ANA SAYFA HABERLER DERGİLER BAYİ ADRESLERİ BİZE YAZIN İRTİBAT
SON HABER:  

28 ŞUBAT YARGILANSINAKADEMYA PANELLERİİBDA KÜLLİYATI İNDEKSLERİKALEMİNDEN MİRZABEYOĞLUKÜRT MESELESİRÖPORTAJLARSÖZ ÇAKAL CARLOSTA

- NECİB FAZIL -- SALİH MİRZABEYOĞLU -ABDÜLHAMİD KOÇAAHMED EYMENAKADEMYAALİ NACARAV. ALİ RIZA YAMANAV. GÜVEN YILMAZAYŞEGÜL AHFABİLGEHAN ERENCOYOTTEDR. NEVZAT ŞİPLEMEFATİH TURPLUGÖKHAN GÜMÜŞGÜLÇİN ŞENELHAKAN YAMANHAYREDDİN SOYKANHÜLYA UYARİKTİBASKÂZIM ALBAYRAKKENAN DURUMAHMUD E. DURUMÜJDE BAYRAMMUSTAFA SEÇKİNEROĞUZ YILDIRIMÖMER EMRE AKCEBEOSMAN AKYILDIZREHA SUVARİREİ TAKAHARARUKİYE AVCIRUKİYE ŞENELSEDAT BULUTSELÇUK ARSLANSELİM GÜRSELGİLSENCER EKİNSEZAİ KIRLANGIÇSİZDEN GELENLERTURAN DEMİRÜMİT ELÖNÜZELİHA KILIÇPARLAR

GÖKHAN GÜMÜŞ
Yazıları Paylaş
Batı"nın "Neo-Osmanizm" Atağı
Eklenme: 2010-12-29 | Okunma: 380

Batı'nın "Neo-Osmanizm" Atağı

Gökhan Gümüş

 

«Türkiye'nin bölgede gittikçe büyüyen etkinliği için "Neo-Osmanizm" kavramı oluşturulmuştur ki, bunun, Ankara'nın bölgede yüzyıllarca süren Osmanlı Türklerinin hakimiyetlerine düğümlendiği anlamına geldiği söylenmekte. Arab yorumcular Orta Doğu'da "yükselen yıldız"a karmaşık duygularla bakıyorlar. Çoğu, Ankara'nın dinamik ve müstakil politikasının, Arab rejimlerinin ABD karşısındaki pasif ve bağımlı mevkîlerini daha da ön plana çıkardığının farkındalar.»

İsviçre'nin en saygın gazetesi Neue Züricher Zeitung’un Beyrut muhabiri Jürg Bischoff, gazetenin 27 Ekim 2009 tarihli nüshasında okuyucularını "Doğu'ya ‘Neo-Osmanizm’ atağı" [1] başlığı altında böyle "aydınlatmış". "Neo-Osmanizm kavramı"nın kimlerce "oluşturulduğu" mübhem kalmakla beraber, Türkiye'nin "müstakil politika" yürüttüğünü iddia etmenin doğrudan dezenformatif olduğu kanâatindeyiz.

Evet, biz de "Neo-Osmanizm kavramı"nın kaynağını merak ediyoruz. Türkiye'de zaman zaman irili-ufaklı İslamî-milliyetçi-sağcı siyasî parti ve akımların "Yeni Osmanlıcılık" iddiaları ve söylemleri olduğu gibi, bu yönde birtakım millî semboller de bol bol kullanılmıştır. "Adriyatikten Çin Seddi'ne kadar" misâlinde olduğu gibi, "Türkün Türke propagandası" türünden; fikrî konsept yönü olsun, tatbikata yönelik "teknik donanım" olsun, her bakımdan yetersiz birtakım "çıkışlar" olmuştur. Daha çok komedya kategorisine âid bu tür şeyler mevzuumuz dışında. "Ankara'nın müstakil politikaları" bir yana -ki bu manipülasyon ile nelerin amaçlandığını kısaca göstereceğiz-, "Neo-Osmanizm kavramı"na dâir ciddî bir konsept aradığımızda, karşımıza ilk bakışta Batı kaynaklı birtakım "elastik" ifâdeler ve "yeni harita"lar dışında fazlası çıkmıyor.

