. Bu hasret, İslâm dünyasının dört bir köşesindeki eylem ve
değerlendirmelerle apaçık zâhir olmuştur ki, altında toplanacakları şemsiyenin
açılmasını beklemektedirler hepsi.
Bu coğrafyadaki Müslüman teşkilâtlara
bakacak olursanız, ahlâk, eğitim, müsbet ilim, beşerî ilim, iktisad, dil.. yani
ruh ve madde planının tamamını kuşatıcı tekliflerin “bütün” ve “birbirini
bütünleyici” olmadığını ancak, yapılması beklenen ve yolu gözlenenin de tam
olarak bu olduğunu görebilirsiniz.
Bu sebeble, milletlerarası
planda yaşanmakta olan hadiselere İslâm toplumlarının verdiği tepkiyi iyi müşahede
etmek gerekmektedir. Ortadoğu’da insanlar, hasretlerini artık yüksek sesle
haykırmaya başlamışlardır. Bugün bizi bekleyen misyon, ruh ve madde planını
kuşatıcı “bütün” ve “bütünleyici” tekliflerin, ümid, hasret ve ihtiyacını hep
birlikte ve yüksek sesle haykıran Müslüman kitlelere sunulmasıdır. Sadece bu teşebbüs
dahi bölgedeki kıvılcımları kor ateş hâline getirip, aynı kor ateşi bölgede
iktidarcılık oynayanların kucağına bırakmaya kâfi gelecektir.
Bu arada, Dış İşlerinde vazifeli
Sayın Ahmed Davudoğlu ile Kudüs’de, Mescid-i Aksa’da Cuma namazını kılarız ama,
İç İşlerine ve Başbakana da duyururuz ki, Ayasofya’da da bayram namazı kılmak
isteriz…
Aylık Dergisi, Ağustos 2010