Büyük Doğu Mimarı'ndan
Eğitim Teklifi
Mustafa Seçkiner
Bu makaleyi okuyan
kişi şunu peşinen kabullenmeli ki, bir eğitim sistemini tüm özellikleriyle bir
makalede anlatabilmenin imkanı yoktur. Böyle bir makalede ancak bazı gerçeklere
işaret edebilirsiniz. Hatta o eğitim sisteminin bütünlüğünü tam olarak işaret
bile edemeyebilirsiniz. Büyük Doğu Mimarı'nın dünya görüşünden bir parça
olan eğitim mevzuunu işaretlerken; parçanın bütün içinde gerçek ifadesini
bulduğunu belirtmekte fayda var.
Süleymaniye Camiini
işaret ederken, esasta Mimar Sinan’ı da işaret ediyor olmamız gibi, bu
makalede esas olan, unutturulmaya çalışılan Büyük Doğu Mimarı Necib Fazıl'ı
işaret etmektir.
Büyük Doğu Mimarı'nın
eğitim anlayışını işaretlemeden önce, eğitimin dünyada nasıl bir anlayışla
algılandığını özetleyelim.
Hayatı öğrenmek mi,
hayatı yaşamak mı? Düşünürler, eğitimin hakikatini bu iki sorunun cevabında
aramışlar.
Hayatı öğrenmek
gerekir diyenler, bunu şöyle gerekçelendirmişler:
“İnsanın tabiatı,
tarihî süreç içinde temel olarak aynı kalmıştır. İnsan tabiatının en belirgin
özelliği düşünmesidir. Düşünme yeteneğinin geliştirilebilmesi için insan zihnen
geliştirilmelidir. İnsan zihnini geliştirecek klasik eserler, eğitim
programlarının temelini oluşturmalıdır. Eğitim öğretimi, öğretim de bilgiyi
gerektirir. Bu bilgi gerçeğin kendisidir ve bu gerçek her yerde aynı olmalıdır.
İnsan değişmez olan iyi hayat şartlarına uyum sağlamalıdır.” Hayatı öğrenme
zorunluluğunu temel alan eğitim sistemlerinde, bu görüş hakim.
Hayatı yaşamak gerekir
diyenlerin gerekçelendirmeleri ise şöyle:
“Eğitim sürecinde
tabiata uyulması ve çocuğun ferdî özelliklerine saygı gösterilmesi önemlidir.
Çocuğun gelişim özelliklerini inceleyerek, çocuğu öğretim metodlarına göre
değil, öğretim metodlarını çocuğa uydurmak gereklidir.” İnsan hürriyetini temel
alan eğitim sistemlerinde de, işte bu görüş hakim.
Bu iki ana eğitim
sisteminin dışında kalan, henüz uygulama alanına konmamış, Büyük Doğu-İBDA
külliyatının içine serpiştirilmiş bir eğitim sistemi daha var. Uygulama alanına
konmaması uygulanamaz olmasından değil, teklif ettiği Başyücelik Devleti'nin
henüz kurulmadığından.
İşte o
işaretlemeler...
BAŞYÜCELİK AKADEMYASI
“İlim, fen ve sanat
adamları zümresinden müteşekkil, doğrunun, iyinin ve güzelin sonsuz arayıcılığı
yolunda kadrolaşan ve üstün buluş hamlelerini gerçekleştiren bir yapıya sahip”
Başyücelik Akademyası...
“Batıyı taklitten
ibaret olan Tanzimat devrinde kurulan encümen-i daniş kurumu, Büyük Doğu
mefkûresinin Başyücelik Akademyası karşısında insan ile maymun arasındaki farka
denktir. Ve bu farka binaen de insanın ruhunu ve ruha bağlı kültür hayatını
ekip biçmek, en nadide irfan meyvesini yetiştirmek bakımından Başyücelik
Akademyasından daha keyfiyetli bir kurum bulmak mümkün değildir.”
