ANA SAYFA HABERLER DERGİLER BAYİ ADRESLERİ BİZE YAZIN İRTİBAT
SON HABER:  

28 ŞUBAT YARGILANSINAKADEMYA PANELLERİİBDA KÜLLİYATI İNDEKSLERİKALEMİNDEN MİRZABEYOĞLUKÜRT MESELESİRÖPORTAJLARSÖZ ÇAKAL CARLOSTA

- NECİB FAZIL -- SALİH MİRZABEYOĞLU -ABDÜLHAMİD KOÇAAHMED EYMENAKADEMYAALİ NACARAV. ALİ RIZA YAMANAV. GÜVEN YILMAZAYŞEGÜL AHFABİLGEHAN ERENCOYOTTEDR. NEVZAT ŞİPLEMEFATİH TURPLUGÖKHAN GÜMÜŞGÜLÇİN ŞENELHAKAN YAMANHAYREDDİN SOYKANHÜLYA UYARİKTİBASKÂZIM ALBAYRAKKENAN DURUMAHMUD E. DURUMÜJDE BAYRAMMUSTAFA SEÇKİNEROĞUZ YILDIRIMÖMER EMRE AKCEBEOSMAN AKYILDIZREHA SUVARİREİ TAKAHARARUKİYE AVCIRUKİYE ŞENELSEDAT BULUTSELÇUK ARSLANSELİM GÜRSELGİLSENCER EKİNSEZAİ KIRLANGIÇSİZDEN GELENLERTURAN DEMİRÜMİT ELÖNÜZELİHA KILIÇPARLAR

MUSTAFA SEÇKİNER
Yazıları Paylaş
Büyük Doğu Mimarı"ndan Eğitim Teklifi
Eklenme: 2011-01-01 | Okunma: 417

Büyük Doğu Mimarı'ndan Eğitim Teklifi

Mustafa Seçkiner

 

Bu makaleyi okuyan kişi şunu peşinen kabullenmeli ki, bir eğitim sistemini tüm özellikleriyle bir makalede anlatabilmenin imkanı yoktur. Böyle bir makalede ancak bazı gerçeklere işaret edebilirsiniz. Hatta o eğitim sisteminin bütünlüğünü tam olarak işaret bile edemeyebilirsiniz. Büyük Doğu Mimarı'nın dünya görüşünden bir parça olan eğitim mevzuunu işaretlerken; parçanın bütün içinde gerçek ifadesini bulduğunu belirtmekte fayda var.

Süleymaniye Camiini işaret ederken, esasta Mimar Sinan’ı da işaret ediyor olmamız gibi, bu makalede esas olan, unutturulmaya çalışılan Büyük Doğu Mimarı Necib Fazıl işaret etmektir.

Büyük Doğu Mimarı'nın eğitim anlayışını işaretlemeden önce, eğitimin dünyada nasıl bir anlayışla algılandığını özetleyelim.

Hayatı öğrenmek mi, hayatı yaşamak mı? Düşünürler, eğitimin hakikatini bu iki sorunun cevabında aramışlar.

Hayatı öğrenmek gerekir diyenler, bunu şöyle gerekçelendirmişler:

“İnsanın tabiatı, tarihî süreç içinde temel olarak aynı kalmıştır. İnsan tabiatının en belirgin özelliği düşünmesidir. Düşünme yeteneğinin geliştirilebilmesi için insan zihnen geliştirilmelidir. İnsan zihnini geliştirecek klasik eserler, eğitim programlarının temelini oluşturmalıdır. Eğitim öğretimi, öğretim de bilgiyi gerektirir. Bu bilgi gerçeğin kendisidir ve bu gerçek her yerde aynı olmalıdır. İnsan değişmez olan iyi hayat şartlarına uyum sağlamalıdır.” Hayatı öğrenme zorunluluğunu temel alan eğitim sistemlerinde, bu görüş hakim.

Hayatı yaşamak gerekir diyenlerin gerekçelendirmeleri ise şöyle:

“Eğitim sürecinde tabiata uyulması ve çocuğun ferdî özelliklerine saygı gösterilmesi önemlidir. Çocuğun gelişim özelliklerini inceleyerek, çocuğu öğretim metodlarına göre değil, öğretim metodlarını çocuğa uydurmak gereklidir.” İnsan hürriyetini temel alan eğitim sistemlerinde de, işte bu görüş hakim.

Bu iki ana eğitim sisteminin dışında kalan, henüz uygulama alanına konmamış, Büyük Doğu-İBDA külliyatının içine serpiştirilmiş bir eğitim sistemi daha var. Uygulama alanına konmaması uygulanamaz olmasından değil, teklif ettiği Başyücelik Devleti'nin henüz kurulmadığından.

