ÖLÜM ODASI B-YEDİ (56. Bölüm)
Salih Mirzabeyoğlu
…Böyle daldan dala tedâilerle
–Ahenk helezonu daralan boynuz–
Döllenir kelimeler kelimelerle
Sura üflenmeden önce soyumuz
“ŞEHÎD Mİ NE OLURSUN?”
Levha:
21 NİSAN 1986… Zeyn-âb bana, “yaz, 21 defa; hem ŞEHÎD mi ne olursun!” diyor.
Bunu söylerken uzattığı, bir boşanma kâğıdı… Sonra Sabriye Hanım’a dönüyor!
*
Rahman
Sûresi, 20. âyet: (Meâli: Aralarında birleşmelerine engel bir BERZAH var.):
1021.
Tedvih:
ŞEHİRLER gezmek: 1020= 21.
Havz:
Cem etmek. Bir şey ilâve etmek: 21.
İhya:
Diriltmek: 21.
Cedid:
Yeni: 21.
Heva:
İki şeyin arasının uzaklığı. YER İLE GÖK ARASI. Yukarıdan aşağıya inmek. Her
bir boş yer. (Şekli yapan, ama o şekil kendi olmayan lâtif maddeyi
hatırlayınız. Hacmi gösteren cisim gibi, boşluğun kendisiyle bilindiği, onu
dolduran. Hava da hebadan, bir hebadır… Fikir, surette tecelli eden mânâya
mütealliktir, mânânın mekândaki hususiyeti gibidir; ŞEKİLDİR… Ebced değeri 600
olan HI harfi, Allah’ın HAKÎM ismine işaret eder ve varlık mertebesi de ŞEKİL-SURET’tir…
Guceratlı Şeyh Ebu’l Muvahhid’in Da’vâ Cetveli’nde ise, HI harfinin sayı değeri
731’dir ve Allah’ın HÂLIK ismi ile alâkalıdır… Yevmiye: Bende dikkat edeceğin
şey, ben indim, fazlaca indim…): 21.
Hejdeh:
18 sayısı. (Seyyid Abdülhakîm Arvasî + Salih Mirzabeyoğlu: 1017:
Habıt-Yukarıdan aşağıya inen: Debdebe-Haşmet: Tevsik-Vesikalandırmak. Bir kimse
hakkında, “bu emindir!” demek: Gaiyye-Maksad ve gayeye âit. Son ile alâkalı,
AHİR ile ilgili… HA harfi, Allah’ın EL-ÂHİR ismi ile ilgilidir ve varlıktaki
mertebesi HEBA’dır… Hayy: Hayat. Allah’ın bir ismi: 18: Hayye-“Gel, haydi!”
mânâsında: Zübde-Netice, hülâsa. Kaymak: Cevza-İkizler burcu. Güneş, Mayıs
ayında bu burca girer: HİÇ-Nilî. Ayna. Sıfır. Şifre: Havba’-Zât, nefs.): 21.
*
21x21=
(İki denizi birbirinden ayıran BERZAH-PERDE, boşanma-ayrı olmaya misâl göründü;
dolayısıyle “21 defa yazma”nın kasdı da Rahman Sûresi 20. âyete uygun.): 441.
KÜRSÎ - Mehdî Muhammed: (Fâtır-Benzeri
bulunmayan şeyi yaratan Allah: 290: Kürsî-Arş’ın altında bir sema tabakası.
Mânevî makam. KOLTUK, TAHT. Kaide. Merkez. Vazife: Sırr-Şiddetli ateş veya
soğuk: Kisra-HÜKÜMDAR.): 441.
Kısakürek:
441.
Salih
Mirzabeyoğlu: 1441.
Teslis:
Üçleme: (Seyyid Abdülhakîm Arvasî - Necib Fazıl Kısakürek: 1983: İzzet Erdiş.):
1440= 441.
*
Şehîd:
Şâhid olan. Allah yolunda canını feda eden Müslüman. (Allah’ın 99 güzel
isminden biri, EŞ-ŞEHÎD: O’ndan saklı yok.): 319.
Tarîk:
Yol. Tarz. Usûl. Vasıta. Tasavvuf yolu: 319.
Şeyt:
Yanmak. Kaynamak. Helâk olmak. (Muhyiddin-i Arabî Hazretleri: Hakk ilmi
denizine dalan HAYRET EHLİ, su içinde ateşe girdiler. Müslümanlar hakkında
âyette, “Denizler tutuştuğu vakit” buyurulmuştur. Bu durum içinde olanlar,
kendilerine Allah’tan başka yol bulamadılar, Allah da onların yardımcısı oldu;
ebediyen Allah’ta helâk ve fenâya erdiler, fâni oldular.): 319.
Hükümran:
Hükümdar. Hükmetme. Hâkim. Hüküm veren: 319.
*
Şehd:
Bal: 309= 1308.
Ashab-ı
Bedr: (Velilerin pek çoğu, bu nimete Bedir Ashabı’nın isimlerini okuyarak nail olmuşlardır.):
308.
Rakde:
Berzah: 309= 1308.
Harak:
Ateş, nar: 308.
Arvasî:
308.
Şedh:
Tembel olmak. (Kesel. Küst. Sahil. Hayyal-Fikir adamları.): 308.
*
Talâk:
Boşamak. Boşanmak. Ayrılmak. (Ayrık: BERZAH… Talak: Atın sıçrayıp kalkması.):
140.
Musadde:
Muhalefet. Zıtlık: 140.
Kil:
Kelâm: 140.
