Gökkubbe Altında Saklı Kalacak
Hiçbir Hakikat Yoktur
Ömer
Emre Akcebe
AKP, Ergenekon, Balyoz, Özel
Yetkili Savcılar, davalar, tutuklamalar ve alınan ifadeler. Kimin veya neyin
münasebetiyle olduğunu muhakkak ki tam olarak bilmiyoruz ancak kesin olarak biliyoruz
ki, Türkiye'nin bağırsakları patladı. Devlet tarafından, devlete sığınılarak,
devletin kurumu olarak yapılan ve yapılmakta olan türlü iğrençlikler, türlü
şerefsizlikler ve namussuzluklar bir bir ifşa edilmekte.
Bu yazımızı, yayınlanmış çeşitli
haberlerle destekleyerek size sunacağız ki, Anadolu toprağından akıtılan bu
iğrenç lağıma şahitlik ediniz. Şunu da eklemek isteriz ki, bu ülkede yapılmakta
olan bahsedeceğimiz iğrençlikler bile orijinal değil, CIA'in yaptığı ve ifşa
edilmiş çalışmaların taklit edilmesidir. Üniversitesinde başörtülü Müslüman
genç kızların kılığı ve kıyafetiyle uğraşmaktan, akademik çalışmalar yapmaya
vakit ayıramayan bu ulusalcı, laik kesimin yaptığı iğrençliklerin orijinal
olmasını da beklemiyorduk zaten. Neyse biz daha fazla dağılmadan asıl
meselemize dönelim.
CİNAYETLER
Zihin manipülasyonu ve dolayısıyla
zihin kontrolünde kullanılan çeşitli kimyevî ilaçlar kullanılması suretiyle
işletilen cinayetlerle başlayalım. Üzeyir Garih cinayeti, Danıştay Baskını,
Zirve Yayınevi'nin basılması ve Hrant Dink cinayeti. Bu vakalarda ortak nokta hepsinin Ergenekon ile bir şekilde temas halinde olması.
Bunlardan birincisi Üzeyir Garih'in katili Yener Yermez'in cinayet öncesi
dönemde çeşitli ruhî bunalımlar içinde olması ve Ümit Sayın ile görüşüyor
olması. Burada bir parantez açalım.
Sayın’ın 9 Ocak 1993 yılında Büyük
Loca’ya yaptığı “Büyü, Bilim ve Masonluk” başlıklı konuşmada “büyünün
yerini alan bilim aracılığıyla zihinlerin kontrol edilebileceği” ve “beyinlerin
nöro-kimyevî maddelerle yönlendirilebileceği” işleniyordu. Sayın,
konuşmasının sonunda, “Aslında gerçek büyü bilimdir ve bilimin belirlediği
gerçeklerle çelişen gerçek, gerçek değildir. Bizler bilimin sunduğu imkânları
kullanarak büyü felsefesinin ulaşamadığı amaçları da gerçekleştirebiliriz.
Büyücülük araç ve yöntemlerinin çağdaş versiyonlarını üretebilir;
geliştireceğimiz formülleri ve yöntemleri kullanarak bireyleri ve toplumu
yönlendirebiliriz” diyordu.
Zirve Yayınevi olayına bakalım
birde. Malatya Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu tarafından hazırlanarak
Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’na sunduğu Zirve Yayınevi olayı raporunda
yer alan tespitlerde Emre Günaydın ve diğer zanlıların dini hassasiyetlerinin
bulunmadığı, kişilik bozukluklarının olduğu, zanlıların bu nedenle gerek
propaganda, gerekse de psikolojik telkinlerle yönlendirilebileceği iddiasına
yer verilen raporda, Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın da olayla ilgili görüşü
kullanıldı. Tarhan’ın rapordaki ifadesinde, “Olayda psikofarmakolojik terör
şüphesini çekecek ön bilgiler olduğu” ve “Bu açıdan bilirkişi
incelemesini yerinde olacağı” dediği belirtildi. Cinayetlerin psikolojik
metotlar ve beyin kontrolüyle işletilmiş olabileceği yönündeki iddiaların da
kullanıldığı raporda, uzmanlardan oluşan bir heyet tarafından zanlıların
psikolojik yönden değerlendirilmesi talep edildi. Bu rapora da baktığımızda
Ümit Sayın'ın konuşmasını destekler nitelikte ifadeler olduğunu görebiliyoruz.
