Deccal
(Telegram)
Müjde Bayram
O (Deccal) çıktığı gün (aynen bir
insan gibidir) yemek yer. Ben size onun hakkında, benden önceki peygamberlerden
hiçbirinin kendi ümmetine anlatmadığı hususları anlatacağım; onun sağ gözü
meshedilmiştir (görmez) peltektir, göz hadakası yoktur, sanki hadakası çevrim
içinde bir balgam gibidir. Sol gözü de inciden bir yıldız gibidir. Onun
beraberinde sanki cennet ve ateşin birer misli vardır. Ancak hakikatte ateşi
cennet, suyu da ateştir. Haberiniz olsun! Onun yanında iki kişi vardır; köy
halkını inzar ederler. Bu ikisi köyden çıkınca, Deccal’ın ashabından ilki oraya
girer.
Resulullah (S.A.V)
Ebu Said el-Hudrî (R.A)
Başucumda iki kitab var. “Biri
Hakikat-i Ferdiye –Çöle İnen Nur-“, diğeri “Necib Fazıl’la Başbaşa –İntiba ve İlham-“.
Abdülhakim Arvasî Hazretleri buyurmuşlar:
- “Görmek için evvela görülecek
şey, sonra görecek göz, sonra da ışık lazım!’’
(Salih Mirzabeyoğlu, Hakikat-i
Ferdiye -Çöle İnen Nur-, s. 35)
Görülecek şey yukarıdaki hadis-i
şerif, göz ise sende, ışık ise dört duvar arasında “Ben aynı zamanda tebliğde
bulunuyorum’’ diyen!
Üstad Necib Fazıl’ı şöyle
konuşturuyor İBDA Mimarı:
- “Şimdi fikir konuşmak,
hikmetleri ve değişik gerçeklik seviyelerini işaretlemek, tahlil ve muhakeme,
inşa ve ibda zevkini vermek bakımından, doğrudan ölçülere girmiyorum, sadece
onları sezdirmeye, sende onları uyandırmaya çalışıyorum; Sen bul diye!.. Aslında
sakladıklarımdan biri şu ölçü: İnsan benim en büyük sırrım ve ben insanın en
büyük sırrıyım…’’
(Salih Mirzabeyoğlu, Necib Fazıl’la Başbaşa –İntiba ve İlham- s.
233)
Hadis-i Şerifin zamanının üstüne
çıkarak, kendi içindeki toplumlara hitab ettikten sonra “zamanını” bulmasındaki
sır gibi... Hadis-i Şerifteki hitab şekline dikkat... Bilinen şey sır değildir
bilence…
- “Benim bildiğimi bilseydiniz,
daha az gülerdiniz ve daha çok ağlardınız.’’
(Salih Mirzabeyoğlu, Ölüm Odası,
-B-Yedi- Bölüm:17)
Yaşanılmadan, tahayyül dahi
edilemeyecek olan, görülecek şeyin, görülmesi gereken göz tarafından bilinmesi
gereken iki hususu; asıl sırrın yaşayanda gizli olması, iki; iki gözden
birinin, bir diğerine üstünlüğüdür. Ancak üstün olan göz, az güler ve çok
ağlar…
***
“Mütefekkir, benim James Bond 007
dediğim apoletli, üniformalı GAY takımını NYMPHALAR olarak tabir ediyor. James
Bond 007 gerçekten apoletli, üniformalı bir GAY kahraman. Kod adı PİÇ. Kendine
sürekli PİÇ diyor. Babam diye hitab ettiği adam sahte “velî” kerametinde… James
Bond 007, “Telefonu kapattığın gibi BEYNİNİ DE kapattın” diye mesaj geçiyor.
Büyüğüm, “Düşünme!.. Sakın düşünme diye telkinde bulunuyor bana…”
***
- “… ve mukarriblerin Allah’a olan
şevkleri de ancak ölüm ile sakin olur.”
(Salih Mirzabeyoğlu, Hakikat-i
Ferdiye –Çöle İnen Nur-, s. 142)
***
“James Bond 007’nin en büyük zevki
beni öldürmek. Beni ölümle korkutuyor. Kahraman PİÇ bedenime belimden nufuz
edip, bedenimi kitliyor. Ruhumu bedenimde hapsediyor ve ben her seferinde derin
soluk alışları ve derin hızlı kalb atışları ile, belki de 15 dakika gibi bir
süre içerisinde vücudumu parça parça hissediyorum. Ruhumu bedenimden ayırıyor.
