Kesin İnançlılar veya
İhtilalci Hareketlerin Anatomisi
Gülçin Şenel
Yıllar
önce okuduğumuz bir kitabı, aktüel gündemin, iç bunaltıcı siyasî kapışmaların
ortasında yeniden hatırlamak, derin bir nefes alıp, hadiseleri sil baştan
gözden geçirmemizi sağlayabilir. Amerikalı yazar Eric Hoffer’ın Kesin
İnançlılar isimli eseri, böylesi bir kitab. Bütün dünyanın fıkır fıkır
kaynadığı, ihtilalci halk hareketlerinin gücü eline almaya başladığı böyle bir
dönemde, yeniden okunması gerekiyor bizce.
Eric
Hoffer, 1902’de,
Amerikalı Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. 6 yaşında bilinmeyen
bir sebeble kör olur. 15 yaşında yeniden görmeye başlayınca, tekrar kör olma
korkusuyla okumaya başlar. Bulduğu her kitabı yutarcasına okur. 18 yaşında
babasını kaybedince beş parasız kalır ve hamallıktan maden işçiliğine kadar her
türlü işte çalışır. Bu arada okumaktan asla vazgeçmez. Montaigne’in Denemeler
isimli kitabını okuduktan sonra, kendisinin de bir yazar olabileceğine karar
verir. Bir yayınevine gönderdiği mektubla dikkatleri üzerine çeker. İlk yazdığı
eser olan Kesin İnançlılar çok ilgi topladığı, çeşitli dillere
çevrildiği hâlde, o, limandaki hamallık işine devam eder. Emekli olana kadar da
işinden ayrılmaz. Bu arada İnsan Aklının Hırslı Dönemi, Değişimin
Sıkıntıları ve Zamanımızın Çılgınlıkları isimli eserlerini yazar.
Ancak onun dünyaca ünlü bir yazar olmasına sebeb olan, Kesin İnançlılar
isimli eseridir. Üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan bu eser, esasında
devrimci hareketlerin nasıl meydana geldiği, nasıl taraftar topladığı, ne
şartlarda güçlendiği gibi suallerin cevabını aramaktadır. Elbette Hoffer,
bu eseri devrimci hareketlerin el kitabı olsun diye yazmamıştır; başta kendi
vatanı Amerika olmak üzere, yerleşik ve güçlü devletleri devrimci hareketlere
karşı bilgilendirmek amacını gütmektedir. Eseri okurken bu durumu gözönünde
tutmakta fayda var. Doğrusu, Eric Hoffer’ın, hayatı boyunca fakirlerin,
işsizlerin, ezilmişlerin arasında yaşaması ve derin entelektüel malûmatı, halk
hareketleri hakkında onu bir uzman yapmış gibi gözükmektedir.
1951
yılında yayınlanan ve günümüze kadar pek çok baskısı yapılan eser, Türkçeye
1968 yılında tercüme edilmiş. Eric Hoffer kitabını şöyle takdim ediyor:
“Bu
kitabta ister dinî hareketler olsun, ister sosyal devrimler veya milliyetçi
hareketler olsun, bütün kitle hareketlerinde ortak olan bazı özellikler
incelenmiştir. Bu kitab, bütün kitle hareketlerinin birbirinin aynı olduğunu
iddia etmemektedir, fakat bazı temel hareketlerinde öylesine ortaktırlar ki, bu
onların aynı familya içinde görünmesine imkân vermektedir.” (s. 23)
Kitabın
girişinde Hoffer eseri yazma gayesini şöyle açıklar:
“İçinde
yaşadığımız bu günlerde, kesin inanç adamının içgüdü ve tepkileri hakkında bir
bilgi sahibi olmak çoğumuz için gerekli bir durum almıştır. Hernekadar içinde
yaşadığımız çağ, dinsiz bir çağsa da, inançsız olma yönünden durum tam
tersinedir. Kesin inanç adamı her yerde yürüyüşe geçmiştir ve gerek saptırma ve
gerekse düşmanlığı tahrik etme yoluyla dünyayı kendi hayaline uygun şekle
sokmaktadır. Bizler onun tarafına geçecek de olsak, onun karşısına çıkacak da
olsak, kesin inanç adamının bünyesini ve potansiyelini elimizden geldiği kadar
tanımak bizim yararımızadır.” (s. 25)
Hoffer’ın bir nevî aforizmalar hâlinde
yazdığı Kesin İnançlılar’dan gözümüze takılanlar:
“Amerika