Bu iki cinayete uzun uzun
değindik. Diğer cinayetlerde benzer şüpheler taşımakta. Genel olarak konu ile
ilgili olarak yayınlanan haberlere baktığımızda Agmatin adlı uyuşturucuya
işaret edilmekte. Agmatin adlı kimyevî maddenin aslında beyinden salgılandığı,
salgılanan miktarın arttığında şizofrene sebep olduğu GATA’da
görevli, Ümit Sayın tarafından, Mason olduğu iddia edilen, Albay Prof. Dr.
Tayfun Uzbay’ın ilmî çalışmalarınca ispat edilmiştir. Şimdi dikkatimizi
çeken bir durum daha var ki; Albay Prof. Dr. Tayfun Uzbağ GATA'daki bu ilmî
çalışmalarının kimler üzerinde yapıldığıdır. (Kimler üzerinde denendiğini
bilmiyoruz ancak Peygamber Ocağı diye askere giden Anadolu çocuklarını, denek
olarak gören bu alçak dönmelerin, elektro manyetik alan deneyleri vesilesiyle
nasıl ifşa olduğuna ileride değineceğiz.)
Cinayetlere bu vecheden
baktığımızda, Türkiye'de birilerinin, kimyevî maddeleri, zihin kontrolünde ne
derece etkin bir şekilde kullandıklarını müşahede edebiliyoruz. Bu uygulamalar
bize CIA'in 1953 senesinde başlattığı MK-ULTRA Projesini anımsatıyor. CIA'den
zihin kontrolü hakkında araştırmalar yapan Armen Victorian'a gönderilen
mektupların birinde; "Teşkilatımızda, MKULTRA ve ilgili bazı diğer
projeler altında başta LSD olmak üzere hipnotizma ve uyuşturucu ilaç kullanımı
gibi tekniklerle, davranış kontrolü alanında 1963'ten önce yapılan ve
insanların denek olarak kullanıldığı bir takım araştırmaların CIA tarafından
desteklendiğini, delilleriyle gösteren belgeler mevcuttur. Mesela MKDELTA'nın
görevi MKULTRA materyallerinin ülke dışında kullanılmasıyla alakalı hazırlanmış
özel prosedürce belirlenmişti." (1)
Konumuza fuhuş ile devam edelim.
FUHUŞ VE ŞANTAJ
Fuhuş bir ferdin zihniyle dolaylı yollardan
uğraşılmaksızın, direkt olarak kontrol altına alınması adına kullanılmaktadır.
Askerler, bürokratlar, siyasetçiler, medyanın etkili isimleri, belirli
kesimlerin temsilcileri ve bazı şirketlerin yöneticilerinin hedef alınarak,
kişilerin geleceklerinin CD'ler içerisindeki görüntüler vasıtasıyla ipotek
altına alınmasıdır bu başlığın ana konusu.
Fuhuş vasıtasıyla şantaj görüntülerinin nasıl elde
edildiğine değinelim öncelikle.