“Başyücenin saf irfan
meselelerinde danışma çevresi olan Başyücelik Akademyasında âzaları başyüce
tayin eder ve âzalar her türlü hayati ihtiyaçları en iyi şekilde karşılanacak
olan bir refah ortamında çalışmalarını sürdürürler, fahri olarak atanacakları
hocalık işinden başka görev kabul etmezler.”
Millî eğitim
programları ve yetiştirme planları böylesine seçkin bir “şura” tarafından
yapılacağından, Büyük Doğu Mimarı'nın teklif ettiği eğitim sisteminin
kemmiyet ve keyfiyet bakımından yeryüzünde bir benzeri bulunmamaktadır ve
insanlık kaybettiği bu hakikati felsefe yoluyla bulamamacasına aramaktadır.
ZORUNLULUK VE HÜRRİYET
Eğitimcileri iki
farklı sisteme zorlamış bu kavramların, “İslam zıt kutublar arasındaki
muvazenenin üstün nizamıdır” esasıyla, gerçek yerleri tesbit edilmiştir. Bu
esas; “ZORUNLULUĞUN aynı zamanda insan için GEREKLİ OLAN olması, ikincisi ise
HÜRRİYET zorunluluğun şuuruna varıştır; zorunluluğun şuuruna varmada da BİLGİ
bize hürriyeti getirir” olarak ifade edilmiştir.
Eğitilecek kişilere
dayatılacak zorunlulukların onlar için gerekli olan olması, bu zorunlulukların
ne olduğu, şuuruna nasıl varılacağı Başyücelik Akademyası’nın zorunlu ve zorlu
görevlerindendir.
Eğitim nedir? Bu soru
Üstad Necib Fazıl tarafından “duygu ve düşünce alışkanlığı kazandırmaktır”
meâlinde cevabını bulmuştur. Münşeat isimli eserinde İBDA Mimarı şöyle
seslenir dünyaya:
“Önce hisseder sonra
fikrederiz. Kalbin yolu”
“İnsanın fikirle
gördüğüne karşı hisle takındığı değerlendirme edası, ahlaktır.”
Duygu ve düşünce
alışkanlığının ahlâkî olduğu besbelli. Allah Resûlü'nün “İlim öğrenmekle, güzel
ahlâk ona alışmakla olur” ölçüsü, eğitilecek fertte duygu ve düşünce
alışkanlığı kazandırmanın, eğitimde İslâm’ın yolu olduğunu gösteriyor ki Üstad
tarafından bu yol tüm dünya insanlarına takdim edilmiştir.
Psikolojinin iki büyük
devi olan Jung ve Adler’in eğitimde duygu alışkanlığı
kazandırmaya verdikleri önemi eserlerinde takib edebilirsiniz ve diğer eğitim
sistemlerinde iflas eden fikirlerinin de nereyi işaret ettiğini.
ÖĞRETMEN
“İlkokul öğretmenleri
çocuk gibi, öyle de olmalı, yalnız kemale erdikten sonra iradeyle kazanılmış
çocuk hali olmalı” meâlindeki tesbit Üstad'a ait. İslam ahlâkının hakim
olduğu toplumda “oluş” yani kemale erme esas iken, İslam ahlâkının hakim
olmadığı toplumlarda “oluşturma” yani sahte kemal söz konusudur. Oluşturulmuş
yarım aydın hüviyetindeki öğretmenin, şahsiyet de denilen kendine ait bir
iradesi yoktur ki, iradesiyle çocukluk hâli kazanabilsin.
BİLGİ
Eğitimde bilgi, hangi
iş ve yetenekte iseniz, o iş ve yetenekte “anlayış” geliştirmek içindir.
"Ne kadar bilgi" sorusunun cevabı ise, “bilmeyi bilecek kadar.”
ÖĞRENCİ
“Öğrenci bilgiyi kuru
kuruya ezberlemeye değil onun mayasını ruhunda tutturmaya bakmalıdır” ölçüsüne
riayetle öğrenme.
