Uranüs Koç Burcunda;
İnsanlık Şuuru Yeni Bir Uyanış
Sürecinde
Ayşegül Ahfa
Uranüs; 13 Mart 1781’de Wilhelm
Herschel tarafından keşfedildiğinde dünya Fransız ihtilâli ve Kuzey
Amerika’daki bağımsızlık savaşına şahitlik ediyordu. Osmanlı devleti ise, bir yandan
Rus savaşının yenilgisiyle baş etmeye çalışırken, diğer yandan imparatorluk dahilindeki
isyan ve karışıklıklarla boğuşuyordu. Çeşitli fikir akımlarının “hürriyet”
anlayışıyla ortaya çıkıp isyanlar ve ihtilalleri tetiklemesi, tam da Uranüs’ün
keşfedildiği süreç içerisinde onun ifade ettiği anlamı da ortaya çıkarmış
oluyordu. Aynı şekilde, gezegenin diğer gezegenlere kıyasla daha farklı bir
dönüş sergileyerek güneş etrafında yuvarlanarak dönüşünün keşfi bir yana, yine ilmî
çalışmalar ve icatların hız kazanması, elektrikle ilgili fennî çalışmaların
netleşmesinin bu yıllara denk gelişi, gezegenin anlamlandırılması üzerinde çok
etkili olmuştur.
Dane Rudhyar, Triyptych isimli eserinde,
modern astrolojide önemli bir yere sahib olan, kitleleri ve âlemşümûl şuuru
temsil ettiği kabul edilen Kova burcunun yöneticisi bu gezegeni “âlemşümûl
ruhun ibdâcı gücü” olarak tarif etmiştir. Uranüs’ün ferdî “başkalaşma,
şekil değiştirme” safhasını ifade ettiğini ve “başkalaşıma uğrayan
kişinin Âlemşümûl Aklın ortaya çıkması için bir mihrak haline geldiğini”
belirtmektedir. Rudhyar ayrıca Uranüs’ün “Tanrının sesi” yani “kadîm
Hint geleneğine göre her mekânı kaplayan mistik Sesin ibdâcı gücü” olduğunu
söylemektedir. [1] Yâni Uranüs sezgi-içgörü ve ilham akışındaki âni
parlamaların sınırsızlığını da ifade eder. Uranüs keşif ve denemenin sınırsız
zevk idraki içinde kişiyi normların çok ötesine taşıyabilecek buudda bir
enerjiyi temsil ettiği için de mühimdir. Bu keşif ve ilhamlar, tamamen ilmî buudlara
taşınabilir şekilde olabileceği gibi, statükocu bir anlayışla çarpışan,
köhnemiş kalıblara ve işlemez adalet sistemine başkaldıran bir çıkışın ve yeni bir
sistemin, oluşumun habercisi olarak da tezahür edebilir.
Her burçta ortalama yedi yıl
kalan, tüm Zodyak çevresini yaklaşık 84 yılda dönen Uranüs’ün arketipi: Dahi,
devrimci, hürriyet kahramanı.
Anahtar Kelimeler: Âni değişim,
isyan, teknoloji, bağımsızlık, orijinallik, eksantriklik, hürriyet.
Prensibi: Ferdî hürriyet;
ego-benliğin hürriyeti [2]
Uranüs’ün, insanda, bilinen
normların, kalıbların dışında farklı bir anlayışın ve algıların kapısını açan;
toplumun içindeki bir ferd olarak farklılığını ve farkındalığını anlaması ve
ifade etmesi için huzursuzluk veren, rahat olmayan bir enerjidir. Şok edici,
sarsıcı, yıkan, anarşik, devrimci hareketlerin etkisi Uranüs’tendir. Yoğun bir
gaz kütlesi, elektrik mavisi rengiyle bu büyüleyici gezegenin elementinin hava
olması, yine aklı ve yüksek şuuru temsil etmesi itibarıyle, Merkür’ün daha üst buudda
bir açılımı olarak görülmüş ve Merkür’ün de Kova burcunda daha etkili olduğu
değerlendirmeleri ortaya çıkmıştır. Uranüs’ün bu şok edici etkilerine rağmen;
yavaş hareket eden etkisi, enerjisinin de yavaş ve derinden anlaşılmasını
gerektirdiği için, pek çok kişi bunun gerektirdiği değişimleri ve enerjiyi
algılayamaz. İnsanların değişime olan dirençleri, düzene olan bağımlılıkları, aynı
şekilde kendilerinin ferd olarak ifade ettikleri anlamı keşfetme şuurunun
uyuklaması, gezegenin güçlü enerjisinden istifadeyi mümkün kılmayacağı gibi,
kitle çapında gelişen olaylarda bir sürü psikolojisinden başka bir şeyi açığa
çıkaramayacaktır.
