Reenkarnasyon-Tenasuh Üzerine
Fatih Turplu
Yazımızın mevzuu, Reenkarnasyon-Tenasuh.
Kabul edenlerce -memleketimizde- bir kopya kâğıdından alınmışçasına çilesiz ve
başıboşluğa açık; reddedenlerce ise nasıl ve niçin’inden uzak kaba tasniflere
gebe bir mevzu.
Reenkarnasyon-Tenasuh
Tenasuh ve reenkarnasyon, aslında
aynı ilkeleri içermez. Aralarında bazı temel farklılıklar var. Tenasuh’da, “ruhların
sürekli bedenlenme ilkesi” bulunmakla beraber, tecrübî spiritüalizmin
reenkarnasyon kavramında bulunan “rûhî tekâmül ilkesi” bulunmaz.
Reenkarnasyonda ise, “ruhların
tekâmülü ilkesi” bulunur; ruhların dünyada bedenlenmeleri, tekâmülleri içindir.
Tenasuh’da ruhların dünyaya gelip
gitmeleri cezâ ve mükâfat kavramlarına bağlanırken; tecrübî ruhçuların
reenkarnasyon inancında ise, insanın-ruhun dünyaya sadece gelişmek için geldiği
kabul edilir. Herhangi bir “hesab” kaygısından uzak bir inanıştır.
Tenasuh’da, ceza alan ruh, bir
sonraki gelişinde hayvan bedeninde gelir. Reenkarnasyon’da ise -tekâmül esas
olduğu için- bu çeşit bir dönüş reddedilir.
Reenkarnasyon-Tenasuh’un Tarihî
Seyri
Tenasuh: “Bir şeyin diğerini takib
ederek yok etmesi, bir şeyi elden ele dolaştırmak, bir şeyin dolaşarak
diğerinin yerini alması.”
Türkçede “Ruh Göçü” deniliyor.
Batı literatüründe “Reincarnation” ve “Transmigration” diye geçiyor.
Reenkarnasyon: Fransızca
“Reneissance - Yeniden Doğuş” kelimesini bir çoğumuz biliriz; feminen-dişi bir
kelimedir bu. “Reneissente: Yeniden doğan, canlanan” demek. Ve hemen yanında
“Renaître: Yeniden doğmak. Yeniden bitmek. Yeniden ortaya çıkmak.” Bu kelimelerin
ardından, telaffuzda yakınlık belirten “Renard-Tilki” kelimesini de, bu
mevzudaki kurnazlıklara dair belirtmek istiyoruz. “Renard-Tilki”nin
Fransızcadaki mânâlarından birisi de alâka doğurucu: “Takıp çekmeye yarar
çengel”
Reenkarnasyon...
Enkarne: Ete (bedene) girmek.
Reenkarne: Tekrar-yeniden bedene
girmek.
Daha önce söylediğimize nazaran
ekleyelim ki, “Reenkarnasyon”, Tenasuh demek ve böyle bir tasnif kesinlikle
yanlış değil.
Batı tarihinde ilk kez Pisagor ve
Platon’un dile getirdiği söyleniyor. Heredot’u da unutmamak lâzım. En eski
yazılı kaynak olarak Hinduizmin kutsal sayılan metinleri Upanişad’ları
hâkezâ.
Eski Yunan’da M.Ö. 6. asırda
ortaya çıkan Orfizm mezhebinde de görülmüştür. Kelt ve İskandinav dinlerinde,
Yahudiliğin bazı mezheblerinde tenasuh inancı vardır.
Hindistan’da Hinduizm’den (Brahmanizm)
doğmuş, Budizm, Taoizm, Caynizm, Manheizm gibi bâtıl inanç şekilleri içinde de
vardır.
Nusayrîler, Dürzîler, Anadolu
Kızılbaşları ve Şamanların bütününde; yine Kızılderili bazı kabilelerde Tenasuh’a
inanılır. Şamanizm bu mevzuu kendine dayanak noktası olarak kabul eder,
diyebiliriz. Şaman rahiblerin görevi, ölünün ruhunun geçemediği köprüyü geçmesine
yardım etmektir.
Toparlayarak söylersek:
Ağırlıklı olarak, Hinduizm ve
Şamanizm bâtıl inanç sistemlerinde, Hıristiyanlığın bazı mezheblerinde ve
gnostiklerde görülen bir inanıştır Tenasuh.