İşte o işaretlemeler...

 

BAŞYÜCELİK AKADEMYASI

“İlim, fen ve sanat adamları zümresinden müteşekkil, doğrunun, iyinin ve güzelin sonsuz arayıcılığı yolunda kadrolaşan ve üstün buluş hamlelerini gerçekleştiren bir yapıya sahip” Başyücelik Akademyası...

“Batıyı taklitten ibaret olan Tanzimat devrinde kurulan encümen-i daniş kurumu, Büyük Doğu mefkûresinin Başyücelik Akademyası karşısında insan ile maymun arasındaki farka denktir. Ve bu farka binaen de insanın ruhunu ve ruha bağlı kültür hayatını ekip biçmek, en nadide irfan meyvesini yetiştirmek bakımından Başyücelik Akademyasından daha keyfiyetli bir kurum bulmak mümkün değildir.”

“Başyücenin saf irfan meselelerinde danışma çevresi olan Başyücelik Akademyasında âzaları başyüce tayin eder ve âzalar her türlü hayati ihtiyaçları en iyi şekilde karşılanacak olan bir refah ortamında çalışmalarını sürdürürler, fahri olarak atanacakları hocalık işinden başka görev kabul etmezler.”

Millî eğitim programları ve yetiştirme planları böylesine seçkin bir “şura” tarafından yapılacağından, Büyük Doğu Mimarı'nın teklif ettiği eğitim sisteminin kemmiyet ve keyfiyet bakımından yeryüzünde bir benzeri bulunmamaktadır ve insanlık kaybettiği bu hakikati felsefe yoluyla bulamamacasına aramaktadır.

 

ZORUNLULUK VE HÜRRİYET

Eğitimcileri iki farklı sisteme zorlamış bu kavramların, “İslam zıt kutublar arasındaki muvazenenin üstün nizamıdır” esasıyla, gerçek yerleri tesbit edilmiştir. Bu esas; “ZORUNLULUĞUN aynı zamanda insan için GEREKLİ OLAN olması, ikincisi ise HÜRRİYET zorunluluğun şuuruna varıştır; zorunluluğun şuuruna varmada da BİLGİ bize hürriyeti getirir” olarak ifade edilmiştir.

Eğitilecek kişilere dayatılacak zorunlulukların onlar için gerekli olan olması, bu zorunlulukların ne olduğu, şuuruna nasıl varılacağı Başyücelik Akademyası’nın zorunlu ve zorlu görevlerindendir.

Eğitim nedir? Bu soru Üstad Necib Fazıl tarafından “duygu ve düşünce alışkanlığı kazandırmaktır” meâlinde cevabını bulmuştur. Münşeat isimli eserinde İBDA Mimarı şöyle seslenir dünyaya:

“Önce hisseder sonra fikrederiz. Kalbin yolu”

“İnsanın fikirle gördüğüne karşı hisle takındığı değerlendirme edası, ahlaktır.”

Duygu ve düşünce alışkanlığının ahlâkî olduğu besbelli. Allah Resûlü'nün “İlim öğrenmekle, güzel ahlâk ona alışmakla olur” ölçüsü, eğitilecek fertte duygu ve düşünce alışkanlığı kazandırmanın, eğitimde İslâm’ın yolu olduğunu gösteriyor ki Üstad tarafından bu yol tüm dünya insanlarına takdim edilmiştir.

Psikolojinin iki büyük devi olan Jung ve Adler’in eğitimde duygu alışkanlığı kazandırmaya verdikleri önemi eserlerinde takib edebilirsiniz ve diğer eğitim sistemlerinde iflas eden fikirlerinin de nereyi işaret ettiğini.

 

ÖĞRETMEN

“İlkokul öğretmenleri çocuk gibi, öyle de olmalı, yalnız kemale erdikten sonra iradeyle kazanılmış çocuk hali olmalı” meâlindeki tesbit Üstad'a ait. İslam ahlâkının hakim olduğu toplumda “oluş” yani kemale erme esas iken, İslam ahlâkının hakim olmadığı toplumlarda “oluşturma” yani sahte kemal söz konusudur. Oluşturulmuş yarım aydın hüviyetindeki öğretmenin, şahsiyet de denilen kendine ait bir iradesi yoktur ki, iradesiyle çocukluk hâli kazanabilsin.

 

BİLGİ

Eğitimde bilgi, hangi iş ve yetenekte iseniz, o iş ve yetenekte “anlayış” geliştirmek içindir. "Ne kadar bilgi" sorusunun cevabı ise, “bilmeyi bilecek kadar.”

