ANA SAYFA HABERLER DERGİLER BAYİ ADRESLERİ BİZE YAZIN İRTİBAT
SON HABER:  

28 ŞUBAT YARGILANSINAKADEMYA PANELLERİİBDA KÜLLİYATI İNDEKSLERİKALEMİNDEN MİRZABEYOĞLUKÜRT MESELESİRÖPORTAJLARSÖZ ÇAKAL CARLOSTA

- NECİB FAZIL -- SALİH MİRZABEYOĞLU -ABDÜLHAMİD KOÇAAHMED EYMENAKADEMYAALİ NACARAV. ALİ RIZA YAMANAV. GÜVEN YILMAZAYŞEGÜL AHFABİLGEHAN ERENCOYOTTEDR. NEVZAT ŞİPLEMEFATİH TURPLUGÖKHAN GÜMÜŞGÜLÇİN ŞENELHAKAN YAMANHAYREDDİN SOYKANHÜLYA UYARİKTİBASKÂZIM ALBAYRAKKENAN DURUMAHMUD E. DURUMÜJDE BAYRAMMUSTAFA SEÇKİNEROĞUZ YILDIRIMÖMER EMRE AKCEBEOSMAN AKYILDIZREHA SUVARİREİ TAKAHARARUKİYE AVCIRUKİYE ŞENELSEDAT BULUTSELÇUK ARSLANSELİM GÜRSELGİLSENCER EKİNSEZAİ KIRLANGIÇSİZDEN GELENLERTURAN DEMİRÜMİT ELÖNÜZELİHA KILIÇPARLAR

REİ TAKAHARA
Yazıları Paylaş
Japonca "Ölüm Odası - B-Yedi" Seçmeler
Eklenme: 2011-04-15 | Okunma: 1846




Salih Mirzabeyoğlu

 

Rei Takahara

 

 

Asılsız suçlamalarla Türkiye’deki yüksek güvenlikli bir hapishânede tutulan eşsiz bir fikir adamı... Bu ismi ilk kez kaç sene önce duydum, hatırlamıyorum.

O, aralıksız 10 yılı aşkın bir süredir, gece-gündüz uygulanan özel bir işkencenin muhatabı... Yıllara dayanan bir dostluğumuz olan Reha’nın ağzından bunu ilk duyduğumda, aslında pek inanmadım, inanamadım. Açıkçası, “haydi canım, böyle bir şey gerçek olabilir mi?” tarzında bir hisse kapıldım.

Fakat, Mirzabeyoğlu’nun hapishânede yaşadığı tecrübeleri, yâni B-YEDİ’yi okuduğumda, bu defa, O’nun ne denli bir yalnızlık ve ümitsizlik içine fırlatıldığını anlayacaktım. Kendisine yapılan tüm o şeyleri anlatsa da, derdini lâyıkıyla anlayan birisini bulamama duygusunu yaşadığını gördüm. Kendisine yardım etmek isteyen yakınlarının ve destekçilerinin dahi hakkıyla anlayamayacağı derin bir karanlığın içinde devam ede geldi hep O’nun savaşı. O’nun [internette yayınlanan] ÖLÜM ODASI / B-YEDİ’nin başına konulmuş fotoğrafındaki o delici bakış; hırpalandığı âşikar yüzünde bile ışığını kaybetmemiş o gözler; evet, tam anlamıyla bir savaşçının ifadesiydi. O gözleri görünce, “ne yapabilirim”in ıztırabını yaşadım.