İlm:
İki bilinen arasındaki bilinmeyenin bulunması. Hüküm verme. Hüküm: 140.
Selm:
Teslim olma. İtaat: 140.
Nass:
Kat’ilik, kesinlik. Kur’ân hükmü. (Rahman Sûresi 20. âyeti hatırlayınız.): 140
*
Talak-nâme:
Boşanma kâğıdı. Hükümdar fermanı-Guşadnâme: 236.
Erike:
TAHT. KOLTUK. (Taht: 1400: Hicrî yüzyıl başı: Şakk-Yarık, çatlak. Yarılma:
Şıkk-İki ihtimâl veya iki cihetten herbiri. İkiye ayrılmış şeyden bir kısmı.
Bir bütünün parçalarından herbiri.): 236.
*
KÜN:
“Ol” emri: 70… Zeyn-ab: Hoş su. (Hayat-ilim): 70… Büyük Doğu-İBDA: 1069= 70.
*
Sabriye
Erdiş. (Annem): (NAKŞBEND: 506: “ER-DİŞ’İ” - İNSAN): 307+506= 1812.
ŞAH-I
NAKŞÎBEND: 306+506= 812.
Ahyar:
Hayırlılar. Dostlar. (Allah dostları, veliler.): 812.
ZABİT:
Subay. Askere kumanda eden rütbeli asker. (Büyük Doğu, İSLÂM’ın emir
subaylığıdır. — Necib Fazıl Kısakürek.): 812.
Zühur:
Su çok olmak. Büyük ırmak. (Müridd: Su çok olmak. Deniz-MER.): 1812.
*
21
DEFA, Rahman Sûresi 19. âyet: 24045= 69.
Hindî:
(İmâm-ı Rabbanî Hazretleri, Hindistan’ın Serhend bölgesindendir… HİNDU: Yüzdeki
siyah nokta, ben: 65: Necib… Yevmiye: Bir rüyâ gördüm… Efendi Hazretleri’nin
yüzünde BEN vardı. Sarılıyorum ve öpüyorum… Telefonla sordum, öyle. Ben
sağlığında “ben” olduğuna hiç dikkat etmemiştim; hiç hatırlamıyorum “ben”
olduğunu… KABİLE: Ahize. Kabul… KABLE: Öpme.): 69.
Büyük
Doğu-İBDA: 1069.
Kedeme:
Hareket. Aksiyon. (Yürüyen Büyük Doğu.): 69.
*
21
DEFA, Rahman Sûresi 20. âyet: 42.441.
Kısakürek:
441.
Salih
Mirzabeyoğlu: 1441.
*
21
DEFA, Rahman Sûresi 20. âyet: 42.462= 504.
İbşar:
Müjdeleme, sevinçli bir haber verme: 504.
Rüşd:
Bülûğa erme. İstikamette olma: 504.
Mehdî
Salih Mirzabeyoğlu: 1503= 504.
Tedmin:
İHATA edip kaplamak: 504.
*
21
DEFA, Rahman Sûresi 19-20. âyetler: 66.465.
Serdar:
Kumandan. (Rahmetli Zeyn-âb’ın soyadı.): 465.
Üstad:
İlim ve sanatta üstün olan: 466= 1465.
Men’uş:
Fakir olduktan-darlıktan sonra sevindirilmiş. Yukarı kaldırılmış. Hayırla
yadedilen ölü: 466= 1465.
*
21
DEFA, Rahman Sûresi 19-20. âyetler: 66.486= 552.
İNŞİKAK:
İkiye ayrılma. Çatlama. Yarılma. (Levha: 7 Mart 1995… Dünya… Etrafını çeviren
bir şeyden bahsediliyor ve bunun İNŞİKAK Sûresi ile ilgisi… “Dünyanın 500
senedir beklediği” diye biriyle ilgili konuşuluyor; ve dünyanın etrafını
çevirenin güneşle dünya arasında PERDE olduğu… Ben, dünya ve güneşi, fezada bir
yerde gibi durarak seyrederken, bu konuşmaları duyuyorum… NOT: Peygamber
Efendimiz’in mucizesi olarak, BEDR-Dolunay hâlinde Ay’ı, ikiye ayırması. Bu
hususla ilgili İNŞİKAK Sûresi. Salih Aleyhisselâm’ın mucizesinin, kayanın
yarılarak içinden bir deve yavrusunun çıkması: Bu hâdise, Naka-i Sâlih diye
anılır.): 552.
Esna:
Ara. Aralık. Sıra. Vakit. Zaman: 552.
Muktedâ-bih:
Kendisine uyulan, tâbi olunan. (Mukteda: Kendisine uyulan. İmâm. Önde giden.
Yenileyici… Efendi Hazretlerinin tarikate girişleri: Aldığım ilk emir, tevbe ve
istihare oldu. İstiharede gördüğüm rüyâ: Seyyid Taha Hazretleri, câmide,
hâlifeleri Seyyid Fehim Hazretlerine şu emri veriyorlar: “Abdülhakîm’i al,
lâtifenin çeşmelerinde kendi elinle ve tamamıyla yıka, ikimize de İMÂM olsun!”…
Seyyid Fehim Hazretleri beni alıyor, EMR ÂLEMİ’ne âit beş lâtifenin
çeşmelerinde çıplak yıkıyor. Ben de bir elimi onun omuzuna koyarak sağ ayağımı
benim için serilmiş olan seccadeye bırakıyorum. Rüyânın tâbir ve tefsire muhtaç
olmayan açıklığı, ayrı bir İlâhî lütuf ve namütenahî bir ihsandı… Yevmiye:
Efendi Hazretleri’nin yakınlarından SABRÎ Bey hastaymış… Aşkımın hedefi… Ne
olacağı bilinmez ama, insan birkaç mevsim daha yaşamasını istiyor. Çok iyi rüyâ
tâbir eder, korkunç! Rüyâmı anlattım: Bir imâmın arkasında namaz kılıyorum… Bu
kadar! “Efendi Hazretleri seni EHL-İ BEYT’i kabul ediyor!” dedi. En yakını…
Kimseye anlatma!): 552.