Burada ilginiz çekeceğine inandığım iki dernek ön
plana çıkıyor. Birisi hepinizin Türkan Saylan vesilesiyle yakından tanıdığınız
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği diğeri ise Çağdaş Eğitim Vakfı. Bunlar malûm
ar, namus, iffet, haysiyet ve ahlaktan söz edilemeyecek ÇAĞDAŞ yerler. Bu
dernekler çeşitli burslar sağlayarak, öğrencilerin yurtlarda ikâmet etmelerini
sağlayan dernekler. Gariban Anadolu insanının çocuklarını okutmak (!) için
toplayıp çağdaşlaştıran(!) dernekler bunlar. Bu derneklerin vazifeleri zaafları
tesbit edilen, yukarıda saydığımız yerlerde görevli kimseleri ağlarını
düşürerek şantaj yapmak suretiyle istihbarat toplamak, medya vasıtasıyla
kamuoyunu etkilemek ve gerekli finansmanı sağlayabilmektir.
Akşam gazetesinde, 25.08.2010 tarihinde yayınlanan haber:
"ÜSSÜ DE KULLANMIŞLAR
Asker ve bürokratlara 'fuhuş
tuzağı' kuran çeteye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında yabancı uyruklu
kadınlarla ilişkiye girdikleri tespit edilen 61 subay-astsubay tespit edildi.
Para karşılığında ilişkiye girdiklerini kabul eden bazı askerler, fuhuş için
kadınları Gölcük Deniz Ana Üs Komutanlığı'na götürdüklerini itiraf etti.
Asker ve bürokratlara 'fuhuş tuzağı' kuran çeteye
yönelik Kocaeli merkezli operasyonda, liderliğini Mustafa D.'nin yaptığı şebeke
çökertilmiş, aralarında askerlerin de bulunduğu 35 kişi gözaltına alınmış,
20'si tutuklanmıştı. Çetenin, oyuncaklar arasına yerleştirdiği kameralarla,
Rusya'dan getirilen kadınlarla ilişkiye giren, asker, bürokrat, işadamı ve
polisleri kaydettiği ortaya çıkmıştı. Fuhuş şebekesiyle bağlantısı olduğu
tespit edilen İ.S isimli bir albayın evinde bulunan bilgisayarlara el
konulmuştu. Kurtköy'de oturan Deniz Harp Okulu öğrencilerin evlerinde de delil
torbalarına konulmuş iç çamaşırları bulunmuş ve iç çamaşırlardan birinin H.M.Ş.
isimli bir tümamirale ait olduğu iddia edilmişti. Ergenekon Savcısı Fikret
Seçen'in yürüttüğü soruşturma kapsamında Merkez Komutanlığı'nda 90 askeri
öğrenci ve subayın ifadesine başvuruldu. Ele geçirilen belgelerde isimleri
geçtiği iddia edilen aralarında bir koramiralin de bulunduğu 4 amiralin
bilgisine başvurulacak. Polis şifreli belgeleri açtıkça soruşturma da
derinleşiyor. 61 subay-astsubayın, fuhuş çetesinin üyeleriyle ilişki içerisinde
olduğu tespit edildi. Bu kişiler, geçtiğimiz günlerde Merkez Komutanlığı'nda
ifade verdi. Soruşturmada, askerlere 'Fuhuş yaptınız mı?' sorusu
yöneltildi. Askerler önce fuhuş iddialarını yalanladı. Sorguya katılan
polisler, ellerindeki telefon kayıtlarını okumaya başlayınca askerlerden
itiraflar geldi. Kayıtları gören bazı subaylar fuhuş yaptıklarını kabul ederek
'Sivil kadınlarla para karşılığında zaman zaman ilişkiye girdik' dedi. Sorguda,
fuhuş yaptıklarını kabul eden askerlere; 'Fuhuşu nerede yaptınız?' sorusu
yöneltildi. Bu soruya verilen cevap, sorguya giren yetkilileri şoke etti. Bazı
askerler, fuhuşu, dikkat çekmemek için Gölcük'te bulunan Deniz Üs
Komutanlığı'nın içerisinde yaptıklarını söyledi."