Öldürüp diriltiyor. Her ölüm koma hâli! Her diriliş, kalbi duran insana verilen
elektroşok sonraki hâl… Ama bilmiyor ölümden korkmadığımı, onun beni tehdit
ettiği şey ölüm, benim ise vurgun olduğum tek şey, silahı silahım oluyor.”
***
Masonlar Hazreti Nuh aleyhisselâmın gemi inşasında Geometriden
ve buna bağlı olarak da Masonluğun kanunlarından faydalandığını iddia
etmekteler. Onlara göre Nuh’un döllerinin Masonluktaki becerileri inkâr
edilemez. Babil karmaşasından sonra Ham’ın ikinci oğlu MITRRAIM (İbranice Mısır
demek) Masonluğu Mısır’a taşıyarak Piramitleri inşa etmiştir. Babil
karmaşasından 268 yıl sonra Hazreti İbrahim Aleyhisselâm Geometri ve Geometri
ile uygulanan sanatları öğrenip bilgilerini Hazreti İsmail’e, İshak’a ve
Kantura’dan olan oğullarına, Hazreti İshak aracılığı ile Hazreti Yakub ve
Esar’a ve ON İKİ PİR’e devreder. Hazreti Musa Aleyhisselâm Büyük Üstadı
Muhteremdir. Hazreti Musa Aleyhisselâm’ın önderliğinde Büyük Mason Krallığını
kurmuşlar ve İsrailliler Kenan’ı ele
geçirince Cennet’in Direktifleri ile Masonluğu geliştirmişlerdir. Kenanlıların
en kutsal binası Filistinlilerin Gazze’deki iki ana sütununun üzerinde yükselen
çatısı altında 5000 kişiyi barındıracak büyüklükteki DAGON tapınağıdır. Bu
tapınak bu insanların gerçek Masonluktaki güçlü becerilerinin keşfinin bir
göstergesidir. ÖLÜMSÜZ Tanrı’nın Kudüs’teki en büyük Tapınağı İsrail’in en
şanlı Kralı Barışın ve Mimarînin Prensi Hazreti Süleyman Aleyhisselâm’ın
talimatları ile yapılan ve sayısız marifetli Masonun çalıştığı SÜLEYMAN TAPINAĞIDIR.
Bu tapınağın yapımında fazla çekiç sesi duyulmamıştır ve bunu Hazreti Süleyman Aleyhisselâm,
SU KRALI HİRAM’a yahud HURAM’a ve ekibindeki sayısız marifetli Masona
borçludur. Süleyman Mabedi üzerinde farklı tarikatların şanlı baş harflerini
taşıyan ve Paros Mermerinden yapılma 1453 sütuna sahibtir. Tapınak Kral
Süleyman tarafından o âna dek dünya üzerinde gelmiş geçmiş en mükemmel Masonluk
eseridir. Masonlara göre Cennet’ten Düşüşten beri Geometrinin Prensibleri onun
döllerinin kalblerinde olagelmiştir ve zaman içerisinde Yüce Mekanizmanın
orantı kanunları gözlemlenerek pratik bir Orantı Metoduna ulaşılmıştır. (Hür
Masonlar Anayasası-Bu en Kadim ve en Muhterem Kardeşliğin Tarihi, görevleri,
düzenlemeleri vs Localar için, Londra Baskı 1723 (Masonluk yılı 1734. M.S 1734 ) Kuzey
Amerikadaki kardeşlerin kullanması için Philadelphia’daki Tarikatın özel isteği
ile yeniden basılmıştır. –Peter Blackstock–Gizli Sembol)
Mason dergisinin 29 sayısının 23.