Neticede, Türkiye’deki yayıncının [H.S.] vesilesiyle, Mirzabeyoğlu’nun ÖLÜM ODASI / B-YEDİ’sinden yaptığımız “Seçmeler”i Japon okurla tanıştırabilme imkânı bulduk. Türkiye’de uzun aralıklarla yayınlanan bir derginin [Akademya] kolayca Japon okuruna ulaşabileceğini beklemek belki zor ama, meselâ bir kişi dahi okusa ve o bir kişi de başka birine aktarsa, şimdilik kâfi. Eserin yazımı hâlen devam ediyor; eser tamamlandığında ve kitabın inşallah Japonya’daki okurla tanışacağı gün geldiğinde, büyük etki yapacağına inanıyorum. Buna vesile olabilmek, bizler için büyük bir mutluluk kaynağı olacak. Yine bu vesileyle, çok uzaklarda, Japonya’da da, Mirzabeyoğlu’nun bir ân evvel hürriyetine kavuşması için dua eden birilerinin olduğunun, hem Türkiye’de, hem dış dünyada, hem de bilhassa Mirzabeyoğlu’nun kendisince bilinmesini isterim.

Bu çalışmamızın, bilinen mânâda bir “tercüme” olmadığının da altını çizmek istiyorum. Yirmi yıldır Japonya’da yaşayan Türk dostum Reha’nın Japonca konuşma açısından hiçbir problemi olmasa da, Japonca yazma ve okuma konusunda yeterli olduğunu söyleyemem. Benim de Türkçem, ihtisas sahası İngilizce-Japonca olan profesyonel bir tercüman olmama rağmen, ancak başlangıç seviyesinde. Pek itimat veren bir ikili gibi görünmesek de, her kelime ve cümlenin tek tek üzerinde durarak, mânâların sağlamasını birlikte yaparak, tüm bu Japonca’ya tercüme çalışmasını sürdürdük.

Reha, Mirzabeyoğlu’na uzun zamandır hürmet duyan, yazdıklarını takib eden, O’nun düşürüldüğü durumu birazcık olsun anlayabilmek için zihin kontrolünü [TELEGRAM’ı] araştıran biri. Mirzabeyoğlu ise, yazı dili ve üslûbunun orijinalliği yanında, yazdıklarının muhtevâsının da ayrıca zorluğu sebebiyle, kolayca sindirilemeyecek bir şahsiyet. Yine de Reha, orijinal metinleri defalarca okuyarak, Mirzabeyoğlu’nun verdiği mesajı-mânâyı mümkün mertebe yakalamak için çalıştı. Ben de Reha’nın açıklamalarını dinleyip, en uygun Japonca karşılığı bulmak için çalıştım. Bununla birlikte, kusursuz bir çalışma yaptık diyemeyiz. Metinler Türkçesi ile beraber verileceğinden, şayet okuyucudan bir tavsiye ve düzeltme gelirse, bu bizi ancak mutlu eder. İlâveten, Japonca okunuş kolaylığını temin için, orijinal metindeki bazı paragrafları bölme yoluna gittiğimizi de belirtmek isterim.

Son sözüm, kendim de bir Müslüman olarak, Mirzabeyoğlu’nun kurtuluşu-huzuru için duacı olduğumdur.

Tokyo, 28 Aralık 2010

 

 

サーリヒ・ミルザベイヨール。

トルコの重警備刑務所に無実の罪で投獄されている、類稀な思想家――。

その名を初めて耳にしたのは何年前になるだろうか。彼はもう十年以上も、昼夜を分かたず“特殊な拷問”を受けているという。それは、年来の友であるレハの口から聞かされてもなお、にわかには信じがたい話だった。「まさか現実にそんなことが……」というのが偽らざるところだ。

しかし今回、ミルザベイヨール氏の獄中手記「死の部屋B-7」を読んで、まさにそうした反応が彼をどれほどの孤独と絶望に追いやっていたかを知った。自分の身に何が起きているのかをいくら訴えても、誰もまともに取り合おうとしない。彼を助けたいと願っているはずの家族や支援者たちですら理解できない深い闇の中で、ミルザベイヨール氏は孤立無援の闘いを続けてきたのだ。「死の部屋」の冒頭に掲げられた彼の写真は射るような視線を投げかけてくる。やつれの目立つ顔の中でなお、二つの眼は光を失ってはいなかった。それは、まさしく闘う者のまなざしだった。あの眼を見たとき、「何かしなければ――」という思いに衝き動かされた。