Mehdî
Salih İzzet Mirzabeyoğlu: 1552.
*
Zeyn-âb
Erdiş: (Nakşbend: 506.): 70+506= 576= 1575.
Şir’a:
Şeriat. Bir ırmak veya su menbaından su içmek için girilen yol: 575.
Şuur:
Anlayış. İdrak. Vicdan. Kendi varlığından haberi olma: 576= 1575.
MARMARA – HALİÇ
Marmara
Denizi: Karadeniz ile Ege Denizi arasında, onlara Boğazlarla bağlı deniz: 543.
Merec-el
Bahreyn: (Rahman Sûresi 19. âyet’ten: Kararsız iki deniz, yürüyen iki deniz.):
543.
Mehdî
Salih İzzet Erdiş: (Mübşer-Kendisine müjde verilmiş: 542: Mübşir-Müjde veren:
Tesbi’-Yediye çıkarma, yedileme, yedi parça yapma.): 2542= 1543.
Kabiliyet:
Dıştan gelen tesirleri farketme gücü. İstidat, anlayış. Kabul edici yüksek bir
kuvvete mâlik olmak: 543.
İfrat
Hâlde Tecrit: 1543.
Mümtehine:
İmtihan olunan kadın. (Kadın-dişi, mânâda insanın nefsidir… Üstadım’dan bir
NOKTALAMA: Kadından kendisinde olmayanı isteriz, — Hasret yerinde kalır ve biz
çeker gideriz!): 543.
*
Karadeniz
- Marmara Denizi - Ege Denizi: 1060.
Büyük
Doğu: 1060.
SİN:
İNSAN. Bir harf - ebced değeri: 60.
*
Karadeniz
- Marmara Denizi - Ege Denizi: 999.
METRİS
Hâdisesi: (Havâss’ın ruhaniyeti eseri.): 1999.
Mehdî
Salih Mirzabeyoğlu: 1999.
Telegram’ın
başladığı tarih: 2000= 1999.
*
Haliç:
Körfez, koy. Denizin kara içinde nehir gibi uzanmış kısmı. İP. (Yevmiye:
Hâliç’in neresinden bir bardak su alsanız, tahlili hep aynı çıkar!): 643.
Ebu’l
Turab: “İlim beldesinin kapısı” lâkablı Hazret-i Ali’nin başka bir lâkabıdır.
Toprak üzerine oturduğu veya yatmasından dolayı, bu tevazuundan mütevellid,
Allah Sevgilisi tarafından konulmuştur. Hazret-i Ali, bu lâkabı çok sever ve
böyle anılmaktan memnun olurdu: 643.Ebu Halid: Canavar. Kelb-köpek. Basiretli.
Sezgisi kuvvetli. (Halid, “sonsuz, dâimi” demek… Halid bin Velid Hazretleri,
Allah Sevgilisi’nin verdiği SEYFULLAH ünvanıyla anılır. Suriye, Filistin, Şam
gibi yerler O’nun himmetiyle anılmıştır. Suriye’de vefat etmiştir.): 644=
1643.Mugterib: Batan, gurub eden. Gurbete çıkan. (Tuful: Güneşin batmaya
yaklaşması. Çocuklar… Der-saadet: İstanbul’un eski ismi: 739= 1738: Metris
Cezaevi… Halid bin Velid: 737: Mehdî Salih İzzet Erdiş.): 1642= 643.
MER-MER: İKİ DENİZ
Yevmiye:
Bu kadar zaman kimlerin elinden tuttum, kimlerin… Yazı yazdım, onları kabul
ettirmeye çalıştım… Baştanbaşa yazıları elimden geçti… Ama motor yok… Mayada
olmadı mı olmuyor! Allah kullarını da istediği gibi yarattı. Çok şükür,
özlediğim gencimi, dostumu gördüm… Eğer O’nu, (Abdülhakîm Arvasî Hazretlerini)
görseydin daha iyi olurdu ama, olsun!
*
Yevmiye:
Elime daha erken geçseydin… Benim daha dinç olduğum bir zamanda… Ama birşey
farketmez; bu işler böyle oluyor!.. Elime bir genç geçti PÎR geçti; kendi
geldi!.. İnşallah seni ben yetiştireceğim!
*
Gamıza:
Kolay anlaşılmayan ince mesele. Derin. Maruf ve mütedeyyin olmayan hesab -
bilinen ve açık olmayan hesab… Berzah, “şühud âlem-şu görünen âlem”in sebebi
olma mânâsı yanında, herşeyle herşey arasında bir “perde, mânia, geçit”
mânâlarını taşır. Yukarıdaki YEVMİYELER ışığında biz, iki yanı da tanıyan - iki
yana da âit mânâsıyla BERZAH’ı, Berzah Âlemi ve Şühud âlemi arasında ÜSTADIM
diye alıyoruz: Esseyyid Abdülhakîm Arvasî ile benim aramda… Demek ki, 1417 olan
“Necib Fazıl Kısakürek” ebcedini, iki katıyla alacağız: 2834.