sayfasında Şeytanın feneri ulaşacağın yerdeki karanlığı aydınlatır ibaresinin
geometri ve geometri ile uygulanan sanatlar arasındaki ve buna bağlı Masonluk
gelişimi ile ilişkilendirdiğinizde karşınıza SEFİROT kavramı çıkar. Masonlara
göre SEFİROT, Tanrı YEHOVA’nın yansıma şekli olan bir tür şemadır. Ve bütün kainat
ve içindekiler bu şemaya göre hareket etmektedir. Masonlara göre Masonlukta
bazı ritüelleri uygulayarak İNSAN, SEFİROT adı verilen ŞEMAYI etkileyebilir,
böylelikle dünyanın gelişimine yön verebilir. (Yahudi asıllı yazar Elli
Barnavi)
Masonlukta uygulanan ritüeller,
metafizik dengeler, şeytanî güçler şuuraltı dünyasıyla ilişkili olup, semboller
yoluyla psikolojik dünya üzerinde güç kazanmanın tehlikeli bir sanatı ve büyüye
dayalı formunu içerir (Shimon Halevi, Kabala Tradition of Hidden
Knowledge-Kabala ve Gizli Sırlar Geleneği). Ritüellerin tamamı büyünün genel
teorisine bağlıdır. (Von Papus-Die Kabala). Yahudi bilginlerine göre “Kötü
Kader” ancak “Gizli Bilimlerin” yardımıyla aşılabilinir, bu yüzden ferdî yoğunlaşma,
derin dua-konsantrasyon ve çile egzersizleri ile çalışılmalıdır. (The Universal
Jewish Encyclopedia).
Mason Törenlerindeki 3 safhadan
oluşan ritüellerden biri Yakarmada Masonik İlahlara ve Şeytani Kuvvetlere yemin
garantisi ile çağrıda bulunur, söz vermede; Şeytana yemin edilir, lanetleme de;
yeminin tutulmaması hâlinde uygulanacak ölüm cezasıdır (Tarihte Günümüzde
Masonluk, Paul Nauden, s. 186). Bazı kelime ve cümlelerin belirli sayıda ve
yukarıdaki 3 aşamayı içeren ritüellerle desteklenmesi ile SEFİROT adı verilen
şemayı etkileyerek dünyaya yön vermeye çalışan Masonlar için Geometri ve
Ritüellere atfedilen Masonluk çalışmalarının ifadesi olan sembollerden en
önemlisi altı köşeli yıldız, Hazreti Süleyman Aleyhisselâm (Mührü) yüzüğü olup,
Masonlukta büyücülüğün sembolüdür.
***
Hazreti Bilal-i Habeşi (R.A)
mescidine yakın bir yerde yeni inşa edilen caminin altını nerdeyse şehir
merkezine kadar oyuk görmüştüm. Caminin altında eski kadîm döneme ait bir
tapınak ve içinde koca bir mezar mevcuttu. Büyüğüm bana Yahudilerin ülkenin her
yerinde Hazreti Musa Aleyhisselâm’ın sandığını aradıklarını ve Hazreti Süleyman
Aleyhisselâm’ın yüzüğünün bu topraklar üzerinde bir yerlerde saklı olduğunu
bildiklerini söylemişti. Kazı çalışmalarının yapıldığı yerde nöbet tutan kişiye
dikkat etmemi istedi. Ve onun bir Alevi olduğunu belirtti. Ayak üstü ufak bir
muhabbet ve büyüğümün sıkıştırması ile Alevi olduğunu itiraf etti.
“James Bond 007 bir Alevi olduğunu
ve daha sonra iman(?) ettiğini söylemişti. Onu gerçekte herkesin bir Solcu
olarak tanıdığını, gerçekte ise SAĞCI (çok ciddi bir ses tonu ile) olduğunu
belirtti. Telegramı yeryüzünün sathına, zemine çok yakın duran ama gözle
görülemeyen bir sinerjik enerjiyi kullanarak gerçekleştirdiğini, insanların
beyinlerinin tamamını kullanabilmeleri hâlinde herkesin bunu yapabileceğini
söyledi. Asıl hazinenin yani Hazreti Musa Aleyhisselâm’ın sandığının Hatay’a
yakın bir dağda yahud tepelikte gizli olduğunu söylemişti.”
***
- “Deccal doğu taraftan çıkar.’’
(Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, İ. Mace, İ. Ahmed, İ. Ebî Şeybe, Hakim)
- “Deccal doğudan Horasan denilen
yerden çıkacak. Ona yüzleri deri kalkanlarını andıran bir halk tâbi olacak.’’