今回、トルコの出版社のご好意で、「死の部屋B-7」をごく一部だが日本語でも紹介できることになった。トルコの季刊誌に掲載される記事が日本人の目に触れることはあまり期待できないかもしれない。しかし、たとえ一人でもこれを読んでくれるならば(そして、それをほかの誰かに伝えてくれるならば)、今はそれで十分だ。獄中での執筆は現在も続いている。いつか、それが一冊の本となり、日本で紹介される日が来れば、きっと大きな反響を呼ぶに違いない。私たちの試みがそのささやかなきっかけになれば、これにまさる喜びはない。と同時に、遠く離れた日本にも、ミルザベイヨール氏が一日も早く自由の身となるよう祈っている者がいることを、トルコや他の国の人々に、そして誰よりミルザベイヨール氏に知ってもらえたらと願っている。

ここでおことわりしておきたいのは、これが厳密な意味での“翻訳”ではないということだ。トルコ人のレハは日本在住20年、日常会話にはまったく問題ないものの、読み書きとなると十分とは言いがたい。かくいう私自身は翻訳を業としているが、英・日が専門で、トルコ語については初級者レベル。なんとも心もとない話だが、一文ずつ、一語一句にこだわって、ふたりで意味を確認しながら日本語にするという作業を続けた。

レハは以前からミルザベイヨール氏に私淑しており、その著作を読んでいるのは無論のこと、氏がおかれた状況を少しでも理解しようと、マインドコントロールについてもいろいろと調べている。氏の文章は表現が独特なうえ、内容的にも簡単に理解できるものではないが、レハは原文を何度となく読み返し、ミルザベイヨール氏の意図するところをできるかぎり正確にとらえようと努め、この私は、彼の口頭での説明をできるかぎり的確な日本語に表すことに腐心した。それでも十分とは言えないだろうが、今回はトルコ語と併記する形になるので、読者からご叱正を賜れば幸いである。なお、日本語での読みやすさに配慮して、原文にはない改行を加えたことをおことわりしておく。

最後に、私自身もイスラム教徒であることを付記し、改めてミルザベイヨール氏に平穏が訪れることを祈りたい。

 

20101228日 東京にて

高原 礼(たかはら・れい)

 

死の部屋B-7/抜粋

Ölüm Odası - B-Yedi / Seçmeler

 

Türkçeden Japoncaya Tercüme:

Rei Takahara

Reha Suvari

 

 

vol.3より

 

プログラミング

 

人間の価値観、判断や行動のメカニズムは、さまざまな脳のプログラムから成り立っている。このプログラムは別のものに置き換えることもできる。たとえば、通りを安全に渡るには横断歩道を渡るのが正しいと教えられ、人はそのとおり行動する。しかし、何らかの理由で手近の横断歩道が使えない場合、数百メートル先の横断歩道まで歩くか、頭を切り替えて、多少の危険を冒しても手っ取り早く目の前の車道を横切るか。人がそのどちらを選択するかは、選ばれたプログラムしだいということだ。もっと極端な例を示そう:体に悪いとわかっていて喫煙や飲酒をしたり、命を危うくするような無謀な行為をしたり、あと一歩というところで挫折したり、いつも同じミスをくりかえし、「これが自分の限界だ」と諦めたり、などなど。こうしたマイナスのプログラムを切り替えるには、どうすればいい? NLP(Neuro-Linguistic Programming神経言語プログラミング)を使って、新たなプログラムに置き換えることだ。……

 

