ANA SAYFA HABERLER DERGİLER BAYİ ADRESLERİ BİZE YAZIN İRTİBAT
SON HABER:  

28 ŞUBAT YARGILANSINAKADEMYA PANELLERİİBDA KÜLLİYATI İNDEKSLERİKALEMİNDEN MİRZABEYOĞLUKÜRT MESELESİRÖPORTAJLARSÖZ ÇAKAL CARLOSTA

- NECİB FAZIL -- SALİH MİRZABEYOĞLU -ABDÜLHAMİD KOÇAAHMED EYMENAKADEMYAALİ NACARAV. ALİ RIZA YAMANAV. GÜVEN YILMAZAYŞEGÜL AHFABİLGEHAN ERENCOYOTTEDR. NEVZAT ŞİPLEMEFATİH TURPLUGÖKHAN GÜMÜŞGÜLÇİN ŞENELHAKAN YAMANHAYREDDİN SOYKANHÜLYA UYARİKTİBASKÂZIM ALBAYRAKKENAN DURUMAHMUD E. DURUMÜJDE BAYRAMMUSTAFA SEÇKİNEROĞUZ YILDIRIMÖMER EMRE AKCEBEOSMAN AKYILDIZREHA SUVARİREİ TAKAHARARUKİYE AVCIRUKİYE ŞENELSEDAT BULUTSELÇUK ARSLANSELİM GÜRSELGİLSENCER EKİNSEZAİ KIRLANGIÇSİZDEN GELENLERTURAN DEMİRÜMİT ELÖNÜZELİHA KILIÇPARLAR

HAKAN YAMAN
Yazıları Paylaş
Sanatın Başladığı Yer
Eklenme: 2010-12-28 | Okunma: 445

Sanatın Başladığı Yer: "Neredeyse Hiç"

Hakan Yaman


Büyük Rus romancısı ve ahlâk idealisti Tolstoy, içki ve ayyaşlık üzerine hazırlanan bir kitaba İnsanlar Kendini Neden Aptallaştırır başlıklı bir takdim yazar. Bu yazının bizce en ilginç kısmı, ömrü boyunca kıskandığı ve ismini anmaktan kaçındığı, şahsî sohbetlerinde ise yerip horladığı Dostoyevski’den bir şekilde bahsetme zorunluluğu duyması ve buna bağlı olarak Suç ve Ceza romanının meşhur kahramanı Raskolnikov’u anlama çabası göstermesi, ona dair yorumlar yürütmesidir.

Oysa –meselâ- Gorki’nin kaleme aldığı sohbet ve hatıra notlarında, nasıl da acımasızdır Karamazof Kardeşler muharriri hakkında. Onun “ecinniler”i andıran kahramanlarını ne kadar anlamsız, fuzuli ve saçma bulur.

Ama biz Tolstoy’un bu makalesine, edebiyat tarihçiliği ve münekkitlik zaviyesinden çok önemli olabilecek bu yönüyle değil, yazının akışı içinde kısa bir anekdot olarak yer alan ve buram buram fikir kokan hoş bir nükte vesilesiyle değiniyoruz.

Tolstoy’un anlattığına göre ünlü bir Rus ressam, öğrencilerinden birisinin çalışması üzerinde bazı düzeltmeler yapmış. Bu ufak tefek değişikliklerden sonra tabloya bakan öğrenci, “Benim çalışmama NEREDEYSE HİÇ dokunmadınız, ama buna rağmen tam anlamıyla farklı bir şey çıktı ortaya” deyince, ressam şu nefis cevabı vermiş:

“NEREDEYSE HİÇ, SANATIN BAŞLADIĞI YERDİR.”
Biraz düşününce anlıyoruz ki, “neredeyse hiç” sadece sanatın değil, aynı zamanda hayatın da başladığı yerdir. İşte bu noktada İBDA Mimarı’nın Şiir ve Sanat Hikemiyatı'ndan aklımıza kazınmış bir altun ölçü:

“Hayat dinin kapsamı içinde olduğu gibi, sanat da dinin kapsamı içindedir.”

Bir sohbetimizde, Kilit, Anahtar, Kapı, Konak, Çatı gibi tarihî romanlarıyla şöhret bulmuş rahmetli Mustafa Necati Sepetçioğlu anlatmıştı:

1950’li yıllar... Sepetçioğlu, sanırım üniversite öğrencisi... Peyami Safa Türk Düşüncesi adını taşıyan bir derginin başındadır. Yazdığı hikâyeyi ona getirir. Peyami, heyecan içinde yorum bekleyen delikanlının hikâyesini okuduktan sonra “olmamış, olmamış” hükmünü verir ve gördüğü kusurları büyük bir ciddiyetle tek tek sayar. Genç öğrenci büyük bir üzüntüyle çalışmasını almaya davranır, ama usta romancı geri vermez ve “bunu yayınlayacağım” der.