(Ebu Bekir R.A, Tirmizî)
***
Gerçekte Masonlar (İbraniler)
Mısır SIR OKULLARINI kuran HİKSOSLARDIR
(Tarihçi Turgut Gürsan-Yahudi Tarihçi Josephus). Paulusyenler ise Masonları
Ortadoğuda dolaşan evsiz barksız Çingeneler olarak tanımlarlar. Yahudi yazar
Arthur Koestler “Yahudi diye bilinen ırk, Rusya’dan gelen bir göçebe halktır”
diyerek, özellikle Rusya’daki yoğun Yahudi nufusa dikkat çekmiştir. 1877
yılında doğan ve bir HAHAM tarafından
yetiştirilen STEFAN OSSOWİECKİ “İlk Telapati Deneylerini Gerçekleştiren kişi
olup RUSTUR.’’ İkinci Dünya Savaşı öncesi 1942 yılında Çek Ordusu için
hazırlanan Geleceği Görme, Hipnotizma ve Manyetizma adlı el kitabını yine
kendisini İsrail Davasına adayan Duyu Ötesi Algılama ve Geleceği Görme
konusunda büyük çalışmalarda bulunan bir Yahudi araştırmacı hazırlamıştır
(Richard Deacon). Dr. Milan Ryzl, Rusların Mosva, Leningrad, Omsk, Irkutsk,
Vladivostok, Khabarovsk ve Sartov kentlerinde PARAPSİKOLOJİK deneyler yaptığını,
bu bölgelerde ASKERÎ KONTROL ALTINDA tutulan laboratuarlar bulunduğunu, SİBİRYA’DA
GİZLİ ÜSLER OLDUĞUNU, DUROV Enstitüsünde çok sayıda uzmanın telepati ve duyu
ötesi algılama konularında yoğun deneyler yaptığını açıklamıştır.
***
Hiksoslar Babil Krallığında
yaşamış, daha sonra krallığın yıkılması ile Mısır’a göç etmişlerdir. Hiksoslar
Mısır tarihini kendilerine mâledip, bir Yahudi tarihi oluşturmuşlardır. Tevrat
ve Eski Ahid’i, aynı zamanda İncil’i Tahrif ederek kendilerine uyarlamışlardır
(Yahudi Yazar Arthur Koestler ve Mısırlı Ejptolog Mustafa Gadalla). Burada
önemli olan şey, Hiksoslar olarak nitelenen topluluğun kurmuş olduğu ve tüm
Mısır’a hakim olan Sır Okullarında tatbik edilen ve Firavunlara hakim olup,
Piramitleri inşa eden gücün kaynağının ne olduğudur. Hür Masonlar Anayasasında
da Masonların Hiksoslara atfedilen kadîm geçmişlerinde Hazreti Süleyman’ın
aslında Süleyman Mabedi inşaındaki tüm becerileri boçlu olduğunu söyledikleri
SU KRALI Hiram veya Huram’ın kim olduğudur.
Masonlar, Hazreti Süleyman Aleyhisselâm
hakkında Kur’an-ı Kerimde Peygamber olduğuna dair bilgi gelince “M…….
Süleyman’ı Peygamber sanıyor, halbuki o bir büyücüdür’’ demişlerdir. Bunun
üzerine Bakara suresi 102. âyet-i kerime nazil olmuştur. Âyet –meâlen- şöyle:
- “Şeytanların
Süleyman’ın hükümdarlığı hakkında söylediklerine uydular. Oysa Süleyman kâfir
değildi, ama insanlara sihri öğreten şeytanlar kâfir olmuşlardı. Babil’de,
melek denilen Harut ve Marut’a bir şey indirilmemişti. Bu ikisi "Biz
sadece imtihan ediyoruz, sakın inkâr etme" demedikçe kimseye bir şey
öğretmezlerdi. Halbuki bu ikisinden, koca ile karısının arasını ayıracak şeyler
öğreniyorlardı. Oysa Allah’ın izni olmadıkça onlar kimseye zarar veremezlerdi.