 

VERHEUGEN: AB, TÜRKİYE'YE MUHTAÇ

«Alman radyosu Deutschlandfunk'a demeç veren Verheugen, "Bizim Türkiye'ye, Türkiye'nin AB'ye olduğundan daha çok ihtiyacımız var" ifadesini kullandı. Verheugen, “Türkiye'nin çok büyük stratejik önemi var. Ben bütün bölgenin güvenliğinden söz ediyorum. Türkiye'nin Batılı devletler topluluğunda sağlam bir yer edinmek yerine başka bir yol tutması hâlinde neler olacağını düşünmek gerek. Bu bizler için çok çok büyük risktir, almasak iyi olur” dedi.» [2]

AB Yatırım ve Endüstri Komiseri Günter Verheugen'in yaptığı kısa ama son derece ilginç açıklamalarının Türkiye'de neredeyse hiç dikkat çekmemesi garîbdir. Verheugen AB'nin hayatî jeopolitik hedefleri için Türkiye'nin "olmazsa olmaz unsur" olduğunu vurgularken, aynı zamanda, Türkiye'nin Batı mihraklı dünya düzeninden "başka bir yol tutması" ihtimâline karşı tedbirli olunmasına dikkat çekmesi gâyet ilginç. Kanaatimizce, Verheugen'in "başka bir yol" ifadesiyle kastettiği, Şanghay merkezli Rus-Çin ittifâkı gibi -ABD ve AB’nin dünya hegemonyasına rakîb- stratejik teşekküller değil.

Verheugen'in ne tür bir "yol"u kastettiğini, daha çok, aynı haberdeki şu ifadeler işâretlemekte:

«Buna karşın, ilk defa müslüman çoğunluklu bir ülke, demokrasi, hürriyet ve hukuk devletini tesis edebildiği takdirde "bizim için çok büyük büyük bir avantaj olur" şeklinde konuşan Verheugen, bütün bunlara rağmen, Türkiye'ye yönelik kolaylaştırılmış üyelik şartlarının mevzubahis olamayacağını sözlerine ekledi.» [3]

Verheugen'in demek istediği, neticede, "Ne olursa olsun, ama İslâm Birliği olmasın!" korkusunda düğümleniyor. Bunun için de, "demokrasi, hürriyet, hukuk devleti" parolaları altında kültür emperyalizmine "devam!". Uluslararası Frankfurt Kitab Fuarı (2009) vesilesiyle Frankfurter Rundschau gazetesinde[4] yazan Arundhati Roy, (meâlen) "Nedense demokrasi daima sosyal karmaşa, ekonomik sömürü ve ekolojik tahrîbatları da beraberinde getiriyor" derken, bu "Batı kurnazlığı"nı kastediyordu. Ve "dinlerarası diyalog" da bunun için; "Kalvinist İslâm" ve "protestan müslümanlık" da bunun için. Çünkü İslâm'ın yeniden devletleşmesi durumunda, Batı sömürgeciliği yalnız Orta Doğu'da değil, bütün Asya'da, Afrika'da ve hatta Latin Amerika'da “great game-büyük oyun”u kaybetmiş olacak.

Batı emperyalizmi "Türkiye Osmanlı'yı diriltirse hapı yuttuk" derken, riskin farkında. Aynı zamanda "gerekli manipülasyonlar yapıldıktan sonra bir Osmanlı Türkiyesi de bizim faydamıza işler" hesabıyla avantaj sağlama peşinde. Batı'nın "Neo-Osmanizm" atağı, biri Batı'nın aleyhine diğeri Batı'nın lehine olmak üzere, bu iki kutub arasında izlenmeli.

