Tarikat-Cemaat ve
Mehdilik Mevzuları
Üzerine
Kâzım Albayrak
Kendi şuur seviyemizle
sınırlı olmak şartıyla bu mevzuları dünya görüşümüz açısından değerlendirmek
istiyoruz.
İBDA, yeni bir dünya
görüşü ve yeni bir dildir. Bundan dolayı kendine özgü bir teşkilatlanma biçimi,
insan yetiştirme tarzı ve fikrî manzumesi vardır. Kendinden zuhur ve benzersiz
cepheleşme modeli buna misaldir.
Önce İBDA ve İBDA-C
ayrımı yapalım ki, asıl ile gölge, merkez ile çevre birbirine karışmasın. Çünkü
bir dairenin merkezi başka çevresi başkadır.
İBDA, Allah ve Resûlü
davasında, Doğru Yol-Kurtuluş Yolu’nun bir remzi, bir alemi…
İBDA-C (cephesi ve
cepheleri), Kumandan Mirzabeyoğlu’nun dışında, İBDA fikriyatına bağlı, hatası
sevabı kendine ait, birbirinden bağımsız legal-illegal tüm faaliyetlerin genel
adıdır; yani birbirinden bağımsız tüm cephelerin zümre adıdır, belli bir şahıs
ve şahıslar değil.
İBDA’nın benzersiz
teşkilatlanmasıyla günümüzde şekilden ibaret tarikatlara benzemediği açıktır;
fakat Üstadın ifadesiyle “İslâmın zahiri şeriat, batını tasavvuf” olduğuna göre
İBDA’nın ideolojisi tasavvuftan beslenir. Bizim cemiyet nizamı kavgamızda ehli
dua olarak herhangi bir tarikata mensup samimi Müslümanlarla da her zaman
ilgimiz vardır.
Rejim muhalifi ve
alternatif bir dünya görüşü sahibi İBDA bağlılarının, “tesbihini çek ve düzene
uy” anlayışındaki tarikatlarla bir benzerliği yoktur; bilakis “tesbihini çek, zulme de isyan et”
tarikat-yol üzerindedir. Bilindiği üzere tarikat, yol demektir. Din de yol
demektir ve Efendi Hazretleri Allahın yolunu kesen sahte hoca ve sahte şeyhlere
büyük nefreti vardır.
İBDA, “Nakşi sırrıdır
kavgam” derken Üstad ve onun şeyhi Abdülhakîm Arvasî Hazretlerine bağlılık
ifade eder ve tasavvufu yüksek bir yere koyarak velilere en büyük saygıyı
gösterir; böylece ciddi olması gereken şeyh-mürid ilişkisini ayağa düşürmez.
Demek ki İBDA’nın tarikat anlayışı piyasadaki mevcutlarından daha üstün ve
edeplidir.
İBDA bağlılarına düşen
ise, şeyh-müridlik ilişkisini Efendi Hazrretleri, Üstad ve Kumandana has
görerek, müridin müridi olmak, zikri ise hem tesbihat hem fikir (ideolojik
eğitim) bilmektir. Diğer bir çok tarikatlarda ayağa düşen bu mevzu, bizde üstte
bir derece olarak durur. Tasavvufa gerçek saygı ve bağlılık bunu icap ettirir.
Biz, “Nakşibendiyiz, müridiz” bile demekten imtina eder; “Nakşibendi sırrına
bağlıyız. Müridinin müridiyiz” deriz. İşte İBDA’nın tasavvufu gerçek
seviyesinden idrakı ve bağlılık ve saygısı. Dolayısıyla diğer tarikatlardaki
müridlik, bizim bu müridlik seviyesine ulaşamaz. Çünkü hadlere riayet edip daha
çok ram olanın derecesi de yüksek olur. Onun için İBDA’nın müridliği zor
oluyor, can ve malla ateş menzilinde sınanıyor, elini sallasan ellisi hesabı
içi boş müridlerle dolmuyor. Sözde nefsinden vazgeçen fakat cihad
meydanlarından uzak duran müridliktende uzak durmamız tasavvufî anlayışımız
gereğidir. “Gündüz zabit, gece âbit” sözü rehberimizdir. Nefsinde kemal
dikizlemek, dervişçilik oynamak yasaktır bizde. Şeyh uçmaz mürid uçururmuş
hesabı keramet teşhirciliği yapmak, tuttuğu takıma taraftar toplar gibi kendi
tarikatına adam toplamak tasavvuf inceliklerine sığmaz.
Tasavvufun “kâl değil,
hâl” olduğunu hatırlatalım ve çile içinde yaşayan İBDA’cıların “hal” şartına
daha yakın olduğunu belirtelim. Düzenin onlara verdiği rahat postlarda
tarikatçilik oynayanlara acımaktan başka bir şey yapamayız. Cihaddan kaçıp bir
tarikata sığınmak samimiyetle bağdaşmaz. Gerçek tarikat ve gerçek tasavvuf,
nefsini yellemek rizikodan uzak durmak için değildir.
Hiçbir cemiyet projesi ve
bunun kavgası olmadan , İslâmı eşya ve hadiselere tatbik derdi olmadan, sadece
tesbih ve namazla yetinenlerin tarikat ve tasavvuf gibi yüce makamlardan
bahsetmeleri ve müridlik iddiaları şekilden ibarettir. Ruhu yok, şekli var.