Kendilerine zarar verecek, faydalı olmayacak şeyler öğreniyorlardı. And olsun
ki, onu satın alanın ahiretten bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini
karşılığında sattıkları şeyin ne kötü olduğunu keşke bilselerdi!”
***
“James
Bond 007’yi tanımadan 1 hafta önce, rüyamda karanlıkta yüzleri belli olmayan
iki erkeğin kibrit kutusu genişliğinde uzunca beyaz bir kağıda bir şeyler
yazdığını gördüm. Yazı Mısır’ın en eski halklarından olan Berberîlerin bugün de
hâlâ bilip kullandıkları çivi yazısını andıran bir yazı ile Süryanice karışımı
ve bakıldığında Arabça intibaı bırakan bir yazı. Ama kesinlikle Arabça değil. O
uzunca kağıdı yazdıktan sonra katladılar ve içime koydular. Tam o ân garib ve
iğrenç bir his ile uyandım. Uyandığımda ellerimin ve ayaklarımın tamamen sağa
ve sola doğru en açılabilecek şekilde açık olduğunu gördüm. Ona sordum senin
CİNİN var mı diye… Evet, dedi. Hem de iki tane. Nereye gitsem benimle
beraberler ve ben zaten seni, sen beni tanımadan önce kimlik bilgilerine kadar
tanıyordum.”
***
Hiksoslar
(Masonlar-İbraniler) Babil’de her meseleyi falcılıkla, sihirbazlıkla ve illüzyonlarla
hallediyorlardı. Cin, peri çağırmak, kötü ruhları esir almak, gizli güçleri
kullanarak harikalar meydana getirmek, aralarında revaçta olan işlerdi. Çeşitli
ilaçlar, zehirler, mutluluk, mutsuzluk ve aşk iksirleri satarlardı. Uzaktaki
bir kişinin ne yaptığını, nerede olduğunu ve hattâ ne yapmak istediğini bile
söyleyebilirlerdi. Ayak izlerinden, kişilerin kullandıkları eşyalardan kalem
yahud boya ile çizilmiş resimlerden, tütsülerden, kokulu otlardan
yararlanırlardı. Çinliler arasındaki büyü çalışmaları, Kuzey ve Orta Asyadaki
ŞAMANİZM inancı BABİL kökenlidir. Bir Hadis-i Şerifte Söylendiği gibi Deccal
Horasan’dan bir diğerinde ise İsfahan Yahudiyesinden çıkacaktır ibaresi, Eski
Babil İmparatorluğu toprakları olan bu bölgelere bu nazardan işaret olabilir
mi? Deccal çıktığında yılların, ayların ve günlerin kısalığı ile alâkalı hadis-i
Şerif ise ŞAMANİZMİN merkezi olan Kuzey Asya’ya işaret? Devamında Hiksoslar
Eski Mısır’da Firavunların Rüyalarına müdahale ederek yönetimde söz sahibi
ayrıcalık sahibi kişilerdi.
***
- “Musa âsâsını yere atar atmaz apaçık bir yılan (ejderha) oluverdi;
elini çıkardı, bakanlar bembeyaz olduğunu gördüler. Firavun milletinin ileri
gelenleri, "Doğrusu bu bilgin bir sihirbazdır, sizi memleketinizden
çıkarmak istiyor" dediler. Firavun: "Ne buyurursunuz?" dedi.
"Onu ve kardeşini eğle; şehirlere toplayıcılar gönder, bütün bilgin
sihirbazları sana getirsinler" dediler. Sihirbazlar Firavun’a geldi,
"Yenecek olursak bize şübhesiz bir mükafat var değil mi?" dediler
Evet hem de siz mutlaka yakınlarımdan olacaksınız, dedi. (Sihirbazlar), “Ey
Musa sen mi (önce) atacaksın, yoksa atanlar biz mi olalım?” dediler. Musa:
"Siz koyun" dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca insanların
gözlerini sihirlediler ve onları ürküttüler, büyük bir sihir yaptılar. Biz de
Musa’ya, "Âsânı at!" diye vahyettik. Bir de baktılar ki bu, onların
uydurduklarını yakalayıp yutuyor.”
(A’raf Suresi 107-117. âyeti kerimeler)
Aylık Dergisi, Kasım
2010