ANA SAYFA HABERLER DERGİLER BAYİ ADRESLERİ BİZE YAZIN İRTİBAT
SON HABER:  

28 ŞUBAT YARGILANSINAKADEMYA PANELLERİİBDA KÜLLİYATI İNDEKSLERİKALEMİNDEN MİRZABEYOĞLUKÜRT MESELESİRÖPORTAJLARSÖZ ÇAKAL CARLOSTA

- NECİB FAZIL -- SALİH MİRZABEYOĞLU -ABDÜLHAMİD KOÇAAHMED EYMENAKADEMYAALİ NACARAV. ALİ RIZA YAMANAV. GÜVEN YILMAZAYŞEGÜL AHFABİLGEHAN ERENCOYOTTEDR. NEVZAT ŞİPLEMEFATİH TURPLUGÖKHAN GÜMÜŞGÜLÇİN ŞENELHAKAN YAMANHAYREDDİN SOYKANHÜLYA UYARİKTİBASKÂZIM ALBAYRAKKENAN DURUMAHMUD E. DURUMÜJDE BAYRAMMUSTAFA SEÇKİNEROĞUZ YILDIRIMÖMER EMRE AKCEBEOSMAN AKYILDIZREHA SUVARİREİ TAKAHARARUKİYE AVCIRUKİYE ŞENELSEDAT BULUTSELÇUK ARSLANSELİM GÜRSELGİLSENCER EKİNSEZAİ KIRLANGIÇSİZDEN GELENLERTURAN DEMİRÜMİT ELÖNÜZELİHA KILIÇPARLAR

ÖMER EMRE AKCEBE
Yazıları Paylaş
Modern Dünya"nın İktisadî Bunalımına Dair Kısa Bir Mülâhaza
Eklenme: 2011-11-17 | Okunma: 546

 

MODERN DÜNYA`NIN İKTİSADÎ BUNALIMINA DAİR KISA BİR MÜLÂHAZA

 

Ömer Emre Akcebe

 

GEÇMİŞE KISA BİR BAKIŞ

Firavunlar, Kisralar, Roma Devleti, Kilise, Derebeyleri ve Emperyalist sömürgeciler Allah indinde uygun olan nisbetlerden uzak olan ahlâk ile iktisadî sistemi denetlemişlerdir. İktisadın yanında dinî, siyasî, içtimaî ve ruhî batak içerisindedir bu topluluklar. Bunu belirtmekte fayda var, aksi halde müstakil olarak iktisadın toplulukları çirkine sevk ettiği anlaşılabilir. Medeniyetlerin insanı zirveye taşıması gerekirken bu uygarlıkların insanlığı eriştirdiği yegâne mecra rezilliklerdir. İktisadî değerler, bu sistemler içerisinde ihtiyaçları temin gayesinden şaşarak, insanları denetleyebilmek için kullanılmışlardır. Bu saydığımız devletler içerisinde insanların bu yöntem ile denetlenmelerine yol açan insanî kuvvetlerin neler olduğunu İmam-ı Gazâlî ve Freud vesilesiyle değerlendireceğiz.

İslâm ahlâkından yoksun kimseler elinde biriken sermayenin insanlığa hayır getirdiği görülmemiştir. Burada herhangi bir yanlış anlaşılmaya mahâl vermemek adına hemen belirtelim, biz kuru sermaye karşıtı falan değiliz. Herşey mânâsıyla bütünlük arz eder. Öyle ki; Hazreti Ebubekir`in elinde biriken sermaye, İslâm`ın hizmetine tahsis edilirken, Firavun Haman`ın elinde, Musa Peygamberin Rabbine ulaşmak için kibirle inşa edilen kuleye tahsis edilmiştir.

Yine kısa bir iktisad tarifi yapmakta fayda görüyoruz. Bu tarifi sürekli beyan etmemizin temel sebebi ise birden çok tarifi sizlerle buluşturmak ve perspektifi genişletmektir. Aynı zamanda kullanacağımız ifadeleri hangi tarife nisbetle kullandığımızı belirtiyoruz ki karışıklıklara mahâl vermeyelim.

İktisad

İktisad için, insanın hayatını idame ettirirken muhtaç olduğu ve ihtiyaç duyduğu beslenme, giyinme, barınma ve hayatını kolaylaştıran eşyaların üretim, dağıtım ve tüketim işlerini tarif eden faaliyetler bütünüdür diyebiliriz. Bu tarife göre iktisadî faaliyetler yine insanlar tarafından gerçekleştirilmektedir. İktisad asla müstakil bir inceleme alanı olamaz. İktisada tesir eden ve onu şekillendiren bir çok faktör vardır. Bu faktörler; maddî cebhesinde dış çevre, manevî cebhesinde ise dinî, siyasî, ruhî ve ahlâkî keyfiyetlerdir.