Fuhuş ile elde edilen kasetler son derece
tesirlidir. Hatırlayınız Deniz Baykal'ın lideri olduğu CHP gibi bir partiden
bile gönderilmesine sebeb olabilmektedir. İnsanımız halen böyle iğrençliklere
tahammül edememektedir. Türkiye'de daha ne kasetler var, küçük yaştaki kız ve
erkek çocuklarının kullanıldıklarına değinmek bile istemiyorum. Ancak Ergenekon
gibi oluşumlarda daha derinlere neden inilemediğine dair bir intiba sahibi
olabiliyoruz bu başlık vesilesiyle.
HİPNOZ
Hipnoz; eski kaynaklarda manyetizma diye de ifade
edilmektedir. Bir kimsenin konsantrasyonunun bir noktaya odaklanmasının
sağlanması vasıtasıyla kişinin, öncelikli olarak sûn'i bir uyku ile uyumasıyla
başlar. Bu durumda kişinin beş duyusu çalışmaktayken tahayyül ettirilenler
vasıtasıyla tasavvur kontrol altına alınır.
Yakın zamanda Türkiye'de yaşanmış bir
örnek verelim:
Kayseri'de Hava İkmal Bakım Merkezi'de görev yapan
3 astsubayın askeri belge üzerinde tahrifat yaptıkları iddiasıyla gözaltına
alınması sürecinde, astsubaylara hipnoz yapıp işkence uyguladığı iddiasıyla
yargılanan emekli Yarbay Gürol Doğan, toplam 7 yıl 6 ay hapis cezasına
çarptırıldı.
- "Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki
duruşmaya tutuklu sanık emekli Yarbay Gürol Doğan katıldı. Davacı astsubaylar
Ali Balta, Orhan Güleç ve İsmail Dağ ise duruşmaya gelmedi. Gürol Doğan'ın
avukatı Murat Savur, müvekkili hakkındaki suçlamaların doğru olmadığını, davacı
astsubaylarla gece görüşme yapıp işkence yaptığı iddialarının asılsız olduğunu
ileri sürdü. Savur, 'Gürol Doğan hakkında işkence yaptığına dair dosyada ciddi
hiçbir delil yoktur. Davacı astsubaylar için tutukluluk sürecinde 12 kez sağlık
raporu alınmış, bu raporlarda da işkence bulgusuna rastlanmamıştır. İddianamede
de ciddi hiçbir delil yoktur. Uzman raporunda hipnozun karşı tarafın da kabul
etmesiyle gerçekleşmesi mümkündür. Tek taraflı hipnoz yapılamaz. Gürol Doğan'ın
beraat etmesini veya tahliye edilmesini istiyorum' dedi.
Emekli Yarbay Gürol Doğan da, yaptığı savunmada
suçlamaları kabul etmediğini, iddia makamının suçlamalarına katılmadığını
belirterek, 'İddia makamının mütalaasına iştirak etmiyorum. Böyle bir suç
işlemedim. Beraatımı istiyorum' diye konuştu.
Mahkeme heyeti sanık Gürol Doğan hakkında 'Bir
kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve fizikî veya ruhî yönden acı
çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol
açacak davranışları' kapsayan TCK'nın 94/4 maddesi uyarınca davacı her
astsubaya ilişkin 2 yıl 6'şar ay olmak üzere toplam 7 yıl 6 ay hapis cezası
verdi.
Kayseri'de garnizonla ilgili bir belge üzerinde
tahrifat yaptıkları iddia edilen astsubay Ali Balta, İsmail Dağ ve Orhan Güleç,
Ankara Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından 17 Mart 2009'da
yapılan duruşmada 'Resmi evrak üzerinde tahrifat yapmak' suçundan tutuklanmış,
daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmışlardı. Serbest
bırakılan 3 astsubay, emekli Yarbay Gürol Doğan hakkında kendilerine işkence
yaptığı ve hipnozla ifadelerini aldığı iddiasıyla dava açmışlardı. Emekli
Yarbay Gürol Doğan, Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 12 Ocak 2010'da yapılan
ilk duruşmada tutuklanarak cezaevine gönderilmişti." (2)
Bir bilgi eklemek isterim. Hipnoz seanslarına
katılacak olursanız, sûn'î uyku ile uyuduğunuzda size telkin edileni kabul
etmezseniz uyku bozulur. Fakat yukarıdaki gibi yapılan cebri hipnoz
uygulamalarında hipnoz, halüsinojen kimyevî ilaçlarla desteklenmekte ve irade
tamamen kırılmaktadır. Haberdeki askerin ifadesini okurken bu durumun göz ardı
edilmemesi gerekir.