Şamanizm’de bedeni terk eden
ruh’un gittiği yere “gölgeler diyarı” adı verilir.
(Hind’de “Samsara” ismi ile
bilinen reenkarnasyon, Türklerde “sansar” ismi ile bilinir.)
İnsanın birden fazla olarak üç
yahud yedi canı olduğuna inanan Şamanlarca, bir can mezarda kalır, birisi
gölgeler diyarına, diğeri ise göğe çıkar. Gölgeler diyarında, bir nevî dünya
hayatının aynısını orada sürdürdüğüne inanılan canlar, bir süre sonra
yeryüzünde tekrar doğabilir.
Kuzey Amerika Kızılderililerine
göre, “Ruh, ‘Kurt’un hükmettiği âleme gider. Yeryüzündekilerin ilişki
kurabilecekleri, onun ‘gölgesi’dir. Ruh, ‘gölge’ ile birleşince yeni bir varlık
oluşturur ve yeryüzünde tekrar doğar.”
Güney Amerika Kızılderililerinin
çoğunun dillerinde “ruh, gölge ve imaj kavramları aynı kelime ile
karşılanır.”
Hıristiyanlık’ta ve Hıristiyan
inancı taşıyan topluluklarda ise –aynı Asya’daki gibi- Tenasuh bir çeşitlilik arz
eder.
Sipiritüalist akımlara inananlar,
Okültizm’den etkilenenlerle birlikte, Hıristiyanlığın bazı mezheblerince de
kabul görmüştür.
“Günümüzde Tenasuh’u kabul eden
bazı hıristiyan mezhebleri şunlardır:
Christian Spiritualist Movement,
Liberal Catholic Church ve Lectorium Rosicrucianum.”
Gnostiklerin birçoğu Tenasuh’u
kabul etmişlerdir. Kilise, kendi içinde Tenasuh’a inananlarla beraber birçok
Gnostik’i de kazığa oturtmuş yahut yakmıştır.
Tenasuh, Hinduizmin temel yapısını
oluşturur ve Hindlilerle beraber en çok bu mevzu anılır.
Tarihçi Heredot’a göre, Tenasuh’un
doğuş yeri Eski Mısır’dır. Firavunlar devrinde, pek çok bedende dolaşan ruhun
geri döneceğine inanıldığı için piramitlerin yapıldığı söylenir.
Muhiddin Bağçeci’nin mevzuu hülasa
edici paragrafını ehemmiyeti bakımından buraya almak istiyoruz:
“Eski Yunan’da Pisagor ve
Eflatun’dan sonra Yeni Eflatuncular tarafından felsefî bir elbise giydirilmeye
çabalanmıştır. İbtidaî olarak Mısır’da ortaya çıkan bu görüş, Hind’de mistik
şekle, Yunan’da felsefî şekle sokulmuş, İran’da ise Zerdüşt ve Mezdekiler gibi
dînî grublarda taraftar bulmuştur. İran’da, eskilerden gelen bu bâtıl felsefe,
Şiîlik perdesi altında Gulât gibi bazı Şiî kollarına da geçmiştir.”
“Ruh göçü” kavramı, ilk kez
Fransız fizikçi ve yazar Allan Kardec (1804-1869) tarafından sistematize
edilmiştir. Ve, “tekrar ete girme” mânâsına reenkarnasyon denilmiştir. Kardec’e
göre insan, “Ruh, ‘perispri’ ve fizikî beden”den oluşur. 18 Nisan 1857’de
yayınladığı Ruhların Kitabı bu sistematize edişin ilk adımıdır.
Öncelikle not düşmemiz gerekiyor
ki, “Tenasuh-Yeniden Bedenlenme”, reenkarnasyon mevzuunu anlamak ve üzerinde
konuşmak için, –her mevzuda olduğu gibi- belirli bazı meselelerden haberdâr
olmak gerekiyor.
Biz, mevzuya peşin fikirle
yanaşmış ve dışyüzden araştırmış olarak söyleyelim ki, “Rüyâ”, “fizik ilmi”,
“zaman”, şuur-şuuraltı mevzuları üzerine “fikir” sahibi olunmadan bu mevzuu
kavramak çok zor. Kaldı ki, üzerinde söz söylemek için, bahsettiğimiz mevzular
üzerinde derinleşmiş olmak icâb ediyor.