Ferd bir ağaç olsaydı, cemiyeti orman olarak tarif ederdik. Bir ormanda, onlarca çeşit ağaç türü vardır. Farklı ormanlar arasında da iklim, rakım, bakı, yağış ve bunun gibi sebeblerden ötürü ağaç türleri çeşitlilik gösterir. Ancak hangi tür ağaç olursa olsun toprak, su ve gün ışığına muhtaçtırlar. Ve yine ancak, kimi ağaç türleri daha çok su, kimisi daha fazla gün ışığı, kimisi farklı keyfiyetlerde toprak türlerine ihtiyaç duyarlar. İnsanlar da tıpkı ağaçlar gibi belli temel ihtiyaçlar etrafında şekillenen müstakil ihtiyaçlarıyla farklılıklar arz ederler. Ağaçtan ve hayvandan olan farklıkları ise insan türü içerisindeki çeşitliliği sonsuz kılmaktadır.

İnsanların muhtaç olduğu beslenme, giyinme, barınma ve hayatı kolaylaştıran araçları taleb etmekte meydana gelen değişiklikler de bu çeşitlilik münasebetiyledir. İbn Arabî`ye göre insan dört hakikat üzerinde tasarrufta bulunur. Kendi hakikati, rabbanî hakikat, şeytanî hakikat ve melekî hakikattir. Bu dört hakikatten yapılan tercihe göre değişiklik arz eden hakikat, insanın isteklerinin şekillenmesinde ölçü olmaktadır.

Demek ki insanların temel ihtiyaçları haricinde de sahib olmak istedikleri çeşitli araçlar vardır ve bu araçlar çoğu kereler benzerlik gösteriyor olsalar da taleb edenin niyetine göre farklılaşmaktadır. Bu farklılaşmayı denetleyen ise insanın nisbetleridir. Ama neye nisbetle?

Son yüzyıl içerisinde ahlâk, dine olan nisbetinden kopartılarak sermaye sahiblerinin çıkarlarınca yeniden düzenlenmiştir. Bugün Batı`dan son ithalatımız olarak, bizim sermaye sahiplerimizce de yeni bir ahlâk Anadolu`da tasarlanmaktadır. Nisbeti olmayan bu ahlâkı, dine nisbeti olan ahlâktan koparabilmek adına, "ahlâk" kelimesi yerine "etik" kelimesinin kullanıldığını da müşahede etmekteyiz.

İktisadı tarif ederken, insanın muhtaç olduğu beslenme, giyinme, barınma ve hayat şartlarını iyileştirecek ihtiyaçlardan bahsetmiştik. Gıda, giyecek ve barınak temel ihtiyaçlar olarak işaretlenmiştir. Bunun haricinde elektrikten bilgisayara, masadan ütüye kadar (örnekleri çoğaltabilirsiniz) olan ihtiyaçlar ise hayatı kolaylaştırmak için kullanılan araçlardır. Burada dikkat edilmesi gereken en elzem husus, beslenme dahîl olmak üzere saydığımız tüm ihtiyaçların araç olmasıdır. Toplulukların gerçekleştirdiği iktisadî faaliyetlerin kendi dini inançları, kültürleri ve yaşadıkları coğrafyaların özellikleri, ihtiyaç kalemlerinin unsurlarını meydana getiren mamullerin çeşitlerini her ne kadar değiştirse de, temel ihtiyaç kalemleri aynı kalmaktadır.

Tarifimize ve örneklerimize göre; insan temel ihtiyaçlarını karşıladığı takdirde yetinmesi gerekmektedir. Komünist sistem de bu fikirden yola çıkılarak inşa edilmiştir. Ancak geçmişten günümüze doğru göz atacak olursak, bunun hiç de böyle olmadığını müşahede ederiz. Peki üretim, dağıtım ve tüketim dengesinde hayatını idame ettiren insanı bu ihtiyaçların üzerine çıkartıp geçmişteki ve bugünkü manzaraların nasıl meydana geldiğini inceleyelim şimdi de.