*
Esseyyid
Abdülhakîm Arvasî - Necib Fazıl Kısakürek - Salih Mirzabeyoğlu: 566+2834+451=
3851.
Ruhamî:
Mermerden yapılmış. Mermerle ilgili. (ABDÜLHAKÎM KOLTUĞU’nun mermerden yapılmış
olduğunu hatırlayınız… Bir yanında Eskişehir, öbür yanında Bursa yazıyordu:
596+712= 1308: Arvasî.): 851.
Rahman
Sûresi, 19 ve 20. âyetler - Hacegân: (Haceler-Hocalar… HAS ODA esrarının
emanetçilerini çerçeveleyen “Silsile-i Zeheb-ALTUN HALKA”: Başbuğ Veliler,
HACEGÂN kolu… Üstadım’ın “Başbuğ Velilerden 33” isimli eserine bakılmalı.): 3851.
TEFEKKÜR
- MEHDÎ MUHAMMED: 851.
Meters
- Mehdî Muhammed: (Toprak tümsek, siper, metris: Meters.): 851.
Havâss
- Mehdî Muhammed: (Havâss-Haslar. Hâssalar. Keyfiyetler. Muteber zâtlar.
Evliyalar. Manevî tesir için okunan duâlar: 697: Müntehir-Kendini öldüren,
idam-ı nefs.): 851.
MAZİ:
Geçmiş zaman. (TARİH): 851.
Rahman
Sûresi 19-20. âyetler - Muhayyile. (HAYÂL - İBDA.): 3851.
Te’mit:
Zihnen tahmin etme: 851.
*
Ruhamî:
Mermerden. Mermerle ilgili. (Ruhama: Rahim: Rahim olanlar.): 851= 1850.
Suret
- Mehdî Muhammed: 850.
Hafî
- Mehdî Muhammed: 850.
FİKİR
KAHRAMAN(I) - MEHDÎ MUHAMMED: 850.
*
Es’seyyid
Abdülhakîm Arvasî - Necib Fazıl Kısakürek - Salih Mirzabeyoğlu: 3851= 854.
Tenatüc:
Neticelenme. Birbirine netice vermek: 854.
Muvazzah:
Açıklanmış. İzâhı yapılmış. Açık, anlaşılır şekilde: 854.
Nazd:
Her şeyi yerli yerine koymak: 854.
Mahtur:
Hatara, tehlikeye yakın. Düşünen. Fikir ve endişe: 855= 1854.
Nâbız.
(1 ekle.): Hareket eden: 854.
Beyin
Kontrolü: (TELEGRAM’la yapılanı da isbatım hânesine diye alın.): 854.
Mehdî
Kontrolü: 854.
*
Mer:
50 sayısı…
Mer’:
Er, erkek. Güzel manzara…
Me’r:
Katı, şiddetli, şedid…
Mer’a:
Mera. Otlak…
Mer’a:
Aynalar…
Me-ra:
Beni, benim, bana…
Mera:
Boş yer…
“MER-MER” – MEKTUBAT
SAKARYA
Türküsü: “Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? — Bulur mu deli rüzgâr o
sedayı: Allah bir!”
*
MER,
Fransızca’da “deniz, dalga” demek. Mermer kelimesini MER’in defası ile mükerrer
diye görürsek, MER-MER, “iki deniz” olur. Kelimelerle rastgele oynamadığımıza,
hangi mânâlara tevafuk ettiğine, aynı münasiblikle yeni mânâlar bulduğumuza
dikkat edilmelidir.
*
MER-MER:
480.
MEHDÎ
Necib Fazıl Kısakürek: (HİKEMİYAT: 479: Ta’dad: SAYI saymak. Birer birer
söylemek. Sıralamak.): 1479= 480.
Salih
İzzet Mirzabeyoğlu: 2480.
Muhtetim:
Sona erdiren. Nihayete vardıran: 1480.
*
Seyyid
Abdülhakîm Arvasî - Necib Fazıl Kısakürek: 1983.
Necib
Fazıl Kısakürek - Salih Mirzabeyoğlu: 1868…
Salih
Mirzabeyoğlu - Seyyid Abdülhakîm Arvasî: 1017…
TOPLAM:
4868.
*
TOPLAM:
4868= 872.
Zab’:
Sırtlan. (Çok doğurucu, çok eser verici. Sırtlan-Kasah: 169: Rahman Sûresi, 19.
ve 20. âyetler: KUST.): 872.
Bid’:
Birden, dokuza kadar olan sayılar. (MEKTUBAT isimli eserin sahibi, İkinci bin
yılının yenileyicisi İMAM-I RABBÂNÎ, Mevlâna Hâlid, Seyyid Abdullah, Seyyid
Taha, Seyyid Salih, Seyyid Fehim, Seyyid Abdülhakîm, “Necib Fazıl Kısakürek -
Salih Mirzabeyoğlu: 872.
*
TOPLAM:
4868= 3869.
MEKTUBAT:
(İslâm: 132: Kalb: Mektubat-ı Rabbanî.): 869.
Necib
Fazıl Kısakürek - Salih Mirzabeyoğlu: 869.
KÜLTÜR
DAVAMIZ - “Büyük Doğu-İBDA”: 1869.
