Lozan’dan 1999’a
Ömer Emre Akcebe
Geçen sayımızda sizler ile
Türkiye’nin nasıl 28 Şubat sürecine taşındığını, kurulan yapılanmaları, hedeflerini
ve neden başarısızlıkla sonuçlandığını izah etmiştik. Bu sayımızda ise, 28
Şubat’ın ne olduğunu, 28 Şubat sürecinde planlananları ve 1999 Şanlı Zafer
Yılının nasıl olup da bu topyekûn hareket karşısında kesin zafer kazandığının
detaylarına bakalım.
28 ŞUBAT PLAN DEĞİL,
PLAN İÇİNDE BİR DURAKTIR
Lozan Görüşmelerinde mührü almak
adına; “halk için halka rağmen” sözüyle başlayan sürecin içinde bir duraktır 28
Şubat. 1923 yılında imzalanan Lozan anlaşmasından 1999 yılına kadar 76 sene süren
bu süreç içerisinde, yaşadığımız ülkede Allah’ın adının telaffuzu dahi yasaklanmış,
şapka giymiyorlar gerekçesiyle idam cezaları verilmiştir.
“Efendi olma hevesiyle” kurdukları engizisyon kültürlü bu
devlet, tâ ki Üstad Necib Fazıl’ın Hazreti Ömer tavrıyla zuhur etmesine kadar,
tüm sesleri kesmeye muvaffak olmuştur. Allah ve Resulünün düşmanlarınca idare
edilen, Allah’ın adını işitmeye dahi tahammül edemeyen bu güruhun efendileri
adına icra ettikleri ve senelerce devam eden bu süreç, Üstad Necib Fazıl’ın kıvrak
zekâsı ve Efendi Hazretlerine bağlılığı ile ilk kez örselenmeye başlamıştır. Bu ülkede bir Necib Fazıl yaşamıştır. Mütefekkir
Salih Mirzabeyoğlu’nun Aydınlık Savaşçıları adlı eserinde dile getirdiği
“temeli ihanet, temelinde vahşet,
gözyaşı” olan bir ülkede, engizisyon kültürünün en şiddetli olduğu
dönemlerde, Vatan Haini Değil, Büyük Vatan Dostu Sultan Vahidüddin
eserini yazarak temelindeki “ihanet”i, Son Devrin Din Mazlumları adlı
eserinde “temelindeki vahşet”i ve Ulu Hakan Abdülhamid Han’ı yazarak da
temelindeki “gözyaşı”nı bizlere göstermiştir. Bunlar ve adını anmadığımız diğer
eserlerdir ki;
“Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes
Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen
es...”
…mısralarıyla,
bizlere bu küfür duvarında açılan gediği müjdelemiştir. İşte bu gediğin
açıldığı duvar, 1999 Kurtuluş Yılında bir daha tamir edilemeyecek şekilde
yıkılmıştır.
Üstad
Necib Fazıl’ın tutuşturduğu meşaleye tıpkı pervanelerin ateşe uçması gibi
başlayan çılgın koşu, 28 Şubat icraatına başlanmasının temel sebebidir. 28
Şubat yeni bir plan değil, Lozan barış görüşmelerinde efendi olma heveslilerine
verilen yol haritası içerisinde ancak bir duraktır.
28 ŞUBAT SÜRECİ
Üstad Necib Fazıl’ın, Lozan
anlaşmasında başlayan, Anadolu insanını yabancılaştırılma sürecine muhakkak ki
her aklı başında mümin kimse gibi itirazı vardı. “Efendi olma” kaygısı olmayan
Üstad Necib Fazıl’ın “insan” olma kaygısı” vardı ve bu çerçevede başlattığı, ömrü
vefa ettiğince her sahada sürdürdüğü bu aksiyona, bu ideale ilk hakiki cevab, Şanlı
1999 Kurtuluş Yılı’nın mimarı olan Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’ndan İBDA hareketiyle
gelmiştir. Büyük Doğu idealinin icra
makamı olan İBDA ve bu hareketin telif sahibi Salih Mirzabeyoğlu’ndan.
Üstad Necib Fazıl’ın
örselemeleriyle bu sistemin kaidesi yerinden oynamıştır. Onun Hakk’ın rahmetine
kavuşmasının ardından Büyük Doğu idealini icra etmek adına başlayan İBDA
hareketi ise, 28 Şubat öncesinde bu sefer kendi meşalesi etrafında inananları
etrafında toplamaya başlamıştır.
