ANA SAYFA HABERLER DERGİLER BAYİ ADRESLERİ BİZE YAZIN İRTİBAT
SON HABER:  

28 ŞUBAT YARGILANSINAKADEMYA PANELLERİİBDA KÜLLİYATI İNDEKSLERİKALEMİNDEN MİRZABEYOĞLUKÜRT MESELESİRÖPORTAJLARSÖZ ÇAKAL CARLOSTA

- NECİB FAZIL -- SALİH MİRZABEYOĞLU -ABDÜLHAMİD KOÇAAHMED EYMENAKADEMYAALİ NACARAV. ALİ RIZA YAMANAV. GÜVEN YILMAZAYŞEGÜL AHFABİLGEHAN ERENCOYOTTEDR. NEVZAT ŞİPLEMEFATİH TURPLUGÖKHAN GÜMÜŞGÜLÇİN ŞENELHAKAN YAMANHAYREDDİN SOYKANHÜLYA UYARİKTİBASKÂZIM ALBAYRAKKENAN DURUMAHMUD E. DURUMÜJDE BAYRAMMUSTAFA SEÇKİNEROĞUZ YILDIRIMÖMER EMRE AKCEBEOSMAN AKYILDIZREHA SUVARİREİ TAKAHARARUKİYE AVCIRUKİYE ŞENELSEDAT BULUTSELÇUK ARSLANSELİM GÜRSELGİLSENCER EKİNSEZAİ KIRLANGIÇSİZDEN GELENLERTURAN DEMİRÜMİT ELÖNÜZELİHA KILIÇPARLAR

BİLGEHAN EREN
Yazıları Paylaş
Gazi Marmara’dan -Nuh’un Yeni Gemisi- Büyük Doğu-İbda’ya
Eklenme: 2011-02-01 | Okunma: 748

Gazi Marmara’dan

-Nuh’un Yeni Gemisi-

Büyük Doğu-İbda’ya

 

Bilgehan Eren

 

“İnsanlar ölür, milletler yükselir ve çöker. Ama fikir yaşamaya devam eder.” Bu söz Kennedy’ye ait. Bu sözü ilk okuduğumda -okuduğum kitabta böyle bir alâka kurulmamasına rağmen-, bana nedense Yahudileri hatırlatmıştı. Dile kolay, aradan geçen yaklaşık 2500 yıldan sonra kutsal saydıkları topraklarda yeniden devletlerini kurmuşlardı. Tarih boyunca paraya hükmetmeleri, kendilerine sadece ekonomiyi değil, siyaseti de yönlendirme gücü vermişti. Yahudi, bir taraftan borsayı icad edip teşkilatlandırırken (Antwerpen 1460, Amsterdam 1530, New York borsası da 1772… ve daha niceleri), diğer taraftan da bunu kullanarak spekülasyonlar yapıyor; bir yandan Napolyon’a karşı İngiliz ordusunu finanse ederken, bir yandan da Roma’daki Papalık makamına kendi soyundan gelenleri yerleştiriyordu.

 

Lâkin Yahudinin en büyük “artı”sı, ne malî gücüydü ne de illet çapında kurnazlığı… Ne şu ne de bu… Yahudi, her şeyden önce büyük bir fikre sahibti: Vaad edilmiş topraklara yeniden dönerek devletleşme. Binaenaleyh, İspanyol kralına -altınlarımızı başka bir ülkeye götürürüz diyerek- baskı yapan ve Kristof Kolomb’un kendilerine yeni topraklar bulması için gönderilmesini temin eden Yahudi, Kolomb’un neticede bulduğu topraklarda bile bu idealini hiç kaybetmedi. Sadece uygun zamanı kolladı. Tarih boyunca İspanya, Hollanda, Belçika, İngiltere, Almanya,  hatta ABD’ye bile sığamadı… Evet ABD ki, Prof. Dr. Teoman Duralı’nın ifadesiyle söylersek, “Toprağını terk eden İngiliz zadegânı ile para işleriyle uğraşan Yahudilerin izdivacından doğmuştu.”