EĞİTİMDE USÛL
“Vazifesi talebesine
sadece umumi bilgiler vermekten ibaret olmayıp İslâm İnkılâbının en girift
insan ve cemiyet politikasının mümessili olan hocalar, ilk tahsil devresinde
mimledikleri istidatları, her türlü özürlerine rağmen devlet himayesinde yüksek
tahsile ulaştırıcı yolları açmak hususunda vazifeli ve salâhiyetlidirler.”
diyen Üstad, eğitimdeki usûlü “ulaştırıcı” olmakla vasfetmiş. Mevcut
eğitim sistemlerinin hepsinin doğrudan veya dolaylı yönden “yönlendirici”
olmaları, yönlendirmelerde çerçeve program zorunluluğu ve müşahhas çocuğun
çerçeve programa sığmama gerçeği, eğitimde “ulaştırıcı” olmayı
biricikleştiriyor.
EĞİTİMDE SÜREÇ
“Çocukları kendi
zamanlarına göre değil, onların yaşayacağı zamana göre yetiştirmek” esası ve bu
esasa götürücü usûller...
EĞİTİMDE AİLE
Başyücelik devletinde
aile “zatü’l hareke” diye işaretlenir. Kendinden hareketli. Bu hareketi
bünyesinde tutturmuş aile, eğitimde çocuğun yetiştirilme sürecinden mesul
"memur" görevindedir.
EĞİTİMDE OKUL
“Yediden yetmişe
cemiyetteki bütün ferdlerin ahlak, terbiye ve usul gergefinde ruhlarının nakış
nakış işlendiği, asıl yaratılış gayesinin her noktasını bilmenin şuurunda
insanlar yetiştiren en ehemmiyetli eğitim tezgâhı.”
Eğitimin olmazsa
olmazlarından. Talim, terbiye ve telkin ocağı. Okul, her şeyiyle ilk tahsilde
istidadı tesbit edilmiş öğrencinin, yüksek tahsili sonunda bilgisinden ve
kendinden emin ve meslek aşkıyla mezun olmasına kadar hep yanında. Ferdi
ulaştırıcı, güven verici, şahsiyetinin korunduğu ve geliştirildiği yer. Ve işte
bunun tam aksine, Batılı sistemleri taklidle varılan bugünkü eğitimde varılan
son nokta, aşağıdaki iktibasta.
Akdeniz Üniversitesi
Tıb Fakültesi’nin mezuniyet töreninde fakülteden birincilikle mezun olan Dr.
Tuğba Akın’ın yaptığı konuşma, sadece tıb fakültelerinin değil, tüm diğer
üniversitelerde hakim olan duyguyu ifade etmesi bakımından mühim:
“İnternler arasında
yaptığımız ankete göre arkadaşlarımızın sadece yüzde 2.8’i gelecekten umutlu.
Geri kalan kısım ise meslek yaşantısı ile ilgili beklentilerinin gerçekleşmesi
konusunda umutsuz ve karamsar. Hekimlik gibi prestijli bir mesleğe birkaç adım
kala hekimlerin karamsar olmasının nedeni çok açık. Çünkü bizler siyasi
dengeleri hâlâ oturmamış, sağlık politikalarının sürekli değişiyor olduğu ve
hekimine gereken değer ve imkanın verilmediği bir ülkede yaşıyoruz. Anket
sorularından biri de şuydu: ‘Kendi döneminizden bir hekim arkadaşınıza anne
babanızı emanet eder misiniz?’ Çıkan sonuç aslında çok vahim. Sadece yüzde
birimiz ailemizi tam güvenerek, aynı dönemde mezun olduğumuz hekim arkadaşına
emanet ediyor.”
Netice olarak, iflas
eden bellidir: Batıcı eğitim sistemi. Gereken de belli o hâlde: Büyük Doğucu
eğitim sistemi ve onun teşkilatlandırıcısı Başyücelik Devleti!
Aylık Dergisi, Aralık 2009