Halbuki ruhsuz tasavvuf olmaz. Maalesef günümüz müridlerinin bir çoğunda
gördüğümüz hâl budur.
Biz müridliği Kumandanın
Üstada bağlılığından öğrendik. Rabıta mevzuunda da ise şunu söylüyoruz; Üstadın
ve Kumandanın Efendi Hazretlerine rabıtası söz konusudur ve bizim haddimize
değildir. İstisnaları bilemeyiz ve zaten de onlar bunu mevzu etmezler.
Dediğimiz gibi biz müridin müridiyiz ve bağlılığımız (müridliğimiz), fikir ve
aksiyondur; yoksa nefsimizde kemal dikizlemek, dervişlik oynamak değildir.
Dervişçilik oynayanlar İBDA aksiyonuna zıttır ve eleştirdiğimiz şekilci ve
komik müridliğe misal olurlar ancak.
Bu kapı (BD-İBDA), hem
bâtınen, hem zahiren sağlamdır ve tasavvufa da en büyük saygıyı besleyendir.
Gelelim cemaat mevzuuna…
İBDA, sosyal, siyasî,
ekonomik ve ahlakî bir nizam olduğuna ve bir toplum projesi teklif etmesine
nazaran genel manasıyla bir cemaattir ama yapısı ve anlayışı itibariyle bildik
cemaatlere hiç benzemez. İBDA’nın “benzersiz oluş” manası burada da kendini
gösterir ve kendine özgü teşkilatlanma modeli ile diğer cemaatlerden ayrılır.
İBDA ve İBDA-C, fikir ve
aksiyon olduğu için takım tutar gibi bir cemaatçilik anlayışı taşımaz. O, yüce
değerlerin kavgasını verir ve cemiyetin her sahasına nüfuz edecek, her aleti
kendi diyalektiğine göre kullanacak bir taktik ve strateji izler, her kalıba
rahatlıkla girer. Hayattan tecrit olan bir yobazlık anlayışı taşımaz. İlim
sahasında teşkilatlanır, sanat sahasında teşkilatlanır, sivil ve askeri
sahalarda teşkilatlanır, hücre tipinden kuantum fiziğine kadar
teşkilatlanmadığı saha yoktur ve üst dil-üst mânâ-üst diyalektikle hepsine
şemsiye rolü oynamakta zorlanmaz. Piyasadaki ahbap-çavuşluk cemaatlerinden
uzak, yeni nizam yeni insana talip bir aksiyondur İBDA.
Mehdiyet mevzuuna
gelince…
Ahir zamanda yaşadığımız
ve mehdinin zuhuru şartlarında olduğumuz kuvvetli bir inançtır.
Ve biz inanıyoruz ki,
BD-İBDA Kurtuluş Yolu’dur; Nasıl’ı ve Niçin’i ile, yenileyenin ne ve
yenilenenin ne olduğu suallerine karşılık doldurduğu alan ve üzerinde olduğu
vazife ile İBDA’nın bu misyonda olduğu hasbî bir çaba sonucu görülebilir.
Üstadın Kumandana tavsiyelerinde (Necip Fazılla Başbaşa S.M.) bu husus açıktır
ve Nuh tufanı şartlarında, Büyük Doğu dergilerinin bir kapağında gösterildiği
üzere tek kurtuluş gemisi Büyük Doğu anlayışı ve aksiyonudur ve Büyük Doğunun
yürüyen hâli ise İBDA’dır. Yıkılmış ve geçmişle bağı kopmuş İslâm anlayışını
yeniden tesis için yepyeni fikir manzumesi ile ortaya çıkan ilmi ledün sahibi
fakih ve hakim Salih Mirzabeyoğlunu çağın yenileyici addederiz. Yukarıda
belirttiğimiz gibi, “yenilenen ne ve yenileyen ne? suallerinin cevabı verilmiş
ve İslâm inkılabı tezgahlanma yoluna girilmiştir. Daha ötesinde söylenecek söz
yoktur ve “doğruyu Allah bilir” deyip iş ve aksiyonumuzu bakmak en doğru
yoldur.
Bu mevzuda tartışma
yapmanın yanlış olduğunu ve herkesin kendi yolunu doğru ve liderini mehdi kabul
ettiğini bilerek belirtelim ki, “mehdi gelecek küfürle amansız bir savaş
verecek ve İslâmın iktidarını sağlayacak” sahih anlayışına ve aksiyonuna uygun
kim varsa gelsin diyoruz ve herkesi kendi iman ve anlayışıyla baş başa bırakıyoruz.
Bunun aksi “ senin şeyhin mi üstün, benim şeyhim mi üstün” kısır tartışmalarına
döner ki, İslâmî edep olarak bu bize bir şey kazandırmaz, bilakis kaybettirir.
Netice olarak söylersek,
İBDA, ismiyle müsemma bir yol, bir fikir bir aksiyondur ve bağlıları da
(İBDA’cılar) buna göre bir yol, bir fikir, bir aksiyon üzerinde olmak
zorundadır. “Yeni nizam-yeni insan” gereği, İslâm inkılabı bunu bizden ister.
Kaynak: Haftalık Baran Dergisi, 20 Ocak 2011, S. 210, s.
8