Başta söylediğimiz “kabul
edenlerce dış yüzden kopya etme ve reddedenlerce nasıl ve niçininden uzak
hâller”i, Salih Mirzabeyoğlu’nun Yağmurcu isimli eserini tekrar okuyunca
daha iyi anladık. Türkiye’de ilk defa bu mevzuu -inanan ve inanmayanlar
bakımından- hülâsa eden, nasılı ve niçini ile ortaya koyarken İslamcı bakış
açısı ile işin hakikatini ortaya koyan Salih Mirzabeyoğlu’dur; merak edenler özellikle
Yağmurcu ve Gölgeler isimli eserlerini okumalı.
Aylık dergisi’nin Mayıs sayısında
yayınlanan röportajda Mehmet Ali Bulut’un “Mirzabeyoğlu beni etkilemiştir”
sözü üzerine konuşmak istiyoruz.
Mehmet Ali beyin, rüyâ ilmi ve ruh
ilmi üzerine yoğunlaşmış ve bu mevzularda pay sahibi yanı ile Salih
Mirzabeyoğlu’nun “ne dediğini” anladığı için “Mirzabeyoğlu beni etkilemiştir”
dediğini zannediyoruz. Bu mevzu etrafındaki kısır görüşler bir yana, Salih
Mirzabeyoğlu İBDA fikriyatını örgüleştirirken, “zaman” mefhumundan rüyâ’ya,
ruh’tan şuuraltına dek hangi mevzu varsa, “beşer zekâsı”nın verimlerini İslâm
tasavvufu önünde hesaba çekici mizacı ile eserlerini bütünleştirmiş. Böyle
olunca, hangi mevzu olursa olsun, o mevzuda derinleşmiş münevverleri
etkilemesinden daha tabiî bir durum olamaz; hiç de tabiî olmayan durum ise, entelektüellerimizdeki
(yahut geçinenlerdeki) anlaşılmaz sükût.
Espri
Espri: İncelik. Lâtife, lâtiflik.
Esprit: Ruh.
Büyük meseleleri bir cümlede
özetleyebilmek mutlaka çetin bir iş. Bazen bir karikatür ve bazen de ince bir
söz, bir tek cümle, bizim için bazı meselelerin anlaşılmasında epey pay sahibi
olabiliyor.
Komedi, mizah, şaka, ilmî
disiplinlerce herhangi bir kıstas mevzuu olmamakla birlikte, zekânın hâdiseye
bakış açısı bakımından değerlendirilebilir. Bazen büyük hakikatler, bir lâtif
söz içinden belirir bizim için.
Komedyen Cem Yılmaz’ın bir gösterisinde
söyledikleri, memleketimizdeki “reenkarnasyon”a yönelmiş kimseleri ve “İslâm
olmasın da ne olursa olsun!”cuları etiketlemek bakımından bizce enteresan:
“Reenkarnasyona inanan varsa çok
üzülüyorum. Aranızda vardır. Nişantaşı’nda falan özellikle ‘yogaya yazıldım’
diyenler. Onlar sana yazıldı haberin yok! İşte ‘ben gittim, orada bir tütsü
verdiler, büyük bir feng shui oldu.’ Tamâmen tıraş. Ben bunun menbaına gittim
Hindistan’a. Bizim gibi insanlar için oradaki tatava, yalan-dolan oluyor. 1
milyar insan var, fakirlik diz boyu, ağızda diş yok! ‘Tütsü koydum, büyük bir
feng shui oldu!’ Yahu bütün Hindistan o tütsü ile kokuyor, faydası olsa ona
olur. Guru! Guru gürültü!
Sohbete giriyorsun, önce 400-500
dolar veriyorsun. Soruyorsun sevgi nedir? ‘İçimizde!’ Mutluluk nedir?
‘İçimizde!’ Dünya barışı? ‘İçimizde!’ Baba 400’ü verdik; KDV? ‘İçinde içinde!’
30 bin tanrıları var.