- “Peki bu kadar kötü bir hikâyeyi niçin yayınlıyorsunuz” sorusuna, Peyami Safa bir cümlenin altını çizerek cevab verir:

- “Şu cümle var ya; şu cümle!.. İşte bütün hikâyeyi tek başına o kurtarıyor!”

Bir hikâyede bir cümle nedir ki? “Neredeyse hiç". Oysa hayatın baş döndürücü trafiği karşısında bu “neredeyse hiç” dediklerimiz, o kadar çok şey ifade ediyor ki!.. Hayat, din, sanat ve siyasette “hiç” deyip geçilmemesi gereken ne çok incelik var...

İBDA Mimarı’nın ortaya koyduğu ve ömrünün bütün girinti ve çıkıntılarında şahsıyla sımsıkı bağlı kaldığı “en küçük çaplarda bile doğru politika” ilkesi, muhtemelen bu “neredeyse hiç” sapmalarının önünü kesmek içindir..

Hayatın gürül gürül akan ve hergün denge değiştiren karmaşık ilişkiler ağı içinde bazen ufacık bir tercihin katlanarak büyüyen vebali, bir ömür kambur olup sırtımıza yapışır... Bazen beklenmedik bir zamanda, umulmadık birisinden yükselecek soylu bir tavır, şeffaf bir su kabına düşmüş bir damla iksir gibi silik ve pörsük geçmiş upuzun bir hayatı birdenbire rengârenk kılar; romancılara ilhâm kaynağı olur... Yeri gelmişken; Dostoyevski’nin kahramanlarını hatırlayın!

Bazen dağ kadar büyüttüğümüz meseleler, gerçek anlamıyla “neredeyse hiç”tir; bazen “neredeyse hiç mühim bir mesele değil” gözüyle baktıklarımız ise aslında dağ büyüklüğünde problem olarak yığılmış, bizi beklemektedir.

Bazen kötü ve saçma sapan bir mısra, upuzun bir şiiri mahveder; bütün muhtevayı batırdığı gibi biçim ve estetiği de yaralar. Halbuki, tek bir mısrâın hatırına yüzlerce yıldır anılan divânlar da vardır.

Dinlerin birliğine inanan safoşa sorarsanız, Kelime-i Tevhid'in ilk kısmına inanmak yeter. Ona göre ikinci kısım, koskoca iman bahsinde ufak bir teferruat, âdeta “neredeyse hiç”tir. Oysa biz biliyoruz ve inanıyoruz ki, o ikinci kısımda, sonsuz kurtuluş ile ebedî helâk kapısı arasındaki seçim saklıdır.

Din büyüklerinin ölçüsü malûm: “Kendisinden kıl kadar bir şey eksilince ortada kalmayan şey, şeriattır.” Kıl dediğimiz nedir; “neredeyse hiç”. Ama ufak bir itikad kaymasının neticesi, namaz ve niyazla geçmiş bütün bir ömrün, nice amellerin hebâ sebebi olabilir.

Mütefekkir'in Münşeat'ını hatırlayalım. Bazı bölümlerinde Nietzsche’nin meşhur Zerdüşt’ünden uzun uzun iktibaslar yapmış, onun satırlarına “neredeyse hiç” dokunmadan eserine katmıştır. Ama Münşeat’ın bütünü içinde O'nun elinin değdiği her kelime, her mısra, bambaşka bir istikamete dönmüş, hikmetler asıllarına bağlanınca bambaşka bir anlam çıkmıştır ortaya. Uzaktan bakan birisi, Allahsız Nietzsche o eseri İslâmcı tefekküre hizmet olsun diye yazmış sanabilirdi.

Neredeyse hiçbir şeyi değiştirmeden çok şey değiştirilebilir. Aslolan, bunu iyi, doğru ve güzel istikametinde yapmak...

“Neredeyse hiç", sanatın başladığı yerdir.

“Neredeyse hiç”, hayatın ve kader sırrının düğüm noktasıdır.

“Neredeyse hiç”, itikadın sırat köprüsü gibi bir şeydir.

Neredeyse hiçbir zaman, “bu neredeyse hiçbir şey” deyip inceliklere kıymayalım ve “en küçük çaplarda bile doğru politika” ilkesinin mührü altında yaşayalım; fikir, sanat, siyaset ve aksiyonda. Vesselâm.

 Aylık Dergisi, Aralık 2009

Bu Yazı için İlk Yorumu Sen Gönder
İsim
Email
Mesaj



Dergimizin Son Sayısı Çıktı!
Sayı: 2 - II.Dönem Güz 2011



Anasayfa | Yazılar | Haberler | Seçtiklerimiz | Dergiler | Dergi Aboneliği
Künyemiz | Hakkımızda | Bayilerimiz | Dergimize Yazın | Web Sitemize Yazın
                                 Copyright © Telif Hakları AKADEMYA'ya Aittir