 

Yahudi, tarih boyunca istediği devlet ehramının içine sızmış, üst katlarındaki locaları kendine ayırmış ama “büyük fikrinden” -idealinden- hiçbir zaman vazgeçmemiştir. 2500 yıl boyunca devletsiz yaşadılar ama, hep ayakta da kaldılar. Çünkü “büyük bir fikirleri” -idealleri- vardı daima. Zaten sahib oldukları o “büyük fikir” -ideal- de, onları önünde sonunda devletleştirdi. İmdi, bu noktada, sanırım “ideal”i hatırlamamız lâzım: “İdeal, eşya ve hadiseler üzerinde kendi nakşını görmek isteyen bir fikrin belirttiği hasret, iştiyâk, hayal ve plândır; ve ideolocya bir beyin ise, ideal de kalb. Küçük ve miskin fikre dayanan hiçbir arzu ideal olamaz.” [1]

 

Mütefekkir’in izahının projeksiyonu altında şunu söyleyebiliriz: “İdeal”in nihaî sonucu, yani eşya ve hadiseleri kendi tasarrufu altına almak isteyişinin tabiî neticesi, devletleşmesidir. Zira “Devlet, genişliğine insan oluş ve kuruluşlarının bütününü kuşatıcı, en büyük insanî aksiyonu temsil eden bir müessese; teessüs etmiş ahlâk fikridir.” [2]

 

Ezcümle insan, sırtını büyük bir fikre, bütün bir fikre -ideale- dayamıyorsa, hem “oluş”ları hem de “karşı oluşları” verimli neticeyle sonuçlanmıyor. Evet karşı oluşlar da, karşı çıkışlar da, büyük bir fikre -ideale- dayanmalıdır. Yoksa mesele 10 santimlik suda kulaç atarak yüzme tuhaflığına dönebilir. “Gazi Marmara” vesilesiyle basında yer alan, o soydan yahut bu soydan yapılan yorumları, fikir (!) beyanlarını düşünecek olursanız, bunlardaki en büyük paradoksun bu noktada düğümlendiğini teşhis edebilirsiniz. Siyonist İsrail’e karşı olmak sadece bir boykot meselesi yahut askerî bir mesele değildir. Öncelikle fikrin karşısına fikirle, ideolocya karşısına da ideolocya ile çıkılma zaruretidir. İdeolocya ise, Üstad Necib Fazıl’ın ölçülendirmesiyle, meâlen, “Ferdin ve cemiyetin inşaındaki bütün esasları veren fikirler manzumesi”dir. İdeolojisini üretememiş, kendi fikrini kuramamış fertlerin ve onların demeti olan “toplum”un ilk elde şuurlaştırması gereken budur. Zira ideolojisini üretememiş milletlerin, teknolojisini de kültürünü de başkaları oluşturur. Hâl böyle olunca, İsrail’in modernize ettiği M60 tanklarıyla İsrail’e kafa tutulamayacağına, aynı şekilde, Amerika’dan alınan istihbaratla ABD’nin güdümünden çıkılamayacağına göre, hâdise fasid daireye girer. Böyle bir noktadaysa, bir taraftan “One Minute” çekilirken, diğer taraftan da İsrail’in OECD üyeliğine “hayır” denilemez. Hatta ve hatta çekilen “One Minute”ten sonra bile askerî anlaşmalar devam eder.

 

Açıkça anlaşılıyor ki, bu, bir “büyük fikir” meselesi ve kendini o “büyük fikre” göre bünyeleştirme işidir. Zaten kişinin var olma mevzuu da, kendi hakkındaki tasavvuruyla kaimdir. Kişi, “ben” yahut “biz” dediğinde, dışarıda bıraktıklarını da işaretlemiş olur. “Duygu, düşünce ve iradî faaliyetlerin” yekûnu olan insan, zaten bu varlık şuuruna, kendi tasavvuruna göre amellerde bulunur. Bu konuda İsmet Özel şöyle der: “Her insanın kendi hakkındaki tasavvuru, onun iradî davranışlarına yön veren temel faktördür. İnsan kendini nasıl kabul ediyorsa hareketlerini ona göre ayarlar. Hapishaneden kaçması için insanın önce kendinin serbest yaratıldığına inanması gerekir. Bazı görevleri yüklenebilmek, o görevleri yüklenmeye yaraştığını anladıktan sonra mümkündür.” [3]

 

Üstad Necib Fazıl’dan bir iktibasla yazıyı noktalamadan önce, aylardır süren fakat “Mavi Marmara” gemisiyle de yeni bir buud kazanan şu “eksen kayması” tartışmalarına da bir gönderme yapalım. “Kayan eksen” polemiğine, “Kayan Yıldız Sırrı”ndan bir dörtlük:

 