ve İngiltere’nin (veya Batının diğer demokrat ülkelerinin) Asya ülkelerini geri
kalmışlıktan ve uyuşukluktan kurtarmada direkt ve lider bir rol oynamamalarının
nedenini anlamak güç değildir. Şöyle ki, demokrasi rejimlerinin, Asya’nın
milyonlarca insanında yeniden canlanma ruhunu alevlendirmeye ne güçleri ne de
böyle bir niyetleri vardır. Doğunun uyandırılması yönünde, Batı
demokrasilerinin yapmış olduğu yardım dolaylı ve şübhesiz ki, arzu edilmeyen
bir şekilde olmuştur. Batı demokrasileri, bu ülkelerde Batı’ya karşı gücenme
hislerini alevlendirmişler ve işte bu Batı aleyhtarı heyecandır ki, çağımızda Doğu
ülkelerini yüzyıllardan beri süregelen uyuşukluğundan uyandırmaktadır.” (s. 32)
“Ordudan
yeni terhis edilmiş olan bir kişi, ideal bir potansiyel taraftardır ve bu tip
kişileri, çağımızdaki bütün kitle hareketlerinin ilk taraftarları arasında
görürüz.” (s. 79)
“Bir
toplumun, bir kitle hareketi için elverişlilik derecesini gösteren en iyi olay,
boşalacak yol bulamamış bunalımdır. Kitle hareketlerinin doğuşundan önceki
dönemlere ait açıklamaların hepsi genel bir bunalımdan bahsetmişlerdir; ve
başlangıç dönemlerindeki kitle hareketlerinin, sömürülenlerden ve ezilenlerden
ziyade, bunalanlar arasından taraftar ve sempatizan bulması daha güçlü bir
ihtimaldir. Kitle hareketlerini kışkırtmakla görevli bir kişi için, halkın can
sıkıntısından bunalmış durumda olması, ekonomik ve politik çarpıklıklar içinde
kıvranır durumda olması kadar elverişli bir ortamdır.” (s. 88)
“Hitler
döneminden önceki Almanya için Hermann Rauschning diyor ki, “Savaşı
kaybettikten sonra karşılaştığımız en büyük dertlerden biri, kişilerin her
şeyin sonuna gelindiği inancı olmuştur.” Modern bir toplumda insanlar ancak
ardı arkası kesilmez, telaşlı bir hayatın getirdiği şaşkınlık içinde
yaşadıkları sürece umutsuz yaşamaya dayanabilirler. İşsizliğin oluşturduğu
karamsarlık, yalnız yoksulluk korkusundan değil, hayâllerde geleceğe âit
boşluktan da ileri gelmektedir. İşsiz kalan kişilerin, kendilerine maddî yardım
yapandan çok, kendilerine ümit aşılayanları takib edecekleri daha güçlü bir
ihtimaldir.” (s. 43)
“Şimdiki
hayatımızda şahsî ilgilerimiz ve ümitlerimiz bu hayatı yaşamaya değerli
kılmayacak nitelikteyse, hayatı değerli kılacak şeyi aramaya ihtiyaç duyarız.
Nefsini adamanın, sadakatin ve manevî teslimiyetin her çeşidi, aslında ziyan
olan değersiz hayatımıza bir anlam verecek amaçlar aramamızdandır.” (s. 44)
“Daha
iyi bir gelecek ümidini sağlamadan, şimdiki zamanı etkili bir şekilde değerden
düşürmek imkânsızdır. İçinde yaşadığımız devrin kötülüklerinden ne kadar
yakınırsak yakınalım, eğer geleceğin teklif ettiği ihtimal şimdinin daha da
kötüleşmesi veya şimdinin aynen devam etmesi olacaksa, mevcut düzenle uzlaşma
eğilimimiz kaçınılmaz olur – bu bizim için zor olsa bile…” (s. 107)
“Şimdi’yi
reddedip gözlerini ve kalblerini ilerideki şeylere yöneltmiş olanlar, ileride
gelecek fayda ve tehlikelerin şimdiden gelişmekte olan tohumlarını görme
yeteneğine sahibtirler. Bu nedenle, hayâl kırıklığına uğramış kişiler ve kesin
inançlılar, şimdiki dengenin devamını isteyenlere nisbetle daha iyi kehanette
bulunurlar. “Aşırılar genellikle, geleceğin gereklerini daha iyi kavrarlar””
(s. 110)
“İnsanların
bir rozet, bir bayrak, bir namus, bir fikir, bir efsane ve benzeri şeyler
uğrunda ölmeyi göze almaları tamamen anlamsız bir davranış değildir. Aksine,
asıl anlamsız olan şey, bir kişinin maddî bir kazanç uğruna canını vermesidir.