PROGRAMLAMA

Bir insanın değerlendirme ve davranış şekli, değiştirilebilir, yerine başkası ikame edilebilir düzenlemelerden –programlardan– oluşur. Meselâ caddeyi güvenli geçmek için, yaya geçidinin uygun olduğu öğrenildi; bu tatbik edilir. Ama çeşitli sebeblerle kullanamadığımız bir yaya geçidi ile karşılaştığımızda, ya basit bir faaliyetimizi birkaç yüz metre yürüdükten sonra gerçekleştireceğiz, yahut o öğrenilen doğrunun lüzumsuz yorgunluğuna katlanmadan, pratik bir usûle başvurup sözkonusu bomboş caddeyi yürüyerek geçeceğiz… Bunun yanında şu örnek: Sigara, alkol, kör cesaret, başarısını son ânda kendi kendine mahvetme veya diğer şekiller, her zaman aynı hatâları yapma ve kendine sınırlar koyma programlarına ne demeli? Bunların yerine NLP ile yeni programlar koymalı…

 

NLPはさまざまな場面で用いられているが、主に、日々の生活で直面する問題について、その人間が持つ能力を引き出し、モチベーションを高めて、解決へと向かわせる心理学のテクニック、メソッドであり、ゴールにたどりつくためのさまざまな選択肢を与えてくれるものだ。一方、テレグラムは、他の人間や機械を使って、周囲にはわからない形で人をコントロールしようとする。したがって、この二つは目的も違えば、やり方も違うが、「脳を組み替える/改良する/調整する」という意味では共通する点もあるから、敢えてNLPについても話している。人にあまり知られていないことを説明するには、よく知られていること・事例・話題を例として使ったほうが理解してもらいやすいと考えてのことだ。

 

Daha ziyâde, insanın günlük hayat problemlerini aşmaya yönelik bir motivasyon-kabiliyetlerini hedefe doğru kışkırtma işi olarak psikolojik bir teknik, usûl ve amaç bakımından da pek çok yol ve tavsiye çeşidi olan NLP, araç ve insanla başkasının dikkatini çekmeden nitelikleri çeşitli zor kullanma ve kişiyi kontol altına alma ve yönlendirme işi olan TELEGRAM’la, gaye-rıza ve mahiyetleri ayrı olmakla birlikte, “BEYNİ DÜZENLEME” ve “ISLAH DİLİ PROGRAMLAMA” şeklinde birbirini tedâi eden yönlerinden dolayı andığımız bir mevzu… Bir şeyi, bilinen veya daha kolay anlaşılabilecek bir şeye temasla anlatabilme ihtiyacı.

 

もう少し説明を補足しよう:学校教育、職業訓練、CM、プロパガンダ、心理学、医学、そして直接、脳とその機能に関係のある神経学、すなわち最も一般的なレベルから非常に特殊な分野まで、結局、それぞれのテーマ・目的に沿って脳の機能を調整する作業という点ではどれも共通している――頭脳を使うにはロジックが必要なのだ。結論:テレグラムと、それを説明するため引き合いに出した様々な事例や話題、記事などを混同しないように。この点に気をつけないと、テレグラムの本質を見失うことになり、テレグラマー[拷問者]にとっては思うつぼ、ターゲット[ミルザベイヨール]にとっては逆効果だ。わかったつもりで誤った理解をすると、実情からどんどん遠ざかってしまう。その結果、ターゲットを待っているのは、[言ってもわかってもらえないという絶望からの]沈黙や諦めか、あるいは発狂するかのいずれかだ。

 

Bu ihtiyaçla ilgili olarak ikaz edelim: Okuldan, bir meslek öğretmeden, reklâmdan, propagandadan, psikolojiden, tıbtan, doğrudan beyinle ve onun fonksiyonları ile ilgili nörolojiye, en genel anlamda eğitimden en özel branşlara kadar herşey, neticede o mevzu ile ilgili beyni düzenleme ve ona göre ıslah işidir; aklı kullanmak üzere mantık zarureti gibi. Neticede: TELEGRAM’ı anlatırken temas edilen veya misâl olarak kullanılan mevzularla, bizzat TELEGRAM’ı birbirine karıştırmamak lâzımdır. Bu, mevzuyu piç etmesinden TELEGRAMCILAR’ın işine yaramakta, TELEGRAM’a alınan kişiyi anlayanlardan(!) dolayı büsbütün zor duruma düşürmektedir; en sonu büsbütün sükût, teslimiyet veya delirmek gibi.