*
Şeriat
- “Vahdet-i Şühud”: (Tasavvuf’ta “Vahdet - Şühud” yolunu Şeriat ile hüvesi
hüvesine mutabık ve böylece onun Şeriat’ın içyüzü olduğunu gösteren, bu iki
ilmi kavuşturup birleştirmesinden ötürü SILA lâkabıyla anılan İmam-ı Rabbanî
Hazretleri, böylece Peygamber’in peygamberliğinin kendi velâyetinden
üstünlüğünü de, Allah’tan VAHY ile gelenin İLHAM’la gelene üstünlüğü şeklinde,
O’nun kölesi bir kılavuz olarak ispatlamıştır. VAHY ve HADİS’e aykırı, ne FIKHÎ
mezhebler, ne TASAVVUFÎ meslekler. Biri bâtın hissesiyle ZAHİR’de, öbürü zâhir
hissesiyle bâtında. Şeriat zâhiri akıldır, tasavvuf bâtınî Şeriat.): 1713= 714.
TAKDİR:
KADER. Düşünmek. Kıymet vermek: 714.
Müstedir:
DAİRE şeklinde olan. (DEDİ Kİ: Şer’i, istidlalî, –muhakeme, zihin eserden
müessire, müessirden esere intikali, delil getirme– ve nazarî ilimlerden
maksad, dindeki gizliliklerin açık edilmesidir… İcmal yollu olanı tafsile
getirmek ve nazariyattan zaruriyata çıkarmak… Bâtın marifetinden maksad da o…
Not: Sıfır. Nokta. ŞİFRE.): 714.
İSTİKBÂL
İSLÂMINDIR - “Vahdet-i Şühud”: 1713= 714.
AHMED-İ
FARUKÎ - (İmâm-ı Rabbani) - Serd: (Cereyan-Akma, akış, hareket: 264: Serd-Sözü
muttasıl ve güzel bir eda ile söylemek. HALKALARI BİRBİRİNE GEÇİRMEK-Silsile
sağlamak. DELMEK. Dikmek, birbirine bitiştirmek.): 450+264= 714.
Seyyid
Abdülhakîm Arvasî - Muhsî: (Muhsî: Sayı sayan. Hesab eden… Allah’ın güzel
isimlerindendir: “İlmi eşyayı kuşatıcı” mânâsına gelen.): 714.
Necib
Fazıl Kısakürek - Kahhar: (Hirmas-Arslan: 306: Kahhar-Kahredici, galib. “Mutlak
Galib ve “her üstünlüğü her ân kahretmeye muktedir” mânâsına gelen, Allah’ın
güzel isimlerinden biri.): 714.
ŞERİAT
- Mehdi Salih İzzet Erdiş: 980+1733= 714.
ESKİŞEHİR
Mektubat
- Zaman: 869+98= 1966.
TAHT.
(Abdülhakîm Koltuğu) - Seyyid Abdülhakîm Arvasî: 1966.
Mektubat
- Isda’: (Vâfî: Tam, elverişli. Sözünün eri. Vaadini mutlak yerine getiren
Allah: 97: Isda’-Yankı. Aks-i seda.): 966.
“Yolumuz,
Hâlimiz, Çaremiz” - Ta’yid: (Fatiha: 494: İsabet-Rastlamak: Füteha-Hükmetmek:
Ta’yid-Bayram etmek… Bu konferans, benim Eskişehir’de 1965-66 senesinde
Üstadım’dan dinlediğim ilk konferanstı.): 1966.
Zılale:
Gölgelik: 966.
KÜLTÜR
DAVAMIZ - Rahman Sûresi 19. ve 20. âyetler: 3966.
Necib
Fazıl Kısakürek - Mehdî Salih İzzet Mirzabeyoğlu: (Tatlik-Boşanmak: 549:
Şümürde-Hesab edilmiş: Hasenat-Bir yerin sağlam ve korunulacak tarzda olması.
“Tutulmuş asil bir köşe”: İstanbul: Müstevli-İstilâ eden. Zapteden. Yayılan,
her tarafı kaplayan. “Gecekondu bölgeleri”): 1417+1549= 2966.
UFUK: “5 EKMEK, 5 PEYNİR!”
(Üstadım’ın,
KAFAKÂĞIDI’nda, sonunu “böyle bir sanat eserinde para hesabının yeri ne
olabilir?” diye, basit görülebilecek olmasını kabulle bitirdiği, benim için bir
“anlayanına” kıymetinde işaret; ki, “zamanı bütünleyen” kahramanlardan bir
mânâsızlık çıkmaz. Böyle çerçöp zannedilebilecek şeylerin, buna rağmen
yazılmasındaki sebeb de odur. Muhatab için şart: Ne kıymetsiz addet, ne de
“farkında olmadan” bir işgüzarlıkla tasarruf ve tertibe kalk.): AMERİKAN
mektebi… Bu mektebden memnundum… Akşamları meşin çantamı arkama asıyor ve
bakkaldan “5 Ekmek, 5 Peynir!” hitabıyla kahvaltı alıyordum. Bakkal, tam
okkalık –1 kilo 350 gram– ekmeğin dörtte birini kocaman bir bıçakla keser,
ortasından yarar ve içine çocuk ayakkabısı büyüklüğünde bir peynir yerleştirip
uzatırdı: “Ver bakayım 10 parayı!”
*
Amerika
(100): Ruh kısırlığını, madde ve teknikte üstünlüğünü, hayâl fantezileri
tacirliğini bildiğimiz ülke: 520.