 

DOĞU PERSPEKTİFİNDEN İKTİSADÎ USÛL VE GAYE`Yİ TAYİN

Burada Akl-ı Heyulânî`den bahsetmek durumundayız. İnsan aklı nev` açısından benzerlik arz eder. Mizâç ise herkes de farklıdır; bunun için de heyulânî akılda istidadlar farklıdır, çünkü aklın mebâdîden fezeyan etmesi istidada göredir. [1] Öyleyse herkesin istidadı birbirinden farklılık arz ettiğine göre sosyal hayatın şekillenmesindeki iş ve görev bölümünün bu istidadlara göre şekillendiğinden bahsedebiliriz. İş ve görev bölümünün yapılmasını sağlayan bu istidadlar ise tıpkı kıymetli taşların içinde mevcud olduğu maden sahası gibi, cemiyetin bütününü meydana getirir. İyi bir tetkik sonrası doğru işlemlerden geçirilerek ayrıştırılır ve ardından da iyi bir şekilde işlenirse, değer, yani liyakât arz eder. Bu açıklamayı daha sonra batı ve doğunun iktisadî hayata yaklaşımlarını incelerken değerlendireceğiz.

İmam-ı Gazâlî Hazretleri, insanın nebatî, hayvanî ve insanî ruhun keyfiyetlerinden müteşekkil olduğunu ifade etmektedir. Halbuki insanı insan yapan keyfiyet, insanî ruhtadır. O cisim değildir ve cisimlere hulûl etmez. Yine cismanî olmadığından, ölçülebilir ve dolayısıyla kontrol altına alınabilir de değildir. İnsanî ruhun cismanî olmaması, bugünün materyalist batı kafası tarafından idrak edilememektedir. Batı, idrak edemediğinin de idrak olduğunun idrakinde olmadığından ötürü, insanlığı sürüklediği istikamet iktisadî, siyasî, içtimaî ve ruhî olarak günümüzün şartlarıdır.

İnsanı iktisadî meseleler etrafında ele alacak olursak, rezillik ve faziletlerin kaynaklarından ikisi olan şehvet ve gazab kuvvetlerinin keyfiyetlerine de değinmek mecburiyetindeyiz. Nebatî, hayvanî ve insanî ruhta hemen hemen müştereken var olan bu iki kuvvet, insanın kendisine mahsus olan diğer keyfiyetleriyle birleştiğinde, onu zirveye de, belhüm adâl denilen hayvandan aşağı mertebeye de taşıyabilir. Gazab ve şehvet, iktisadî sosyal hayatın içerisinde ferdin, kendisinin bulunacağı iş bölümündeki faaliyetlerinin, ahlâki durumunu denetleyecek olan temel kuvvelerdir.

Şehvet:

İnsana bahşedilmiş olan hiçbir kuvvet, mutlak zarar veyahut fayda sağlamaz. Bazıları dizginlenerek kontrol altında tutulmalı ve asgari hâlinden faydalanılmalıdır. Şehvet kuvvetinin de aynı şekilde fayda ve zararları vardır. Şehvetin ıslah edilmesi diğerlerine nazaran son derece güçtür. Çünkü şehvet, insanda bulunan kuvvetler arasında en kadîm olanı ve teşebbüs bakımından en şiddetlisidir. Bu kuvvet insanda, hayvanda ve nebatta bulunmaktadır ancak insanda bununla birlikte namus, haysiyet, fikir, nutk ve temyiz kuvveti de bulunmaktadır. İnsanla hayvanın birbirlerinden ayrıldığı temel hususlardan biri de şehvettir. Şehvet hayvanda ve insanda aynı şekilde bulunmaktayken insan bu kuvveti ölçüler çerçevesinde kullandığı ve dizginlediği derecede insan olur.

Şehvet kuvveti kendi içinde iki şubeye ayrılır. Bunlardan birincisi batnın şehveti, ikincisi ise fercin şehvetidir. Batnın şehveti kişi hayatının devam etmesi içindir. Fercin şehveti ise neslin, zürriyetin, nev`in devamı içindir.

Hayatın idame ettirilmesi hususunda ifrat halinde tecelli edecek şehvet, sosyal ve iktisadî sahada kişinin hikmet kuvvetinin de ifrat halinde olmasıyla, kurnazlığa dönüşecektir. Sosyal iş bölümü içerisinde kurnazlık ve aç gözlülüğün getireceği zararları tasvir etmek hususunda bugün Afrika`da yaşanan kıtlık gösterilebilir.

Her türlü kötülük, ifrat derecesinde şehvet sebebiyle olur.