 

ÇARPICI 'NEO-OSMANLI' SENARYOSU

Yukarıda Batı'nın aleyhine olduğunu belirttiğimiz "Neo-Osmanizm"in bir çeşitlemesi de Hürriyet gazetesine malzeme olmuş.[5] Ezgi Başaran imzalı haber-yorum, meseleye şöyle bir giriş yapıyor:

«Dünyanın en çok söz edilen stratejik araştırma şirketlerinden Stratfort'un kurucusu siyaset bilimci Dr. George Friedman Ocak ayının sonunda yeni bir kitab çıkardı: Gelecek 100 Yıl - 21. Yüzyıl için Öngörüler (The next 100 - A Forecast for the 21st Century). Kitabta inanılmaz senaryolar var. Meselâ Rusya ve Çin gerileyip çöküyor. Üçüncü Dünya Savaşı çıkıyor ama, uzayda gerçekleşiyor. Üstelik Türkiye de olayların merkezinde. Çünkü Ortadoğu, Balkanlar, Arab Yarımadası ve Kuzey Afrika'ya hâkim bir imparatorluğa dönüşüyoruz yeniden, hilafeti de canlandırmışız, ABD'nin sinirini bozuyoruz. İşte Friedman'ın kehanetleri. (...) Friedman'ın 1996'da kurduğu, yaklaşık 70 analistin çalıştığı Teksas merkezli Stratfort (Strategic Forecasting Inc.), dış politika ve ekonomi konularında Pentagon dahil pek çok kuruluşa danışmanlık yapıyor. Analistlerin çoğu eski CIA ajanı, o yüzden de Stratfort için ABD'de "gölge CIA" diyorlar. Friedman, kehanetlerini jeo-politikaya ve tarihe dayandırıyor.»

Hürriyet yazarının derlemesine göre, gerçekten de Nostradamus kehânetlerini aratmayacak şekilde gelişen Friedman'ın 21. yüzyılı şöyle neticelenir: "2060'da hâlâ İslam dünyasının liderliğini elinde tutan Türkiye, Washington'la arayı düzeltir ve yeniden sevilen müttefikler listesine adını yazdırır... Her şey eski tas eski hamam hâline döner." Yani "Neo-Osmanizm" Batı emperyalizminin lehine işlemeye başlar.

Friedman'ın kitabından yola çıkılarak birtakım haritalar da çizilmeye başlandı. Kitab hakkında doğrudan malûmatımız olmadığı için, bu haritaların asıl kaynakları hakında kesin bir şey söyleyecek durumda değiliz. Yalnız Friedman'ın stratejik araştırmalar şirketine benzer çevrelerden (genelde "özel şirket" olarak veya akademik kuruluşlar dâhilinde faaliyet gösteren bu "düşünce fabrikaları"nın, temelde yarı-resmî oldukları unutulmamalı) daha önce "Yeni Dünya Düzeni" haritaları çıkmıştı. Ulaşabildiğimiz "yeni harita"larda, "Neo-Osmanist" Türkiye, Balkanlar, Kafkasya, Arab Yarımadası, Hazar Denizi ve Doğu Akdeniz'de hakimiyet kurmuş vaziyette.

 

