İyi’den
Kötü’ye Gidiş!
Kâzım
Albay
Batılılaşma, sömürgeleşme, “uygarlaşma” ve
“kalkınma”… “Muasır medeniyet” denilen Batının sömürgesi olmaya devam etmek… Ve
Türkiye’nin şimdilerde zayıflayan AB hedefi… Ve iktidardaki güya İslâmcı bir
partinin en ileri AB’ci oluşu… Ve bu partinin kuyruğunda
Batılılaşma-Sömürgeleşmeyi normalmiş gibi gören marka Müslümanları, menfaatçi
zümre…
AKP, kemalist zorbaları AB silahıyla vurma
taktiği izledi veya tabanına böyle gösterdi. Halbuki şimdi ortada kemalist
zorbalar da kalmadı, -ergenekondu, balyozdu, kafesti- bunlar tasfiye edilmişken
ve Batının kuyruğu olmamamızın önünde bir engel kalmamışken, giden Batıcılardan
daha Batıcı olan bu “muhafazakâr demokrat” parti de neyin nesi?
AB’cilik sömürgecilik ile eşanlamlı iken…
AB’cilik emperyalizm ile eşanlamlı iken…
Değil bir Müslüman, hiçbir antiemperyalist
AB’ci olamaz.
Amerika, emperyalizmin ve İslâm düşmanlığının
merkezi iken, bizim yerimiz ne Amerika ne Batıdır.
Bizim yerimiz antiemperyalist savaşın
bayraktarlığını yapan Anadoludan fışkıran BD-İBDA Hareketidir.
Öz yuvamız, Batı ve Amerika değildir.
Öz yuvamızda (BD-İBDA) toplanmak varken, Batı
ve Amerika’nın işbirliğini tercih edenler de var.
Mevcut Batıcı düzenden nemalanan sağcısı
solcusu, Kürtçüsü-Türkçüsü, devrimcisi-demokratı hep aynı soydandır, soysuzluk
soyundandır.
Bugün en büyük rantçı AKP; çalıp-çırpma
derdinde çoğu…
Milleti de kendileri gibi yaptılar,
balık baştan kokar hesabı. Hele hele AKP’nin yeni yetmeleri daha kötü, CHP’li 5
yiyorsa onlar 10 yiyor.
Ahlakî bozulma AKP iktidarında hız kazandı.
Bunlar (AKP), iyi olanları da bozdular, kendi uğursuz misyonuyla beraber.
Başörtü tek başına ölçü değil de, bir misâl olsun diye söylüyorum. Şimdi
annenin başı kapalı, kızı açık. Halbuki “bir dönem önce” tersi idi. Bozulmaya
gidiş var; bir önceki iyi idi, şimdi “öncenin öncesi” kötüye dönüş var. Kezâ,
kadın-erkek birlikte düğün yapılıyor, bir çok şey tabiîleşti.
AKP’li bir Müslüman anlatıyor:
-“Eskiden
şeriatçı idik ama namaz kılmazdık. Şimdi namaz kılmayan insana çok hayret
ediyorum. Fetullahçılar namaza düşkün.”
Ben de, sözündeki zımnî mânâyı açığa
çıkarıyorum:
-“Şimdi
namaza başladınız ama şeriatı bıraktınız, öyle mi?”
Namaz kılmayla teselli bulan ve küfür düzenine
göstermesi gereken buğzunu bırakan bir Müslümanlık anlayışı tehlikelidir.
İmanları da götürecek bir tehlikeye işaret etmek istiyorum. Çünkü küfür
düzenine rıza ayniyle küfürdür. Bu ölçü herkesin malûmudur. Namaz kılmaktan
alınlarında nasır çıkan ve Hazreti Ali’nin
kılıçtan geçirdiği Haricîleri hepimiz biliyoruz… Ve Üstad’ın namazla ilgili şu güzel tesbitini vereyim:
“Her şey
namazla başlar ama hiçbir şey namazla bitmez”.
“Bir
deprem gelecek temizlenecek, kurunun yanında yaş da yanacak” diyor bir doktor
arkadaş. “Oraya doğru gidiyoruz, para-mal
peşinde güle oynaya ölüme koşuyoruz” diyor ve AKP’ye bir daha oy
vermeyeceğini ilâve ediyor.
“Depremden
sonra ne olacak?” diyorum, ümidsizliğe devam ediyor, “ümid mihrakı”nı yitirmiş ve
aksiyon mizacını bulamamış dertli arkadaş. İslâmcı cemaatler dahil herkesin
devletten nemalandığını söylüyor; “Biz (İBDA hareketi)!” diyorum, susuyor ama
toptancı tavrın arkasına sığınmaktan da vazgeçmiyor. Böyle de olmaz ki,
diyorum. Aksiyon yolunu bulamayanlar, eleştirdikleri düzeni yaşatırlar ancak.
Türkiyeyi ziyaret etmiş olan Türkistan Taza Din
Hareket Lideri Cumay Bey, ziyaret
ettiği bir İslâmcı gazetenin Filistin meselesiyle ilgili görüşünü eksik
verdiğini belirterek şöyle diyor:
“Ben
İsrail’i Obama gibi kınamıyorum. Obama gibi eleştirmenin bir kıymeti
yok. Bu gazete, Amerika ile İslâm arasında sıkışmış, ne yapacağını bilmiyor.
Yüreğini açıkça ortaya koyamıyor.”
Aynı zamanda hukukçu olan Albay Cumay Suyunaliyev, Bolu F Tipinde Mütefekkir Mirzabeyoğlu’nu ziyaret ediyor ve yüreğiyle şöyle konuşuyor:
«Kumandan çok akıllı ve bilgili. Ona,
“Siz esirsiniz, biz hürriyet ortamındayız” diye üzüntümü belirttim. Bana
cevaben; “Ben cezaevinde ömür boyu bulunabilirim. Kardeşlerime ve dâvâ
arkadaşlarıma güveniyorum” dedi. “Cezaevinde olmama rağmen kardeşlerime
inanıyorum” demesi bana da moral oldu. Mirzabeyoğlu’nun
çok sabırlı, güçlü ve kararlı olmasını, savaşan Kumandan olmasıyla ve onun
misyonuyla ilgili görüyorum”.
Tâ uzaklardan, Kırgızistan’dan, Mütefekkir’in hemen hiçbir eserini dahi
okumadan, dâvâsını ve hareketini öğrenip ona tâbi olmak ve Taza Din Hareketi
olarak 2008 yılında, “Salih Mirzabeyoğlu İslâm Âleminin halifesidir,
O’na hürriyet!” diye manifesto yayınlamak, mümin ferasetiyle izah
edilebilir ancak, doğru-düzgün bir bakış ve imanla izah edilebilir.
AB’cilik ihaneti ve demokrasi ve particilik
oyunuyla kendini hebâ eden yitikler olabileceği gibi, yiğitler de olacaktır
elbette. Ve, “yiğit düştüğü yerden kalkar” hesabı, tüm İslâm Âleminin ümidi
olan Türkiye’de çekilen isyan bayrağı altında toplanacaktır tüm yiğitler.
Aylık
Dergisi, Nisan 2010