Gazab:

İnsanın sûreti, toprak, su, hava ve ateşten müteşekkildir. Gazab, ateşin keyfiyetidir ve onun mecraı kalbtir. Aslolarak şeytanda baskın olan bu kuvvet, insanda ve hayvanda doğuştan vardır. İnatçı ve zalim kimselerde baskındır ve kibir vasıtasıyla teşhir olur. İnsan yaradılışı itibarıyla toprağın vücudunda baskın olduğu bir canlıyken, şeytan ateşin baskın olduğu yaratıktır. Gazabın sebeb olduğu kibir, şeytan ve cinlerde ifrat halinde mevcuttur.

İnsan ise vücudunda bulunan ateşten fayda sağlamakla mükellef olup, olumsuz taraflarını bastırmak mecburiyetindedir.

Gazabın ifrat halinde dışa vurduğu insanda kibir, gurur, rehavet, ciddiyetsizlik, nankörlük, mala ve makama aşırı düşkünlük ve muhalefet gibi kötü huylar meydana gelir. Meydana gelen bu hâllerin sebebi itidâl üzere olmayan gazabdır.

İktisadî faaliyetlerin merkezinde olan insanı Doğunun nazarında İmam-ı Gazâlî vesilesiyle ferdî planda ele almış olduk. Gazab ve şehvetin itidâl üzere olmayıp ifrat hâlde bulunduğu fertlerin iktisadî ve sosyal hayat içerisinde sebeb olacakları tahribat açıktır. Kimsenin kimseye merhamet etmediği, şahsî çıkarların içtimaî nizamdan önce geldiği, kölelik sisteminin en adi şekilde var olduğu ancak köle tarafından" en iyi "köle olabilmenin şeref kabul edildiği sistemin ferdî kaynağını işaretlemiş bulunuyoruz. Ayrıca gurur ve kibirini arttıracak mallara sahib olabilmek adına insanı her mücerred değerden vazgeçirebilecek olan da bu kuvvetin ifrad halinde bulunmasıdır. Halbuki insanî ruhu vesilesiyle insanın nisbeti faziletleridir. Faziletler bu kuvvetleri itidâl üzere muhafaza eder.

Şimdi, Batının insana ve dolayısıyla iktisada bakışına göz atıp, çözüm reçetemizle yazımızı tamamlayalım.

 

BATI PERSPEKTİFİNDEN İKTİSADÎ USÛL VE GAYE`Yİ TAYİN

Geçmişten bugüne şekillenen dünyaya baktığımızda, Doğu nasıl ki fikrin temsilcisi olmuş ise, Batı da aksiyonun temsilcisi konumundadır. İdeolocya Örgüsü`nde çerçevelendiği mânâda aldığımız aksiyonun temsilcisi olan Batı, bugün bütün unsurlarıyla materyalizmi benimsemiştir. İşi-gücü kemmiyet olan Batının, Descartes`ın materyalizmi vesilesiyle insanlığı sürüklediği mecra; idrak edilebilen ve ölçülebilen materyaller haricindeki hiçbir şeyin olmadığı iddiasına kadar varmıştır. Öyle ki içlerinden kimi filozoflar çıkıp metafizikten ve keyfiyetlerden bahsetmeye çalışsalar dahi, bünyeleştirdikleri materyalizm onları bu planda başarısız kılmıştır.

Modern diye ifade edilen materyalist bilim, sadece maddenin kemmiyetleriyle ilgilenirken keyfîyetleri ise elden kaçırmıştır. Aynı şekilde, "bütün fikir"den bîaber olan modern bilim, ciddiyetini de yitirmiştir. Öyle ki insanı bile sadece madde planında ölçülebilir kemmiyetleriyle ele almaya başlamıştır.

İmam-ı Gazâlî Hazretlerinin eserlerini tetkik etmiş olan kimse, Sigmund Freud’un çalışmalarını tetkik ettiğinde şu kanaate varacaktır ki; Freud’a göre insan, yalnız nebatî ve hayvanî ruha ait olan, gazab ve şehvet gibi iki kuvvetin hüküm sürdüğü kimsedir. Bu, Descartes`ın materyalizminden Freud`a kalan, perspektif mirasıdır. Öyle ki gazab; hayvanî ruha ait, şehvet ise; nebatî ruha ait kuvvetlerdir. İnsan ise nebatî, hayvanî ve insanı insan yapan insanî ruha sahib olarak yaradılmıştır. Hayvanî ve nebatî ruha ait olan bu kuvvetlerin dimağda maddî mahalleri vardır ve ölçülebilirler. Materyalizmin, insanın temel değişkeni olan psikolojisini, ölçülebilir ve dolayısıyla denetlenebilir olarak açıklayan Freud, Batı`nın göz bebeği haline gelmiştir. Freud’un insanı sadece bu iki vechesinden ele alarak kurduğu sistem son derece ilgi ve alâka uyandırmaktadır. Yine aynı materyalist düşüncenin mahsûlü olan materyalist kafalarca algılamasındaki kolaylık ve lâdinî ilimlerce rahatlıkla tetkik edilebiliyor olması münasebetiyle, bugünün materyalist sosyal bilimcilerin neredeyse tamamınca temel başvuru kaynağı halindedir.