KOBAY ASKER
Son olarak ifşa edilen vaka ise yine GATA'da
askerlerin çeşitli zihin deneylerinde kobay olarak kullanılması oldu.
Elektromanyetik yayın yapan bir cihaz vasıtasıyla beynin çeşitli konumlarını
uyaran bu cihazın marifetlerini haber videolarında müşahede ettik.
Medya bu hadiseyi sürekli izinsiz deney olması
tarafından ele aldı ancak hadisenin bir de deneyin amacı vechesi var tabiî.
GATA zihin manipülasyonları üzerine deneyler yapıyor anlaşılan. Yabancı
kaynaklarda zihin kontrol çalışmalarıyla ilgili videoları izleyecek olursanız,
bu cihaz ile orada da karşılaşırsınız. (3)
Bu kullanılan cihaz bu işin tamamının çözüldüğü
mânâsını taşımıyor tabi ki. Ancak yapılan çalışmaların zavallı erler üzerinden
yürütüldüğünü fark etmemize sebeb oluyor.
SONUÇ
Birileri demokrasi ile idare edilmekte olan
Türkiye’de, çeşitli kurum ve kuruluşlardaki kilit kişileri kontrol altına almak
suretiyle istediği gibi at koşturmaktadır. Yakalanan, sorgulanan, tutuklanan
birileri var mutlaka. Fakat 28 Şubat sürecinden başlasak, Ergenekon ve Balyoz
diye devam eden süreçte, as kadrolara kimsenin elini değil, dilini bile
uzatamadıklarını görüyoruz. Birisi, bir otel odasında, biriyle bir halt
karıştırmışsa, artık o kişinin kaseti olup olmadığından emin olması mümkün
değildir. Bu açıdan baktığımızda kişi, kendinden emin olsa bile, yakın
çevresinden asla emin olamayacağından dolayı, kimse bu pisliğin merkezine kadar
ilerlemeye cesaret edememektedir. En azından şu ânki iktidar için bu durum
geçerlidir. Bahsettiğimiz bu hadiseler, bağırsaktan taşanlardır. İçinde kalan
ise şimdilik, telegram tekniğiyle yapılmaya çalışılan, zihin kontrol
çalışmalarıdır. Ergenekon savcısının yaptığı sorgulamalarda sık sık üzerinde durduğu
telegramın da bir gün mutlaka patlayan bağırsağın içerisinden çıkacağını ve bu
hadisenin doğuracağı infialin şimdiye kadar ifşa olanları gölgede bırakacağını
düşünmekteyiz. Mütefekkir’in nymphalar diye bahsettiği kimselerin de, ardına
saklandıkları perdenin yırtılacağı şuurunda olmaları ve efendilerinin korunması
adına, kendilerinin kurban edileceklerini bilmeleri lazım gelmektedir.
1-) CIA tarafından Dr. Armen Victorian'a
gönderilmiş olan ve İstihbaratta Beyin Yıkama adlı kitabında yayınlanmış olan
19 Kasım 1990 tarihli mektup.
2-) http://yenisafak.com.tr/Gundem/?i=265499
3-) http://www.youtube.com/watch?v=zaPb3R5YTo4
(örnek video)
Kaynak: Baran Dergisi, Sayı 221, 7 Nisan
2011