 

[テレグラムの]機械が人間の脳や肉体にどれほど強い影響/ダメージを与えるかということを私は身にしみて知っているが、これから何があろうと受け止める覚悟だ。うるさいハエたちが傷口にたかってこようと気にせずに、たった独りで語りつづける:助けようとしてくれる仲間はいるが、力及ばず。今の私は、足に錘(おもり)を結ばれて水に投げ込まれたようなものだが、この状態で生きられる限り、水の下で見たものや感じたことを説明していこうと思う。これまで私が書いてきたことを思い出しながら、足には錘、水に沈められた姿をイメージしてもらえれば、私がどういう状態にあるかわかるはずだ。しかし、間違っても「水の中にいる人間がどうして話ができるのか?!」とは聞かないでくれ――これは、あくまでもたとえ話なのだから!

 

Cihazın fizikî tesir olarak beyin-vücud üzerindeki haşmeti bir yana, o yoldan olanları çekmiş ve olabilecekleri de göze almış şekilde, söz konusu yara üstündeki sinek rahatsızlıklarını kabullenmiş olarak, tek başıma anlatmaya devam ediyorum: İmdad meselesi bazı dostların umurunda, ama yetmiyor. Bu izâhlar çerçevesinde, ayağına bir ağırlık bağlanarak suya atılmış adamın, –o şekilde yaşama müddeti içinde–, suyun altında gördüklerini ve hissettiklerini anlatmasına benzer, anlatıyorum; ayağımda ağırlık, suyun içindeyim, hâlimi bildiklerinize kıyas ederek, suyun altında olduğumu anlayın hesabı. Sakın, “suyun altındaki adam nasıl konuşabilir!” diye MİSÂL’e takılmayın!

 

テレグラムとは何か?

……

テレグラム:電報=短い手紙、ニュース・情報を伝えるもの。マインドコントロールや人を支配することを「テレグラム」と言えるかどうか、まだわからない。ニンファ[拷問者。訳注]たちは、自分たちがやっていることをミステリアスなものと思わせたいようで、私をあざ笑うような口調で「国際社会では、テレグラムなどと言っても通用しない」と言う。私は、「便宜上、テレグラムという呼び方をしているだけだからかまわない。そのことで、アラル[ニンファのリーダー格]が私をバカにしたいならすればいい」と言い返した。それはそれとして、私自身は、この拷問をテレグラムと呼ぶのは、ハンサムな男にジェマル(美しい顔)という名前をつけるようにぴったりの呼び方だと思っている。結局のところ、連中は私をバカにしているつもりで口をすべらし、[貴重な情報を与えて]この私を助けているのだ。とにかく、私は自分が受けている拷問を「テレグラム」と名づけ、今ではこの名称が一般にも定着しつつあるのだ!

 

(注)ニンファとは、ギリシャ神話に登場する樹木・山野・川・泉などの精のこと。正体を現さない拷問者たちのことを、目に見えない相手、男らしくない存在という意味をこめて、ミルザベイヨールはこう名づけた。

 

“TELEGRAM” NE DEMEK?

Telegram; telegraf demek, haber demek. Zihin kontrol ve yönlendirme işine, TELEGRAM denilip denilmediğini hâlen bilmiyorum. NYMPHALAR, alaylı bir şekilde, yaptıkları iş büsbütün esrarengiz bilinsin hevesi de içinde olarak, uluslararası literatürde böyle denmediğini söylüyorlar. Ben de, “ARAR benle alay etmek ve alay etsinler diye böyle bir şey söylediyse bile, bu, meseleyi anlatırken bana yardımı bakımından, benim koyduğum bir isim diye kabulümdür” diyorum. Alay edilmek bir yana, yaşananı anlatmak bakımından, yakışıklı bir adama “Cemâl” ismi gibi, tam uygun; ve alay için söyleyeni, kendime hizmet ettirmiş oluyorum. Yoksa da, bu işe bu isim, literatüre benimle girmiş olsun!