Freud`un ölçülebilir değerler peşinden giderken yakaladığı şehvet ve gazab kuvvetleri insanı tarif etmek için asla ve asla kafî gelmemiştir. Buna rağmen, telkin vasıtasıyla insanların yönlendirilmesi hususunda büyük başarıların önünü açmıştır. İktisadî usul ve gaye hususunda da insanın gazab ve şehvet kuvvetleri Batı tarafından kullanılmıştır. Freud`un materyalist kafasından çıkan bu insan tasavvuru, Batı`nın insana olan yaklaşımlarının anlaşılmasını temsil ediyor olmasından ötürü mihenk taşı vazifesini ifa etmektedir.

İnsanların açgözlülüklerini ve kibirlerini, Batı, o kadar maharetle kullanmıştır ki; kurduğu kapitalist iktisadî sistem içerisinde, herkesin kendi köleliğinden, kariyer, haz ve zevklerinden memnun olduğu bu yeni kölelik biçiminin, teşvik edildiği yapıyı, başarıyla inşa etmiştir Aynı zamanda yine gazab ve şehvet kuvvetlerine sürekli telkinleriyle avamın işin aslının farkına varmasına manî olmuştur. Bugün yaşanan sistem içerisinde bir çok insan bunun farkında dahi değildir.

Kemmiyetçi materyalist Batı adamının iktisada bakışı da bu şekildedir. Üretim, dağıtım ve beslenme dengesinden bahsetmiştik. Bugün Batının iktisada bakışında ise aynı materyalist zihniyeti görmek mümkündür. Daha fazla üretim, daha az maliyet, daha çok ucuz iş gücü gibi üç sacayak üzerine kurulu bu modelin insanları sürüklediği mecra, bugün en iyi şekilde Somali`de müşahede edilmektedir. Yine bu usûl ile inşa ettiği Amerika ve Avrupa, bilim dedikleri dar çerçeve içindeki mahpusluğunda, dört duvar arasındaki çıkmazında boğulup gitmektedir.

Bugün türlü diktatörlüklerden şikayetçi olduğu iddiasında olan Batı materyalizminin en bayağı mahsûlü olan hümanizm ile, insanlığa kendi elleriyle çizdiği materyalist insancıllık çerçevesini nasıl da dikte ettiği ise göz ardı edilmektedir. Bu sistemin, kemmiyetlerinin idrak edilmesindeki basitlik münasebetiyle kabul görüyor olmasına rağmen ürettiği, sadece içinden çıkılmaz devâsâ bir buhrandır.

 

REÇETE: "İSTİKBÂL İSLÂMINDIR"

Tek başına şu para şuraya, şu değeri buraya şeklinde neticelendirilmesi mümkün olmayan bu iktisadî buhranın çözümü gelip yine İBDA`nın buud buud açtığı "bütün fikre" dayanmaktadır. Aksi hâl iddia olunacak olursa deriz ki; böyle olsaydı, onca hibe edilen para ile Yunanistan ihyâ olurdu. Demek ki mesele sadece maddî değerlerin bir yerden bir yere taşınmasıyla veyahut sadece maddiyatla aşılacak bir mesele değildir.

Her şeyden evvel içinde bulunulan buhranın çözümü için pazarlıksız olarak ifade ve kabul etmeliyiz ki, insanlığın istikbâli İslâmdadır. Mekân ise olmazsa olmaz, Anadolu`dur. Anadolu`nun kendisine has keyfiyeti ne Batı gibi sırf aksiyoner, ne Doğu gibi sırf fikirdir. Anadolu, fikri, aksiyon planında tatbik edebilecek yegâne plandır bugün. Selçuklu ve Devlet-i Âliyye buna en güzel örneklerdir. Batı kemmiyetçiliği, gerçekten insan idrakini hayran bırakıcı bir manzara çiziyor olmasına rağmen, insanlığın kurtuluşu için bu kemmiyetçilik tek başına bir anlam muhteva etmemektedir. Aksiyona olan meyli Batıyı her ne kadar Doğu karşısında muvaffak kılmış gözüküyorsa da, ilk olarak Anadolu bu bön hayranlığı terk edecektir.