“Koç burcu arketipi: Savaşçı,
öncü, gözüpek, hayatta kalan, ateşli ve hevesli, ‘ilk önce ben’ diyen.
Fışkıran hayat çeşmesi, dürtünün
terbiye edilmemiş ateşi.
Bu burcun temel konusu egonun
geliştirilmesi, insanın iradesini kabul ettirmesi ve dünyayı fethetmektir. Koç
aceleci ve düşüncesizce hareket eden arketipik erkek gücünü sembolize eder.
Koçun en önemli işi kendini keşfetmek, kendini tanımak ve bunu böyle istiyorum
diyebilmektir. Koç o ânda yaşar, geçmişi yoktur. Her şey onunla başlar.
Hisseder, harekete geçer, içinden geldiği gibi yaşar. Liderdir, fakat
yöneticilik tarzında değil, yol açmak anlamındadır. Daha önce gidilmeyen yere
gidip bakma tarzında bir liderliktir. Enerjisinin kaynağı egodan doğduğu için
kontrolsüz ve başıboştur.” [3]
Uranüs gibi enerjisi son derece
şok edici olan bir gezegenin 28 Mayıs 2010 saat 03.45 itibariyle öncü bir burç
olan Koç’a girmesi çok büyük anlamlar ifade etmekte. Ferdî hürriyetin ön plana çıkacağı,
ilmî çalışmaların hızlanacağı, ihtilâller ve hatta savaş sürecinin
tetiklenebileceği yıllara hızla giriş yapmakta gibiyiz.
Jüpiter’in de 6 Haziran 2010, saat
08.29 da Koç burcuna giriyor olması ve 8 Haziran 2010, saat 13.28’de Uranüs ile
kavuşum yapmaları, bahsettiğimiz bu enerjilerin buudlarını büyüterek sunacaktır
bize. Jüpiter’in âlimleri ve adalet insanlarını temsil ediyor olması, bolluk,
bereket ve himmetin anlamlarını içinde barındırıyor olması, bizim için bu
birleşimin ne kadar anlamlı ve mühim olduğunu göstermiyor mu? Jüpiter’in Koç
burcunda kişinin kendini keşfi konusunda manevî liderlerden alabileceğimiz
desteğe işaret etmesi yanında, Uranüs gezegeniyle olan birleşimleri de ruhî şuurumuzun
açılması, buud atlaması, âni ve hızlı bilgi akışının yanısıra pek çok açılımlar
yaşayabileceğimiz bir sürecin işaretçisi olarak görebiliriz. Bu iki büyük
padişahın bir araya gelip insanlığa sundukları faydadan istifade etmek,
“kendimizi bilme” yolundaki adımlarımızı bu işaretler sayesinde daha da güçlendirerek
yola devam etmek, akıllıca bir davranış olacaktır. Yoksa bu etkiler olumsuz bir
nefis büyümesi sürecini de tetikleyip, kibirli, ben bilirim tavrı ile pek çok
ayrışmayı ve kavgayı da beraberinde getirebilir. Gökyüzünde pek çok gerilimli
ve zıt açıların işaretlerini aldığımız bu süreç hızlı değişimlere ve
gelişmelere gebe. Tüm bunları lehimize kullanabilmek ise bizim elimizde.
“Hiçbir şey şuur seviyemize acısız
ulaşmaz” diyen C.
G. Jung’un bu sözünü de dikkate alarak, yoğun ve hızlı bir değişim sürecine
girdiğimiz bu dönem, vazgeçişleri de beraberinde getirdiği için, bırakmamız
gereken her şeyden arınarak ve temizlenerek Allah’ı bilme, bulma yolunda büyük rehberlerimizin
eteğini bırakmadan yola devam etmekten başka bir çare yok. “Velîlerin nazarı
kimyadır. O nazar kime isabet etse derhal değişir. Öyleyse ân bu ândır. Saat bu
saattir. O velînin açtığı okyanus penceresinden bir bak ki, bir damla olur da
idrakine dokunur. Okyanus içinde küçük bir okyanus daha uyanır.” Nazım
Kıbrısî Hazretlerinin bu sözü çok ince idraklere nice kapılar aça…
DİPNOTLAR:
[1] Astroloji, Karma ve Dönüşüm, Stephen
Arroyo, Tercüme: Gül Çehreli, İlhan Yayınevi, 2003
[2] Astroloji Dersleri, Barış İlhan, İlhan Yayınevi, 2004
[3]
A.g.e.
Aylık Dergisi, Haziran 2010