YENİ HARİTA - ESKİ PROJE VE

TÜRKİYE’NİN TARİHÎ MİSYONU

Bu "yeni harita"lar, özellikle Irak işgalinden (2003) sonra revaçta olan meşhur BOP haritasının iptaline dâir bir emâre. Tabiî, "eski harita"nın iptali, "eski proje"nin de iptali anlamına gelmiyor. Batı emperyalizminin Orta Doğu'daki yeni atağı, -pratikte gerçekleştirilemeyen- "site devletçik"ler üzerinden hakimiyet kurma yerine, "emperyal devletçik" modeli vasıtasıyla hakimiyetini idâme etme yönünde. Dikkat edilirse, Türkiye, Suriye ve İran gibi bölge ülkeleri aleyhine olan "eski harita"larda gündeme gelen "Büyük Kürdistan", "Büyütülmüş Azerbaycan", "Hür Belucistan" gibi site devletçiklerden bahsedilmiyor artık. ABD ve müttefiklerinin Irak bozgunu bu modeli imkansız kılmıştır. Diğer yandan, böyle bir modelin favorize edilmesi, başta Amerikalılar olmak üzere Batılı stratejistlerin Orta Doğu'nun tarihî ve siyasî dinamiklerinden habersiz olduklarını gösterdi. Tarih boyunca, Orta Doğu'da ancak imparatorluk kıvamındaki yerli-köklü devletler barışı sağlayabilmişler. Pers, Grek, Roma, Bizans, Emevî, Abbasî, Selçuklu ve Osmanlı imparatorlukları birbirlerini kesintisiz takib ettiler. Kısa fetret dönemleri hâriç, bu imparatorlukların -jeopolitik ve kültürel olmak üzere- doğrudan birbirlerinin varîsleri mevkiinde oldukları kolayca anlaşılır. [6] Batı emperyalizmi, kendi hayat tarzının devamı için hayatî saydığı Orta Doğu'da "eski harita"larla akîm kalınca, kısaca belirttiğimiz bu dinamikleri hesabına katmaya başlamıştır.

Anadolu'nun Avrasya hedefli jeopolitik stratejilerde ihtivâ ettiği ehemmiyet ve Almanya Başbakanı Angela Merkel'in son Türkiye ziyâreti vesilesiyle yapılan yorumların bildik yönde olması artık kimseyi şaşırtmamalı:

"Soğuk Savaş'ta NATO partneri olan Türkiye'yi Avrupa için önemli kılan, özellikle askerî ehemmiyeti idi. Bugün AB için Türkiye'yi entegre etmenin başka ve çok daha iknâ edici sebebleri var. Türkiye'yi, yükselen iktisadî gücü, enerji koridoru olarak önemi ve genç demografik strüktürü; Orta Doğu ve Orta Asya eşiğinde olması kadar, Avrupa için vazgeçilmez yapıyor. Avrupa Birliği, mevcut şekliyle dünyada siyasî söz sahibi olabilmesi ve iktisadî rekabette kalabilmesi için küçük kalmakta. Türkiye'nin AB'ye girmesi, Avrupa'ya mâkul bir ağırlık verir. Bundan dolayı, Türkiye-Politikası Avrupa için önemli bir testtir: AB'nin global sahnede nasıl bir rol oynayacağını tâyin edecektir."

Neue Züricher Zeitung Beyrut muhabiri, Batı emperyalizminin risk alma ve avantaj sağlama arasında seyreden hesablarını ise şöyle ifâde ediyor:

«Suudî El-Vatan gazetesi, Türkiye'nin Orta Doğu'da en büyük güç olmasının, AB'ye tam üyelik gibi illüzyonlar peşinde koşmasından daha yararlı olacağı kanâatinde. Lübnan El-Ahbar gazetesi, Türk ve İran yükselişini, bağımsızlık ve birlik gâyeli "Arab rüyası"nın batışı sayarken, Arabların ortaya çıkacak iki blok arasında taksim edileceklerini öngörmekte: Kuzey'de İran-Türk hegemonyası ve Güney'de İsrail liderliği.

Fakat asıl soru, İran hegemonyası ve Türk "Neo-Osmanizm"inin istikbâlde birbiriyle çatışıp çatışmayacağı. Ankara'nın ticaret ve kooperasyon üzerinden oynadığı "yumuşak güç", İran ve İsrail'in "sert" gücünden çok daha az tehditkâr. Özellikle Suriye ve Irak'ın Türkiye ile yakın ilişkiler kurmaktaki ilgisini, İslâmî Cumhuriyet'in kıskacından sıyrılma teşebbüsü olarak değerlendirmek gerekir. Türkiye'nin İslâm ve modernizm, demokrasi ve millî çıkarlar, pragmatizm ve bağımsızlık uzlaşması yönünde takdim ettiği model, Arablar için, İranlı teokratların sundukları ideolojik hareketsizlik ve dar kafalı şövenizmden daha çekici.»