Harfi harfine uygun gözümde tek marifet

Etle kemik bir bütün çile yükünü sırtlan

Kurtuluş gemisinin tayfasından vasiyet

Fikir elinde fikir kölen emrinde kaptan [4]

 

İmdi, Victor Hugo’nun “Zamanı gelen bir fikir, dünyanın en güçlü ordularından bile daha güçlüdür” sözünü hatırlatarak, mir kelâmı Üstad Necib Fazıl’a bırakıyoruz:

 

«Bence en büyük haksız, haklıyken, karşı tarafın eteğine yapışıp, ona: “Gönüldaş! Ne yapıyorsun?.. Küfür topyekûn üzerimize gelirken takındığın bu ayrılık ve aykırılık tavrı ne faciadır!” demeyendir!..

Bence en büyük haksız, her itişe, kakışa, hattâ her hakaret ve acı mukâbeleye katlanıp sonuna kadar ara bulmaya çalışmayandır.

Taraflar arasında, küfür ve ihanetten gayrı her, her şey, her şey görmemezlikten gelinecek, böyle bir şey zuhur ettiği anda da, o taraf, her tarafça, gık demesine, saflarımızdaki bir anlık boşluğu ilân etmesine bile imkân bırakılmadan tepelenecektir.

İslâm hikmeti budur, İslâm siyaseti budur; ve bizim şu zavallı halimiz “ayrılık çıkaranlar bizden değildir!” hadîsinin kılıcına karşıdır.

İyice bilmek lâzımdır ki, bu memlekette, bütün şubeleriyle küfrün, boğazlamak üzere her an bıçağını bilediği, ne şu, ne bu birlik, dernek, ocak, ne Süleymancı, ne Nurcu, ne İmam Hatipli vardır; sadece Müslüman vardır; Müslümanlık ve Müslüman!..

Esir kampları halinde Müslümanları depo etmekte kullanılan hangar mânasiyle değil, kâinata hâkim saray mânasiyle camii ve ruhu kurtarmak isteyenler, birleşiniz!..

Komünistler, 19. Asrın ortalarında yayınladıkları meşhur (Manifest)lerinde şöyle bağırıyorlardı:

“- Dünya proleterleri birleşiniz!”

Biz de 20. Asrın sonuna doğru şöyle haykırıyoruz:

“- Müslüman Anadolu gençliği! Birleşiniz! Gerçek İslâmlığın bu sahada ruhu kurtarıcı ve muvazeneyi kurucu hakikatini bütün insanlığa arzederek, her haliyle yeni ve güzel örneği nefsinizde çizgileştiriniz, renklendiriniz, maddeleştiriniz! Ve dünyaya haykırınız: “Ben İslâmın gerçeğindeyim; ve gerçek İslâm bende!.. 20. Asır tufanında kurtulmak isteyen, Nuh’un yeni gemisine buyursun!”

Evet, ey yeni gençlik! Sana düşen, bu tayfun ve kasırga asrında Nuh’un yeni gemisini kızağa koymaktır.

Hak yardımcın olsun!..» [5]

 

Ülke ve dünyanın içinde bulunduğu “Nuh Tufanı” şartlarında, tutunulacak fikir bu fikir, sığınılacak gemi bu gemi: “Nuh’un yeni gemisi”, Büyük Doğu-İbda Sefinesi...

 

 

[1] Salih Mirzabeyoğlu, Necib Fazıl’la Başbaşa, İbda Yayınları, s. 120

[2] Salih Mirzabeyoğlu, Kültür Davamız, İbda Yayınları, s. 140

[3] İsmet Özel, Üç Mesele, Şule Yayınları, s. 119

[4] Salih Mirzabeyoğlu, Kayan Yıldız Sırrı, İbda Yayınları, s. 21

[5] Necib Fazıl Kısakürek, Dünya Bir İnkılâp Bekliyor, Büyük Doğu Yayınları, 6. Basım, 1998, s. 110-111

 

Kaynak: Aylık Dergisi, Temmuz 2010

Bu Yazı için İlk Yorumu Sen Gönder
İsim
Email
Mesaj



Dergimizin Son Sayısı Çıktı!
Sayı: 2 - II.Dönem Güz 2011



Anasayfa | Yazılar | Haberler | Seçtiklerimiz | Dergiler | Dergi Aboneliği
Künyemiz | Hakkımızda | Bayilerimiz | Dergimize Yazın | Web Sitemize Yazın
                                 Copyright © Telif Hakları AKADEMYA'ya Aittir