Nefsi feda etmek, maddî bir kazancın tezahürü olamaz. Nefsimizi savunmak için
ölümü göze aldığımız zaman bile çarpışma gücümüz, maddî menfaatten daha çok,
namus, gelenek ve hepsinin üstünde ümit gibi manevî şeylerden doğar. Ümit
bulunmayan yerde, insanlar ya çarpışmaktan kaçıp uzaklaşırlar yahut kendilerini
çarpışmaksızın öldürülmeye bırakırlar. (…) Hitler Avrupası’nda yok
edilmeye boyun eğmiş olan Yahudilerin, Filistin’e geldikleri zaman cesaretle
çarpışmış olmaları ilgi çekici bir olaydır.” (s. 116)
“Ordu,
yeni bir hayat ihtiyacını karşılayacak bir durum ortaya koymaz; ordu, insanı
günahlarından temizleyen bir kurtuluş yolu değildir. Ordunun bir baskı yapma
heveslisinin elinde, zorla yeni bir hayat tarzını kabul ettirmek için bir araç
olarak kullanılması mümkündür. Fakat, ordu, başta, yerleşmiş bir düzeni –ister
eski ister yeni bir düzen olsun-, korumak ve genişletmek için kurulmuş bir
araçtır. Ordu, istendiği zaman toplanan, istendiği zaman dağıtılan geçici bir
araçtır. Diğer taraftan, bir kitle hareketi ise sonsuza kadar devam eden bir
araç görüntüsündedir ve ona katılanlar bir hayat boyu o yolda yürümek için
katılırlar. Ordu şimdiki düzeni korumak, desteklemek ve yaymak için bir
araçtır. Kitle hareketiyse şimdiki düzeni bozup yıkmak için gelir.” (s. 128)
“Kitle
hareketlerinin meydana gelişlerinde bizce en önemli nokta olarak görünen bütün
büyük liderlerin sahneye çıkmaları için, oldukça uzun bir bekleme dönemi
vardır. Onların sahneye çıkmaları ve rollerini oynamaları için sahnenin
tesadüfler ve diğer insanların çalışmalarıyla hazırlanmış olması gerekir.” (s.
155)
“Dinî
ve milliyetçi hareketlerin de bir değişiklik aracı olduğu herkes tarafından
bilinmemektedir. (…) Bir güdüleyici güç olarak şahsî gelişmeye imkân tanınmayan
ülkelerde, uyuşmuş bir toplumun uyandırılması veya toplum hayatının
geleneklerinde temelden reformlar yapılması isteniyorsa, başka çaba
motivasyonlarının bulunması zorunluluğu ortaya çıkar. Dinî, devrimci ve
milliyetçi hareketler, böyle bir genel çaba oluşturan motivasyonlardır.” (s.
29)
“Gerek
Fransız, gerek Rus devrimlerinin birer milliyetçi hareket hâline dönüşmüş
olmaları göstermektedir ki, modern çağda milliyetçilik, kitle heyecanının en
yoğun ve en sürekli kaynağıdır ve devrimci heyecanın başlatmış olduğu büyük
değişiklikler zincirine son vermek isteniyorsa, milliyetçi heyecanın önü
alınmalıdır.” (s. 31)
“Japon
milliyetçiliğinin yeniden canlanma ruhundan yararlanılmasaydı, Japonya’nın
olağanüstü kalkınması belki de mümkün olmazdı. Bazı Avrupa ülkelerinin
(özellikle Almanya’nın) hızla modernleştirilmesinin de, milliyetçi heyecanın
iyi bir şekilde teşvik edilmesiyle kolaylaştırıldığı düşünülebilir. Mevcut
belirtilere göre bir hükme varıldığında, Asya ülkelerinin uyanışını
gerçekleştirecek ortam, milliyetçi hareketlerden başka bir şey olmayacaktır.”
