OLMAYAN PARAYI HARCAMAK
Ömer Emre Akcebe
Başbakan’ı geçenlerde televizyonda, elinde kocaman 20 milyon TL’lik banknotla görünce ilgimi çekti. Ne anlatacak diye merakla izlemeye başladım. Konuşmayı yaptığı yer ise, TESK (Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu) İstişare ve Değerlendirme Toplantısı. Diyor ki Başbakan:
- “Türkiye büyüyor ve kazandığı için de harcıyor, olmayan para harcanmaz, varsa harcanır.”
Evet, “olmayan para harcanmaz” diyor Başbakan. Ya Başbakan bütün memleketin gözünün içine baka baka yalan söylemekten arlanmıyor, yahud onu ayakta işletiyorlar haberi yok. Şimdi oturalım, “olmayan para”nın nasıl harcandığını anlatalım:
Verilen mesken kredileri toplam rakamı 64 milyar 63,6 milyon TL, araç kredileri 5 milyar 882 milyon TL, diğer tüketici kredileri 72 milyar 766.2 milyon TL ve kredi kartlarının borçları ise 45 milyar 841.3 milyon TL. Bu veriler, devletin Merkez Bankası’nın bu ay (Mayıs 2011) itibarıyla açıkladığı veriler. Bu demektir ki “188 milyar 553,1 milyon TL” OLMAYAN PARA harcanmış. Başbakan cahil midir, yoksa yalancı mı, siz karar verin.
Bir başka örnek: Kanal İstanbul projesinin tahminî maliyeti 10 milyar TL olarak açıklanıyor. OLMAYAN VE HARCANAN PARA ne kadar da çokmuş değil mi, buna nisbetle?
Kanal İstanbul vesilesiyle bir de Ak Parti’nin İstanbul vizyonunu anlamaya çalışalım. Kanal İstanbul’un sloganı neydi, “İki Yeni Şehir”. Bu “İki Yeni Şehir” kimin için kurulacak? Meraklandırmadan hemen söyleyelim:
Jeopolitik mevkii ve ucuz işçilik maliyeti sebebiyle Türkiye, global sermaye için bulunmaz bir köle sahası. Türkiye’de yaptıkları yatırımları arttıracaklar demektir bu “İki Yeni Şehir” vesilesiyle. Nasıl ki daha önce şehir dışına inşa edilen modern(!) şehirler vesilesiyle, bundan 50 sene önce kimsenin metelik vermediği toprakları süsleyip-püsleyip dünyanın fiyatına sattılar. Asıl şehrin içindeki fiyatları bu vesileyle düşürdüler ve değerinin altındaki fiyatlarla satın aldılar. Şimdi de merkezde yaşayan “halkı” şehir dışına atacaklar ve gelip şehir içinde kendilerine yeni modern(!) kentler inşa edecekler. Bunun adı EMLAK MANİPÜLASYONU’dur. İşin ustası yine Yahudiler tabiî. Bu konuya saplanıp kalmamak için kaynak verelim, ilgilenen incelesin. Ataç yayınlarından Ocak 2007 tarihinde çıkmış olan Yahudi Devleti (Theodor Herzl). Orada konuyla ilgili tafsilatlı bilgiyi elde edebilirsiniz. Biz asıl konumuzla devam edelim.
Tarımda tütün, şeker pancarı ve buğdaya kota koydular. Çiftçiyi büyük şehirlere göç etmek mecburiyetinde bıraktılar. Niçin biliyor musunuz? Global sermayenin ucuz iş gücü olsunlar diye. Kürdlerin sorunu da bir veçhesiyle aynı, onların da köylerini boşalttılar ve sermayeye ucuz iş gücü olarak şehirlere gitmeye zorladılar. Şimdi Başbakan diyecek ki; “doğru ama kotaları bizden önceki koalisyon hükümeti koydu.” Doğru söylüyor, kotaları on beş günde, on beş yasa değiştirerek, Kemal Derviş dikte ettirdi. İyi de kardeşim, adamın on beş günde çıkarttırdığı on beş yasayı, sen 8 senedir değiştiremediysen?!..
“Olmayan para”yı gördük, şimdi bir de “olduğu” iddia edilen parayı inceleyelim hep beraber.
Türkiye’de üretim ve/veya montaj yapan yabancı şirketler, satışa hazır hâle getirilen ürünlerin son faturalarını Türkiye’de keserek buradan yurtdışına ihraç etmektedirler. Şimdi, yabancı şirketlere sadece üretim ve/veya montaj yapıyor olmamız sebebiyle, malın bedeli bizim ülkemize mi aittir? Buradan fatura kesiliyor olması, elde edilen gelirin bize ait olduğunu asla göstermez. Zaten ihracat yapan şirketlerin ödediği ciddi vergi rakamları da yoktur. Şu ân bizim ihracat gelirlerimizin tamamı buna nisbetle hesablanıyor. O “millî gelir” denilen gelir biçimine, bir de bu perspektiften bakalım. “Millî” olan gelir acaba gerçekte ne kadardır?
Başbakan’ın elindeki 20 milyon TL’lik banknota bakalım dilerseniz. Başbakan diyor ki; “Türkiye’nin tamamıyla birlikte esnafımızın dünyasını nasıl değiştirdiğini eski 20 milyon ve şimdi ki 20 TL ortaya koyuyor.” Paranın sonundan 6 tane sıfırı silince paranın değer kazandığını öne süren zihniyete ne denebilir ki? Bunu Bakırköy’de muayene olan bir hasta söylese, apar topar yatış verilir, uzun süre de “gözetimde” tutarlar. Muhalefet kaset oyunlarından kafasını kaldırıp baksa aslında her âkil adam tarafından silkelenebilecek olan bu ağacı görebilecek ama, nerede o basiret sahibi kimseler? Muhalefet ve iktidarın farkı, paslı ve passız tenekelerin birbirine nisbetinden öte değil. Bu arada Sayın Başbakan, 20 milyon TL ve 20 TL’lik banknotları kim hazırlayıp konuşmanızda kullanın diye akıl verdiyse, derhâl onun işine son veriniz. Tarihe geçen komikliklerden birine imza attınız, aynı duruma tekrardan düşmeyiniz bari.
Balon ekonominin iyi hatiblerce cilâlanarak, demir leblebi gibi lanse edildiği ülkemizin asıl manzarası bize işte böyle görünüyor. Başkalarının bilgisi, parası ve sanayisiyle oluşturdukları sermayelerinde, tıpkı köle gibi çalışan insanımızın harcadığı “kendisine ait olmayan para” ve aynı sermayeye ait parayla elde edildiği iddia edilen GSMH (Gayri Safi Millî Hâsıla) rakamları, gerçekte yukarıda anlattığımız nitelikte. Sathı henüz öyle veya böyle parlamakta olan bir tenekenin en kısa sürede paslanacağı ise aşikâr.
Aylık Dergisi – Haziran 2011