Afşelil:
Sırtlan. (Kan döken, ne varsa yiyip tüketen ve kendine irca eden, korkutucu ve
tiksindirici bir hayâlle andığımız bu hayvan, kan’ın “dem-ân, nefes” mânâsı ile
birlikte anıldığında, bize bir yönüyle herşeyi tüketen - yok eden zamanı
hatırlatırken, diğer yönüyle “Herşeyin vechine karşı helâk olduğu” Allah’ın
azametini en azîm mikyasta idrak etmiş “Ebu’l Vakt-Vaktin Babası” lâkablı
“zamanın üstüne çıkmış-her yerde bulunan” velinin, dünya ve nefsi, sanki
sırtlana benzetiyormuş gibi hikmetini hatırlatıyor… İzâhımız, sık sık
karşılaştığınız bir ebced tevafuku olan, “Rahman Sûresi 19.-20. âyetler: KUSTO:
Abdülhamîd Han: Kasah-Sırtlan” gibi mânâların yanyana gelişinde, her ne kadar
zıddı mânâsı bâki ise de, düzünden anlayabilecek olanlara ve düşmanlara karşı
bir ikaz mahiyetinde ve izâh edebilsinler niyetiyledir.): 521= 1520.
Salat:
NAMAZLAR. (Yevmiye: Bizimki de namaz mı? Affet Allah’ım affet! Af, af, af.
Bugün Ahmed Bey –ARVASΖ söyledi. İmâm-ı Rabbanî’nin MEKTUBATI’nda görmüş:
“İnsan namaz kıldıktan sonra, suç işlemiş gibi bir hâle düşer!”… “Hep af
Allah’tan, af dileyelim. Bir de bizim namazımızı düşün!” Ardından ısrarlı:
“Aman, Namazını kıl!”… NOT: Bir büyüğün büyüklüğü, tâbileri de götürür. Tıpkı
SAHABİLER’in bu üstünlüğünün sebebinin, öz şahsiyetlerinden önce, muhatab
oldukları NUR MERKEZİ’nden ileri gelmesi gibidir. O NUR, onları nura garketmiş
bir şiddetle nurlaştırmıştır. Sahabîlere dil uzatan bazı ahmakların, “hikmeti
ne, kime?” gibi ölçüler sahibi de olmadan onlardan birine âit bir hatayı söyler
ve aziz(!) nefsi ona düşmemiş biri sıfatıyla eleştirisini haklı(!) sanırken,
sözkonusu hakikati çiğnediğini anlamalıdır; bir General’in hatası, kendi
rütbesi içindedir ve hiçbir asker o hatayı yapmamış olmakla General olmaz…
Bunları şunun için ikaz ediyorum: Hiçbir nefs, ŞERİAT hükümlerinden yana muaf
değildir, Allah Sevgilisi bile “dinin gizliliklerini çıkarma” cümlesinden
olarak FARZLAR’ın yanında ZARURİYATA çıkanları tatbik ve tebliğ etmiş, bu
hikmetten sadece kendi nefsini mükellef kıldıklarını da yerine getirmiştir. Dolayısıyla,
bazı TARİKAT iddiasındaki kişilerin “Bizim namazımız kılınmıştır!” şeklindeki
sözleri, “mükellefiyetten azade olmak” niyetiyle söylenirse düpedüz küfür
olduğu gibi, ona bakıp tarikat yolunu karalamak da yanlıştır.
Derviş:
520.
Mehdî
Salih Mirzabeyoğlu: 520.
Amerikan
Mektebi (100): (Şira’-Gemi yelkeni. “Münşee-Yelkeni açılmış gemi”: 571: 1570:
Şâir: Ağaç, şecer: Hak-Kuvvet. Hürriyet. Şiddet: Simal-Medet etmek: Misâl-Düş,
rüya. Bir şeyin benzer hâli: Sıfat-Bir kimse veya şeyin hâl ve vasfı. Suret, çehre,
nişân, alâmet. Bir şeyin keyfiyetini izâh için kullanılan kelime: Sistem:
ARŞ-Taht. Kürsî. En yüksek gök. Allah’ın kudret ve saltanatının tecelli yeri.
Aşr-10 adet, şey. Kur’ân’dan 10 adet miktarı: Mütesellim-Teslim edilen şeyi
alıp kabul eden: Şa’r-Kıl, saç. “MİVE kelimesi, Meyve kelimesinin aslıdır. MİV
ise, kıl demek. Buna nisbetle KIL, şâir vesair mânâsıyla aynı kelimede
görünürken, beyinin zuhuru, fırlakı anlamındadır.” Ateş yakma): 1043.
Dem:
Kan. Ân. Nefes: 44= 1043.
Dil:
Tat alma ve konuşma uzvu. Lisân, zeban. Lûgat. İlim. (Veli sözü: Sen sayfanın
sana dönük yüzünü okuyorsun ama, sevgiliden yana olanı okuyabiliyor musun,
marifet burada!): 44= 1043.
LEVH:
Görünen ibretli manzara. Üzerinde yazı ve şekil çizilebilir düzlük. Seyredilen
ve idrak edilen şeyin, çizili sureti, yazıya dökülmesi. Âyet, hadîs ve
büyüklerin sözleri. Şimşek çakmak-gönül nimetleri. Zâhir olmak. İlma’: 44=
1043.
CEM:
Hükümdar. Karınca ve Kuşlarla konuşan Hazret-i Süleyman’ın bir nâmı: 43.
Celbûb:
Sarmaşık bitkisi. (Helezonvarî tırmanışı ile, ruhun gerçekleşmesi hâlinde
ruhîliğe, nefsin tekâmülüne misâl olur.): 43.