 

監視-拘束-支配

 

[参考]メトリス刑務所では普通の獄中生活を送り、グループの仲間たちと一緒に過ごしていた。ところが、ある裁判前夜、兵士の一団による襲撃があり、仲間のひとりが殺された。兵士たちはミルザベイヨールを拉致し、カルタル刑務所に移送。その後、暴力による拷問とテレグラムが始まり、2ヵ月間というもの昼夜問わず、ぶっ通しで肉体的・精神的リンチが加えられた。ミルザベイヨールはテレグラムによる拷問について訴えたが、そのために精神に異常を来たしたと見なされ、バキルコイ病院(トルコ最大の精神医療施設) の医師たちも彼の主張を理解せず、“major depression(大うつ病性障害)”との診断を下した。その態度に失望したミルザベイヨールは以後、口を閉ざす。

 

メトリス刑務所以後、カルタル刑務所、バキルコイ病院でも、テレグラムによる拷問は続いた。まさに精神的リンチだ。このときはまだ、すべてが未知の体験で、彼らの真意や目的を見抜くことも、うまく対処することもできず、真剣に死の恐怖を味わった―― こう認めると、ニンファたちを喜ばせることになってしまうが―― そして、200507年にかけて、今いるボル刑務所でも、ニンファたちはそのときの成功を再現しようと手を尽くした。私がおかれた状況がどんなものか、この雰囲気を感じることができるだろうか? あのときの状態は今もまったく変わらず、続いているのだ。

 

こうして社会から隔絶された環境の中で何が行われていようと、外の世界にいる人々に真実を知るすべはない。結局、ニンファたちが作り上げたイメージが真実になってしまう。あとは、狂い死にするか、彼らの言いなりのロボットになるしか道はない、それがテレグラムなのだ。外見的にはまったく普通で、おそらく家族や仲間でさえも拷問の爪あとには気がつかない。そして、私のためを思っての言動や私のだいじなものすべてが、ニンファたちの手にかかると、私を攻撃し、精神を脅かす材料や道具にされてしまう。

 

GÖZALTI - YÖNLENDİRME - KONTROLE ALMA

……

TELEGRAM’da, Metris hâdiselerinin hemen akabinde bir linç psikolojisine maruz olarak ve tecrübesizliğimle, hususen KARTAL ve Bakırköy’de, 2005-2007 arası –bu NYMPHALAR’ın hoşuna gidecek bir söz olacak!– o başarıyı yakalama çabası içinde BOLU’da, yaşadığım hava hissediliyor mu? İşe devam edilen bir süreçteyim.

Bir insanı, hangi şartlarda ve ne zannettirerek, nasıl tecrid edersen et, çevreye karşı gerçekliği o olur; ve bu gerçeklik, onu oldurulmak istenendir. TELEGRAM’da, ya delirerek geberirsin, yahut robot olursun işi. Görünüşte herşey normaldir, farkında olmadan belki yakınların bile yardım zannında iken kullanılan; veya tehdit ve şantaj vesilesi.