 

ÖĞRENCİ

“Öğrenci bilgiyi kuru kuruya ezberlemeye değil onun mayasını ruhunda tutturmaya bakmalıdır” ölçüsüne riayetle öğrenme.

 

EĞİTİMDE USÛL

“Vazifesi talebesine sadece umumi bilgiler vermekten ibaret olmayıp İslâm İnkılâbının en girift insan ve cemiyet politikasının mümessili olan hocalar, ilk tahsil devresinde mimledikleri istidatları, her türlü özürlerine rağmen devlet himayesinde yüksek tahsile ulaştırıcı yolları açmak hususunda vazifeli ve salâhiyetlidirler.” diyen Üstad, eğitimdeki usûlü “ulaştırıcı” olmakla vasfetmiş. Mevcut eğitim sistemlerinin hepsinin doğrudan veya dolaylı yönden “yönlendirici” olmaları, yönlendirmelerde çerçeve program zorunluluğu ve müşahhas çocuğun çerçeve programa sığmama gerçeği, eğitimde “ulaştırıcı” olmayı biricikleştiriyor.

 

EĞİTİMDE SÜREÇ

“Çocukları kendi zamanlarına göre değil, onların yaşayacağı zamana göre yetiştirmek” esası ve bu esasa götürücü usûller...

 

EĞİTİMDE AİLE

Başyücelik devletinde aile “zatü’l hareke” diye işaretlenir. Kendinden hareketli. Bu hareketi bünyesinde tutturmuş aile, eğitimde çocuğun yetiştirilme sürecinden mesul "memur" görevindedir.

 

EĞİTİMDE OKUL

“Yediden yetmişe cemiyetteki bütün ferdlerin ahlak, terbiye ve usul gergefinde ruhlarının nakış nakış işlendiği, asıl yaratılış gayesinin her noktasını bilmenin şuurunda insanlar yetiştiren en ehemmiyetli eğitim tezgâhı.”

Eğitimin olmazsa olmazlarından. Talim, terbiye ve telkin ocağı. Okul, her şeyiyle ilk tahsilde istidadı tesbit edilmiş öğrencinin, yüksek tahsili sonunda bilgisinden ve kendinden emin ve meslek aşkıyla mezun olmasına kadar hep yanında. Ferdi ulaştırıcı, güven verici, şahsiyetinin korunduğu ve geliştirildiği yer. Ve işte bunun tam aksine, Batılı sistemleri taklidle varılan bugünkü eğitimde varılan son nokta, aşağıdaki iktibasta.

Akdeniz Üniversitesi Tıb Fakültesi’nin mezuniyet töreninde fakülteden birincilikle mezun olan Dr. Tuğba Akın’ın yaptığı konuşma, sadece tıb fakültelerinin değil, tüm diğer üniversitelerde hakim olan duyguyu ifade etmesi bakımından mühim:

“İnternler arasında yaptığımız ankete göre arkadaşlarımızın sadece yüzde 2.8’i gelecekten umutlu. Geri kalan kısım ise meslek yaşantısı ile ilgili beklentilerinin gerçekleşmesi konusunda umutsuz ve karamsar. Hekimlik gibi prestijli bir mesleğe birkaç adım kala hekimlerin karamsar olmasının nedeni çok açık. Çünkü bizler siyasi dengeleri hâlâ oturmamış, sağlık politikalarının sürekli değişiyor olduğu ve hekimine gereken değer ve imkanın verilmediği bir ülkede yaşıyoruz. Anket sorularından biri de şuydu: ‘Kendi döneminizden bir hekim arkadaşınıza anne babanızı emanet eder misiniz?’ Çıkan sonuç aslında çok vahim. Sadece yüzde birimiz ailemizi tam güvenerek, aynı dönemde mezun olduğumuz hekim arkadaşına emanet ediyor.”

Netice olarak, iflas eden bellidir: Batıcı eğitim sistemi. Gereken de belli o hâlde: Büyük Doğucu eğitim sistemi ve onun teşkilatlandırıcısı Başyücelik Devleti!

 Aylık Dergisi, Aralık 2009

Bu Yazı için İlk Yorumu Sen Gönder
İsim
Email
Mesaj



Dergimizin Son Sayısı Çıktı!
Sayı: 3 - II.Dönem Yaz 2012



Anasayfa | Yazılar | Haberler | Seçtiklerimiz | Dergiler | Dergi Aboneliği
Künyemiz | Hakkımızda | Bayilerimiz | Dergimize Yazın | Web Sitemize Yazın
                                 Copyright © Telif Hakları AKADEMYA'ya Aittir