Bu meşaleden kıvılcımını alıp
tutuşan her yürek, ülke genelinden ses vermeye başlamıştır artık. Önce “İslamî
söylemleri” olması gerekçesiyle Refah Partisini 1996 senesinde iktidara
taşımışlardır. Müslümanların yürüttüğü bir hareketin iktidar olması
münasebetiyle, sanmışlardır ki bu parti onlara sahib çıkacak ve İslam devletine
doğru el ele yürüyeceklerdir. Oysaki bu ülkenin icraat makamı, milletin hakimiyetini
şiar edinmiş olmasına rağmen gerçekte milletin meclisi değildir. Temel hak ve hürriyetlerin
koruyucusu olan anayasa, bir darbe anayasası; anayasa mahkemesi üyeleri de o darbecilerin
tâyinleridir ki, bu adamlar Anadolu insanı değillerdir. Yunanistan’ı 1980’de
Rusya’ya kaptırmamak ve NATO içinde var etmek için, emperyalist güçlerin
emriyle önce kendi insanını 1980 şartlarına süren, kardeşi kardeşe düşman eden
hareketin mümessilleridir.
Aynı çizgide, 1996 senesinde
başlayan, halkın “inanan” gördükleriyle demokratik haklarını kullanarak yola
çıktığı bu istikamete müdahaleler gecikmemiştir ve 1998 senesinde millet hakimiyeti
üzerine kurulduğu iddia edilen bu ülkede milletin hakimiyeti yok sayılarak 28
Şubat süreci güdülmüştür.
Amaçlanan, Lozan görüşmelerinde verilen
sözleri icra edebilmek adına, ülkede Müslümanların iktidar olmaması için “gerekenin
yapılması”dır. 28 Şubat süreci öncelikle resmî iktidarı devirmiş, ardından
milletin gönüllerine yönelmiştir. Hedeflenen ise, kurulan “Batı Çalışma Grubu”
(BÇG) ile inananların fişlenmesi ve ardından 1999 yılı itibariyle yapılacak
olan operasyonlar ile inananların dirençlerini kırarak Lozan şartlarını bin yıl
sürecek bir süreç hâline getirmektir. Yapılacak olan uygulama ise “kıyım”dır.
Fişlenenlerin yaşadıkları alanlara operasyonlar yapılacak, 90’lı yıllarda
solculara uygulanan “çatışma süsü ver, canlı bırakma” düsturuna bağlı şekilde,
bu sefer silahlar inananlar üzerine çevrilecektir. Bırakın bu operasyonları
yapabilmeyi, 76 yıllık sürdürdükleri programı bile yıkan Mütefekkir’e
yaptıklarına bakalım birde.
TELEGRAM
Telegram-Uzaktan Zihin Kontrolü
uygulaması muhakkak ki insanlık tarihinin en vahşi ve zalim işkencesidir. Bir
insana yine bir insan böyle bir işkenceyi nasıl olur da münasib görüp icra
edebilir, anlamak mümkün değil!
Üstad Necib Fazıl’ın “gedik açtığı”
duvarı olduğu gibi yıkar ve Mutlak Hâkim’e inananları, hürriyetin pahasına, canın
pahasına müdafaa gayretine girersen, hele bir de İBDA Mimarı, Mütefekkir Salih
Mirzabeyoğlu gibi muvaffak olursan, sana bu ülkede her işkence haktır! Dünya
tarihinde emsali görülmemiş bu işkencenin Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu
üzerinde uygulanıyor olma sebebi, efendileriyle kurdukları 76 yıllık sistemin gözler
önünde çatır çatır yıkıldığını görüyor olmalarının kinidir. Mütefekkir Salih
Mirzabeyoğlu’nun 1999 Kurtuluş Yılı ilanı ile, 76 yıldır başarıyla
sürdürdükleri oyun bozulmuştur artık. 76 yıldır sürmekte olan sürece bakarak 28
Şubat sürecini uygulayanlar ve “bu bin yıl daha sürer” açıklaması yapanlar, 76
yıllık sürecin de kafalarına çöktüğünü anladıklarında, artık yapabilecekleri tek
bir şey kalmıştır ki, onun adı da emsalsiz bir işkence olan “telegram”dır.
İnsan, yapmaya çalıştığını engellemeye çalışanla mücadele eder ama, yapıp
tamamladığını yıkanlardan nefret eder. Lozan’dan başlayıp “bin yıl daha”
sürdürebileceklerini sandıkları bu süreci, 76 yıl sonra, parça parça edip
önlerine atan İBDA Mimarı’na karşı besledikleri nefret, işkenceyi “telegram”
vahşetine taşımıştır. Ancak ne kadar nefret ederlerse etsinler, ne işkence
yaparlarsa yapsınlar, Lozan ile başlayan ihanet, vahşet, gözyaşı ve kan üzerine
kurulu bu sistem, 1999 yılında Allah’ın izniyle çökmüştür.
Zalime seyirci herkes, bu zulme ayniyle
ortaktır…
Aylık Dergisi, Ekim 2010