Reenkarnasyona inanıyorlar orada. Adamlar fakir, dededen fakir. Ona göre
sistematize etmişler; kast sistemi var ya. ‘Ya ne olacak, çok fakiriz?’ Takma
kafana, bir dahaki sefere kralsın be oğlum!”
İşin, -tersinden yahut düzünden-
insanı inanmaya sevk eden tarafları başka bir mevzu, reenkarnasyon, günümüzde,
yerine göre para tuzağı, yerine göre “İslâm olmasın da ne olursa olsun” tezgâhı
ve yerine göre de, insanın içinde hissettiği boşluğu türlü şekillerde dindirme
ihtiyacının, yaraya kezzab dökme bâbından tesellisi. Misâller kaba olsa da,
yerinde ve “zekâ”nın bakış açısına bir misâl.
‘Yağmurcu’ ve İşin Aslı
Daha önce söylediğimiz gibi,
zaman, fizik ilmi, rüyâ ve şuur mevzularına yakınlık kesbetmeden bu mevzu
üzerine konuşmak boş.
Reenkarnasyon mevzuunun
aslını-esasını etraflıca öğrenmek isteyenler, Salih Mirzabeyoğlu’nun YAĞMURCU
-Gerçekliğin Peşinde- isimli eserinden istifâde etmek durumunda:
«Dün muayyeniyetçi bir görüşle
kuru akıl ve kuru mantık hesaplarıyla İslâm tarihinde kayıtlı çeşitli soydan
harika ve olağanüstülüklere sırıtan ve “hurafe” diye niteleyen kâfir takımı,
bugün, kendisine bir çıkış yolu arayan ve bu cümleden olarak dünyanın dört bir
ikliminden yeni bir tehassüs ve düşünce tarzı damıtmaya bakan Batı’dan heves,
eski hâline ters fakat yine İslâm düşmanı, bir takım veriler edinmeye
meyletmekte, fizikî veya ruhî olağanüstü ve olağandışı hâdiselere ilgi
duymakta; en azından bunun esintisi içinde…
Her türlü başıboş arayış verimini ve
tesbit olunmuş her hakikati yerli yerince koymak; bir nevî ruh kamaşması
uyandıran ve küfre geçit veren harikalara dair hâdise nakillerindeki telkin
gücünü, misliyle geri döndürecek gerçek imân ve din kutbundan pencere açmak…
Bunu misallendirmek…»
Aynı rüyâ’yı gören farklı
insanlar, farklı yerlerde ve aynı zaman içinde bulunan kişiler, zaman içinde
zaman yaratan Allah’ın bu cilvesini bizzat yaşayanlar ve neler neler...
İslâm tasavvufuna uzak olmayan birçok
kimse için “tabiî” görülebilecek hâdiseler.
Salih Mirzabeyoğlu, bahsettiğimiz
eserinde tenasuh için şöyle diyor:
“Tenasuh dedikleri dava, aslında
kâfirin anladığı mânâda yeniden hayata gelme değil, onda tecelli eden rüya ve
istidraç nevîinden bir iştir… Geçmişte olanları bilmenin “tenasuh-yeniden
bedenlenme” ile bir ilgisi olmadığı gibi, “yeniden bedenlenme” zannı da meselâ
rüyâda kendini Napolyon olarak görmek nevîinden veya bir şahsın ruhî derecesine
âit ve garkolma davasıyla ilgilidir… Meselâ, bir makamda müridin kesintisiz
“sekr-sarhoşluk”a düşüp de “ben İsa’yım!” demesi gibi… İnsanın bir şeye
garkolması, o şey olması demek değildir; ondan olma mânâsına odur… Tenasuh
davasında da işin aslı, ruhtan ruha intikaldir ve ruhî tedailerdendir.”
Reenkarnasyon-Tenasuh bahsinden
tutalım modern fiziğin kıvrıldığı noktaya; yine, 21. yüzyılın iktisadî
buhranlarından ruhî boşluğuna kadar bütün dertlerimizin çaresi, tüm çözümlerin aslı
ve esası İslâm’da! Çarenin İslâm’da olduğunda, “inanan” herkes mutabık; mesele
şurada: “İslâm yenilenmez, anlayışı yenilemek gerekir”; onun için de “İslâma
Muhatab Anlayış” davasının anlaşılması.
Aylık Dergisi, Ağustos 2010