(s. 31)
“Yerine
başka bir hareket koymak yoluyla bir hareketin durdurulması, her zaman kolay
olmaz ve genellikle pahalıya mal olur. Mevcut düzenin değişmemesini isteyenler,
kitle hareketleriyle de oynamamalıdırlar. Çünkü, özlü bir kitle hareketi
yürüyüşe geçtiği zaman, daima mevcut düzen zarara uğrar. İkinci Dünya
Savaşı’ndan önceki İtalya ve Almanya’da tecrübeli iş adamları komünizmin
önlenmesi için tamamen “mantık” yoluyla hareket ederek, Faşist ve Nazi
hareketini desteklemişlerdir. Fakat bu şekilde hareket etmekle, bu tecrübeli ve
mantık adamları kendi yok oluşlarını kolaylaştırmışlardır.” (s. 49)
“Tehlike
zamanlarında, sel felaketlerinde, büyük yer sarsıntılarında, hastalık
salgınlarında, ekonomik kriz dönemlerinde ve savaş zamanlarında tek başına
şahsî çabalar faydasızdır ve böyle zamanlarda her durumdaki halk, bir lidere
itaat etmeye ve onu takib etmeye hazırdır. Bu durumda itaat, hergünkü güvensiz
bir yaşantı içinde tutunulabilecek tek sağlam kayadır.” (s. 161)
“Fikir
adamlarının uyumlu bir şekilde beraber çalıştıkları nadir görülür; buna
karşılık eylem adamları arasında bir arkadaşlık genellikle kolay olur. Takım
halinde çalışma, entelektüel veya sanata dair işlerde az bulunur, fakat eylem
adamları arasında bu tabiî ve çoğunlukla gerekli olan bir şeydir. Komünist bir
sanayi bakanının kapitalist bir sanayiciyle ortak olan yönü, Komünist bir
teorisyenle olduğundan herhalde daha fazladır, çünkü her ikisi de eylem
adamıdır.” (s. 164)
“Bir
yerde daha önce bulunmayan bir yazar-konuşmacı azınlığının ortaya çıkması,
devrime doğru atılan bir adımdır. Batı ülkeleri yalnız yabancıya karşı
düşmanlık duygularına neden olmakla değil, aynı zamanda insan değerine oldukça
yer veren kültürel faaliyetleriyle de bilmeyerek Asya’daki kitle hareketlerini
tahrik etmişlerdir. Hindistan’daki, Çin’deki, Endonezya’daki devrimci
liderlerin çoğu öğrenimlerini muhafazakâr Batı okullarında yapmışlardır. Dindar
ve muhafazakâr Amerikalılar tarafından yönetilen ve finanse edilen Beyrut’taki
Amerikan Koleji, Arab dünyası için devrimciler yetiştirmektedir. Çin’deki
misyonerlik okulu öğretmenleri de bilmeyerek, Çin Devrimi için ortam
hazırlayanlar arasında bulunuyordu.” (s. 177)
“Bir
kitle hareketinin öncülüğünü söz ustaları, gerçekleştirilmesini aşırılar ve
toparlanmasını da eylem adamları yaparlar. Bu rollerin birbirinin ardından
gelen başka kişiler tarafından oynanması, genellikle dayanıklılığı için
yararlıdır ve belki de gerekli bir önşarttır. Aynı kişi veya kişiler bir kitle
hareketini başından itibaren olgunluk devresine kadar yönetirse, o kitle
hareketi başarısızlıkla sonuçlanabilir.” (s. 193)
Eric
Hoffer’ın Kesin
İnançlılar kitabında, altını çizecek daha çok cümle var. Amerikan
pragmatizminin tipik bir ifadesi olan bu kitab, hiç şüphesiz pragmatist
devrimcilerin de ilgisini çekecektir.
Kaynak: Eric Hoffer, Kesin İnançlılar,
İm Yay., İstanbul 1995
Aylık Dergisi, Mayıs 2010