*
5
Ekmek - 5 Peynir: (Ebcedini çıkarırken, “5 paralık ekmek…” derken, kasdı
kurcalayarak rakamları “defa” niyetine kullanıyorum.): 410+273= 683.
Mütercim:
Tercüme eden. Anlaşılmayan bir mânâyı açıklayan, anlatan: 683.
Salih
İzzet Erdiş: 1683.
Mütercem:
Tercüme olunmuş: 683.
Erbaiyyet:
4 olmak: 683.
*
Okka:
Eskiden kullanılan bir ağırlık ölçüsü, gram olarak: 1350.
Muammer:
Ömür süren. Uzun ömürlü. Uzun ömürlü kimseler: 350.
KUR’AN:
(Topyekûn varlığın yüzüsuyu hürmetine yaratıldığı Allah Sevgilisi: Topyekün
varlığın “zât sırrı neyse o” olarak kaderi, O’nun kaderindendir, O’nun varlık
sırrının gerçekleşmesindendir, O’nun kaderidir. Topyekün varlık, bir kitabın
gerçekleşmesi olduğuna göre, bu mânâda KUR’AN, NEFS’ten kasıd şuur ve idrak,
O’NUN NEFSİDİR denmiştir. Allah Sevgilisi’nin, “Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanma”
marifetini, “Ben Kur’ân ahlâkıyla ahlâklandım!” buyurmaları buna işarettir.
Allah’ın kendi nurundan yarattığı ve İNSANÎ HAKİKATİ gösteren MUHAMMEDÎ NUR ve
herşeyin O’ndan vücudu ve vesile bakımından, O’nun bu sözünü bir haya neticesi
olarak anlatan büyükler de vardır… Allah’ın ZÂT mertebesi, onun ardından HAYAT
sıfatı, bunun gölgesi olarak “kudret, irade ve diğer sıfatlarını” içine alan,
her varlığı kuşatıcı İLİM sıfatı; HAYAT’ın suya sirayeti ve her canlı varlığın
sudan yaratılması hikmeti… MU: Eski Mısır dilinde SU demek… AMMAR-AMER-AMR: Çok
zaman yaşayıp kalmak… MUAMMER isminin, sıfat olarak “uzun zaman, uzun asırlar,
lisân” mânâlarının birliği içinde Allah Sevgilisi’ni hatırlatması?): 351= 1350.
Zeyneb Erdiş - Hayran Erdiş: (Rüyâda görülen
suretlerin tâbir ve tevile muhtaç oluşu bâbında mevzu ettiğim ve böylece TİLKİ
GÜNLÜĞÜ’ne nasıl bakılması hususunda zenginleştirici olarak ele aldığım
isimler, “her zaman rüyama girerek beni aydınlatan-ların” hakikatine ve
sözlerinin ne kadar hakikat olduğuna da bir isbat vasıtası rolündedirler. Bak
bakalım işin özü nedir? Başka bir mânâ aramayın ve küçük hissiliklerimmiş gibi
bakmayın.): 575+775= 1350.
*
MEKTUBAT:
869= 1868.
Kur’ân
- Heme Ost. (Hepsi odur.): 868.
Kur’ân
- Mütenakih. (Nikâhlanan.): Kur’ân, ZAHİR ile BÂTIN adına ne varsa, hepsi
içinde imtizac eden, muvafık olmuş, uyumlaşmış olarak bulunan, Allah’ın
kitabıdır… İf-Yakıt: 80: Nikâh): 1868.
Necib
Fazıl Kısakürek - Salih Mirzabeyoğlu: (Büyük Doğu-İBDA): 869.= 1868.
Mutasarrıf. (Tasarruf hakkı olan.) - MEHDÎ: 869= 1868.
*
DEH:
10. Aşer: 9.
Dü:
İki: 10= 1009.
Ebced:
10= 1009.
İBDA’:
9.
*
Bir
not: AMERİKA ve AMERİKAN kelimelerinin ebcedinde 100 eksik olmuş. Kontrol
ederken farkettim. Düzeltmeye ve tevafukları ona göre bulmaya vaktim olmadığı
için, Allah hayırlara getirsin niyetiyle, TA’MİYE usûlüne başvurdum ve eksik
sayıyı ekledim. Bu izâh, eksikliğin çok büyük olmasından dolayı. TA’MİYE
kelimesinin tevafukları ise enfes… TA’MİYE: Körleştirme. Ebced hesabıyla
düşülen bir tarihin, hesabı dolduracak veya çıkarılacak sayıları işaretlemek:
525: HEME EZ OST-Herşey O’ndandır: Tensiye-Unutturma… NYMPHALAR’ın kafa ve
bedenimi bütün hafta olağan iş olarak ütülemeleri arasında, pek sevindikleri
yanlış ve unutmalarımı-unutturmalarını söylemeden olmaz. Ama, “Herşey
O’ndandır!” tevafukunun Vahdet-i Şühud mânâsı ve temel eser MEKTUBAT’ı, gamımı
sildi. Şükür.
TASAVVUF BAHÇELERİ
Abdülhakîm
Koltuğu: 832.
Tasavvuf
Bahçeleri: (Yevmiye: “Tasavvuf Bahçeleri çıktı, gördün mü?” arkadaşların
getirdiğini söyledim. Boşluk doldurur gibi, “basit görünür ama, derindir!”…
Sanki ben çok biliyormuşum gibi. Bana derin muamelesi. Vurgu, eserin isminde idi!”:
832.