Ecdaddan bize bir borç olarak kalan; fikri, aksiyon planında billurlaştırarak tüm dünyada insan gibi yaşamaya müsaade edecek bir nizamın yeniden inşâsıdır.

Bu nizam, inşasında materyalist kafaya yer bırakmasızın, aklın haddi ve hududu ötesindeki şeriatı kendisine yol haritası bilerek içtimaî hayata tatbik edecek ve maddî tatminlerin yanında insana insan gibi hayat süreceği manevî tatmini de sağlayacaktır. Bu nizamın adı Başyücelik Devleti`dir.

Biz geçmişten iftihar pırıltıları olarak gördüğümüz yaşanmaya değer hayata, bir diğer ifadeyle, sahabenin hayatının aynadaki aksinin tezahür edeceği günlere, hayâl gözüyle değil, vakti ve zamanının geldiği gözüyle bakıyoruz.

Zamanın ve mekânın teklif edildiği kimseler olarak biz Müslümanlar, aşkımız ve onun vecdini yeniden idrak edip kımıldamaya başladığımız ândan itibaren, karşımızda duracak bir Viyana kapısı dahi olmayacaktır.

İktisad davamız mı? Üstad Necib Fazıl Kısakürek`in İdeolocya Örgüsü adlı eserinde, Devlet ve İdare Mefkûremiz başlığı altındaki ifadesiyle:

- " Tam bir millî iktisat ideolocyasının tezatsız sistemini örgüleştirme, millî serveti köpürtme, içtimaî refahı temellendirme, bütün deveran sürat ve kıymetiyle para ve sermayeyi güdümleme, cemiyeti ve ferdi bütün verim ve alım faaliyeti içinde muvazelendirme, maddî verim âlet ve cihazlarında en ileri dereceyi tutma ve büyük iş ve kazanç, tediye ve taksim adaletini yerine getirme işi"[2] olacaktır. Bu işin temel kıstasları ise, yol haritası edinilecek olan şeriat içerisinde mahfuzdur.

İstikbâl İslâmındır!

 

Dipnotlar:

[1] Salih Mirzabeyoğlu, Büyük Muztaribler III -Düşünce Tarihine Bakış-, 1. Basım, İBDA Yayınları, İstanbul 2004, s 163

[2] Necib Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü, 16. Basım, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul 2007, s 299

Faydalanılan Kaynaklar:

1) Salih Mirzabeyoğlu, İktisat ve Ahlâk -İktisada Giriş-, 2. Basım, İBDA Yayaınları, İstanbul, 2005

2) Salih Mirzabeyoğlu, İstikbâl İslâmındır -Denenmemiş Tek Nizâm-, 3. Basım, İBDA Yayınları, İstanbul, 1995

3) Salih Mirzabeyoğlu, Büyük Muztaribler III -Düşünce Tarihine Bakış-, 1. Basım, İBDA Yayınları, İstanbul, 2004

4) Necib Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü, 16. Basım, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul, 2007

5)İmam-ı Gazâlî, Hakikat Bilgisine Yükseliş -Meâricü`l Kuds-, Trc. Serkan Özburun, 3. Basım, İnsan Yayınları, İstanbul, 2010

6)Dr. Sabri Orman, Gazâlî`nin İktisat Felsefesi-, 1. Basım, İnsan Yayınları, İstanbul, 1984

7)Rene Guenon (Abdulvalid Yahya), Modern Dünyanın Bunalımı, Trc. Mahmut Kanık, 1. Basım, Risale Yayınları, İstanbul, 1986

Aylık Dergisi, Kasım 2011




Bu Yazı için İlk Yorumu Sen Gönder
İsim
Email
Mesaj



Dergimizin Son Sayısı Çıktı!
Sayı: 2 - II.Dönem Güz 2011



Anasayfa | Yazılar | Haberler | Seçtiklerimiz | Dergiler | Dergi Aboneliği
Künyemiz | Hakkımızda | Bayilerimiz | Dergimize Yazın | Web Sitemize Yazın
                                 Copyright © Telif Hakları AKADEMYA'ya Aittir