Bu satırlar Verheugen’in imâ ettikleriyle birlikte okunduğunda, "Neo-Osmanizm"in Batı emperyalizmi nezdindeki Truva atı fonksiyonu iyice belli oluyor. Yani Türkiye'nin fonksiyonu, İslâm coğrafyasına Batı modelini yaymak ve Batı’nın sömürü düzenine "taze kan" taşımak ki, bu durumda "müstakil politika"dan bahsetmenin abesliği aşikâr.

Türkiye'nin AKP hükümeti döneminde gösterdiği "ekonomik gelişim", müstakil politikalardan çok, ABD ve AB'nin 2001 yılından itibaren özellikle Orta Doğu'daki "kan kayıbı"na bağlıdır. ABD'nin Irak işgâline hazırlandığı günlerde Erdoğan hükümetinin tezkere kasılmaları hatırlanırsa, Türkiye'nin geldiği noktanın bir rastgelelikten ibaret olduğu anlaşılır. Kuru tüccâr kafasıyle, parsa kokusu nereden geliyorsa oraya atılmakla "büyük devlet" olunacağı sananların hazîn hikayesi. Türkiye'de devamlı "övünç kaynağı" olan "kalkınma"nın dayandığı Batı kökenli sosyo-ekonomik model global çapta çöküş sinyalleri verirken, hâlâ bu yolda "ilerleme"nin anlamı nedir? Türkiye, kirli serbest-piyasa ekonomisi havuzunda yüzerken kendini âb-ı hayat deryâsında görmesi-göstermesi ile, tarihî misyonunun şuurunda bir "global player"den çok,  "kullanılmaya elverişli idiot" mevkiindedir.

Bize gelince, BÜYÜK DOĞU-İBDA İdeolocyası sayesinde, hâdiselerin ihtar ettiği mânâları “idiot” perspektifi yerine “ideal” perspektiften okuyoruz. Dost ve düşman cebhelerinin ortaklaşa işaret ettikleri aynıdır: BAŞYÜCELİK DEVLETİ!

 

 

Dipnotlar:

[1] "Neo-osmanischer" Vorstoss in den Orient, Neue Züricher Zeitung, 27 Ekim 2009.

[2] “Verheugen: AB Türkiye'ye Muhtaç”, Milliyet, 19 Ekim 2009.

[3] “Verheugen: Brauchen die Türkei mehr als sie uns braucht", AFP, 17.10.2009. (Milliyet gazetesinde bu ibârelerin tercümesi eksik veya kasıtlı olarak yanlış verildiğinden, bu kaynaktan faydalanmayı daha uygun gördük.)

[4] “Arundhati Roy: Das schwindende Licht der Demokratie” (Arundhati Roy: Demokrasinin Solan Işığı), Frankfurter Rundschau, 9 Eylül 2009. Metnin orijinali İngilizce’dir; "Democracy's Failing Light" başlığı altında internette bulunabilir.   

[5] “Çarpıcı 'Neo-Osmanlı' Senaryosu”, Hürriyet Pazar, 22 Şubat 2009.

[6] Meselâ, İstanbul'un fethi sonrası Fatih Sultan Mehmed'in "Roma imparatoru, Türk hakanı ve İslâm emiri" doğrultusunda devlet siyasetini tanzim etmesi, bu “emperyal devlet-cihân devleti” geleneğinin şuurlu bir tezahürüdür.

[7] “Türkischer Test auf Europa” (Avrupa'ya Türk testi), Gerd Höhler, Frankfurter Rundschau, 29 Mart 2010.

Aylık Dergisi, Mayıs 2010

Bu Yazı için İlk Yorumu Sen Gönder
İsim
Email
Mesaj



Dergimizin Son Sayısı Çıktı!
Sayı: 3 - II.Dönem Yaz 2012



Anasayfa | Yazılar | Haberler | Seçtiklerimiz | Dergiler | Dergi Aboneliği
Künyemiz | Hakkımızda | Bayilerimiz | Dergimize Yazın | Web Sitemize Yazın
                                 Copyright © Telif Hakları AKADEMYA'ya Aittir