*
Kitab:
Levh-i Mahfuz. Kur’ân. Kitab: 423.
Ehadiyyet:
Allah’ın her şeyde kendine âit birlik tecellisi: 423.
Riyazat-üt
Tasavvufiyye: Tasavvuf Bahçeleri. Süleymaniye Medresesindeki hocalığı sırasında
talebeler için yazdı: 2423.
*
Riyazat-üt
Tasavvufiyye: (Riyazat: Bahçeler… Riyazat: Nefsi kırma. İdman.): 2423= 425.
Te’yid:
Kuvvetlendirme. Doğrulama: 425.
Tedviye:
İlâç verme. Kuş kanadının fısıltısı: 425.
Tahayyüz:
Yer tutma, yer alma. Ehemmiyet kazanmak. Bir cismin boşlukta yer tutması.
(Üstadım: Biz, ruhu ve ruhçuluğu, hava tabakasının yeryüzüne mıhlı olması gibi,
bütün kemmiyet ve keyfiyet planlarıyla, insanın tahayyüz sahasına perçinli
görürüz.): 425.
Tebzic:
Ahenkli ses-makamla şarkı söylemek. (Üstadım’dan, BESTE isimli bir Noktalama:
Hâlim, açık denizde düdük çalan bir gemi; — Kim duyar, ötelerden haber veren
bestemi… Yine ondan, bir mısra: Nerde bizim şarkılar, — Nerde öbür şarkılar!):
425.
*
KUR’AN
- Velayet: 869.
Mektubat:
869.
Zurhane:
İdman ocağı. (Riyazat: Nefsi terbiye. İdman.): 869.
Riyazat-üt
Tasavvufiyye - Telaiyye. (İstikamet. Doğruluk üzerine olmak.): 2869.
Riyazat-üt
Tasavvufiyye - Velâyet: 2869.
Riyazat-üt
Tasavvufiyye - Muhyiddin-i Arabî: 1869.
KUR’AN
- Heme Ost. (1ekle): (Herşey O’dur: Heme Ost: 517: Pişdar-Allah Resûlü.): 869.
Riyazat-üt
Tasavvufiyye - Te’liye. (İbadet ettirmek): 2869.
Kur’an
- YEVM-ÜL FURKAN. (BEDR MUHAREBESİ.): Bu gazanın gününe, “YEVM-ÜL FURKAN:
Kur’ân Günü” dediler; çünkü, Kur’ân bağlılarının izzet bulduğu ve küfrün başına
kahır sillesinin indiği gündü: 869.
*
Riyaz:
Bahçeler…
Riyazî:
Hesab ve hendese dair. Matematiğe âit…
Riyaziyat:
Fen bilimleri…
*
ABDÜLHAKÎM
KOLTUĞU’nun iki yanında, Eskişehir ve Bursa yazıyordu: 1308.
Arvasî:
308.
Harak:
Ateş, nar. (Harık: Yakan, yakıcı. Yanan, tutuşmuş… Hurka: Yanmak. Hararet: 905:
Zerre: Atom. Çok küçük KARINCA. Güneş ışığında görünen ufacık tozlar… Bakteri:
En ufak canlı varlıklar. Atom: 713= 1712: Bursa… TELEGRAM vesilesi ile ele
aldığım, benim onun tesirini maddi ve mânevî olarak değerlendirebilmek için alt
yapısı olarak SEFİNE isimli eserimde işlenen KUVANTUM fiziği ile ilgili, ona ek
bir not: Atomculukla ilgili Eski Yunan görüşleri, cevherlerin nasıl
değişebileceğini ve Yunanlılar’ın aslında bir olduğunu düşündükleri bir
dünyada, çok sayıda cevherin nasıl olabileceğini açıklama çabasından doğan
felsefi düşüncelerdi. (…) Plato ve Aristo zamanında bile, ATOMCULUK bazı
şeyleri açıklamada yetersiz görünüyordu. Özellikle Aristo, onun, tabiattaki
çeşitliliği açıklayamadığını düşünüyordu; bilhassa biyolojik seviyedeki düzen sözkonusu
olduğunda. Ayrıca ATOMCULUK, insanın gaye ve var oluş sebebini de tatmin edici
bir açıklama vermiyordu. 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyıl başlarında,
basit atomik teoremle ilgili meseleleri ilmin kendisi dile getirmeye başladı.
(…) Elektrik, atomun önemli elemanlarından biri olan elektronların akışıdır.
Atomlar, radyoaktif “bozunma” işlemi ile parçacıklar yayarlar ve daha basit
atomlara bölünürler; atom altı parçacıklara. Einstein’ın ÖZEL İZAFİYET teorisi,
madde ve enerjinin birbirine dönüşebileceğini isbatlamıştır ve buna paralel
olarak KUVANTUM TEOREMİ de, bazı şartlarda parçacık, bazı şartlarda dalga gibi
davranan varlıkların mevcut olduğunu keşfetmiştir… Mesele şudur: Canlılık
seviyesinde KUVANTUM, bunun nasıl olduğunu açıklamıyor. Bu hususu vurgulayan
da, çağdaş biyoloji.): 308.
Hurufiye:
Harflerle, –onların sayı değerleri hesabı ebced dahil–, varlığın sırlarını
kurcalamak. “Kültür içinde, hikmet, ilim ve hesab bir arada”ya, güzel bir
örnek: 309= 1308.
Huş:
KALB. (Onsuz olmaz!): 309= 1308.
Baran Dergisi, Sayı: 230