 


vol.7より

 

衝撃

 

[参考]テレグラムや電磁波による拷問のために睡眠時間は一日にほんの一、二時間、それもほんとうに眠っているのか、意識を失っているのか、わからないような状態が1999年から現在まで、10年以上も続いている。

 

……しばらく意識を失っていたか、寝ていたのかもしれない、激しい倦怠感で身動きもとれない状態のなか、テレグラムによって無理やり起こされた。突然、頭のなかで[ニンファたちのリーダー]アラルの声が響く。「おまえの末娘の名前は?」そのとたん、私はパニックの波にのみ込まれ、記憶力を失ったような感覚にとらわれた。思い出せない! 自分の娘の名前だというのに。数分たって、ようやく思い出す。私は、パニックのなかで小さな紙片に妻と子ども、両親、兄弟たちの名前を書きとめた。またこうした状態に陥れられた場合に備えるために。数日後、今度は祈りの言葉を書きとめた。イスラム教徒であれば幼い子どもでさえ知っているはずの言葉だ――検閲の際、私が受けている拷問のことを知らない兵士がこのメモを見たら、私の頭がおかしくなったと決めつけるに違いない。これもまたストレスだ。

 

ŞOK

… Evet; bayıldım mı, uyudum mu bitkinliğinin ardından, yine elektronik cihazın hüneriyle uyandırıldım. Bana aniden, “küçük kızının ismi ne?” diyen ARAR’ın konuşması; birden kapıldığım-kaptırıldığım PANİK hissi ve ona eşlik eden bir hafıza kaybı. Kızımın ismini HATIRLAMIYORUM! Aradan birkaç dakika geçince, hatırladım; ve aynı panikle, eşimin, çocuklarımın, annemin, babamın, kardeşlerimin isimlerini küçük not kâğıdına, böyle bir duruma tedbir diye yazdım. Sonraki günlerde, ezan ve kameti, hatta Kelime-i Tevhidi ve Kelime-i Şehadeti… Aramalarda, gelenlerin karıştırdığı kâğıtlar arasında bunlar da var; özellikle, askerler bana yapılanı bilmiyorlarsa, kafayı oynattığımın birebir şâhidleri de olmuş oluyorlar. Bu sıkıntı ayrı.

 

 

vol.14より

 

「ミルザベイヨールが独房の壁に穴を開けて……

 

カルタル刑務所についてのメモ(「テレグラム」という私自身の著書からの引用):性的虐待という話になると、なぜかテレビでしか知らない退役大将のK.Yを思い出した。テレグラムを通じてニンファたちの会話が直接、私の脳に送られてくる。それが夜通し続いた。詳しい説明は省くが、そのときの私はまさに疲労の極にあった。早朝の6時半か7時頃、ふいに独房の扉が開き、事前に言われていたとおり、「供述調書」を作成するからと外へ引き出された。連れて行かれた先は誰もいない面会室で、それから一時間あまり、私はよどんだ空気のなかで、今にも窒息しそうな息苦しさに耐えていた。そこへようやく、ブルガリア系らしいT (私は本名も知っている) を長とした看守たちの一団が現れた。 「どけ、どけ、司令官のお通りだぞ!」というTの嘲るような声に送られ、出入口の検問所に着く。兵士たちは上からの命令に従い、高圧的な態度で私を車に押し込んだ。しかし、車はエンジンをかけたまま、すぐには出発しようとしない。振動が体を揺さぶる。約30分後、上官が言った。「もう十分疲れただろう、出発だ!」

 

 

“MİRZABEYOĞLU DUVARI DELEREK…”

Bir not, (Kartal Cezaevi ile ilgili ve TELEGRAM isimli kitabımdan): “Cinsî saldırganlık” deyince, nedense, televizyonlardan tanıdığımız emekli Orgeneral K.Y. geldi aklıma. Tasviri uzun sürer yorgun ve bitkin şartlarda, sabaha kadar doğrudan beyne yollanan “konuşmalar”dan sonra, saat 6.30-7’de kapı açıldı; söylendiği üzere, sorguda “kaybedilmek” için koğuştan çıkarılıyorum. Tek başıma, havalandırılmamış ve bu yüzden boğucu ve havasızlıktan ölecekmişim gibi gelen ziyaret yerinde 1 saat kadar bekletiliyorum. Nihayet oradan alınıyorum ve başlarında Bulgar kırması T. isimli (soyadı malûmumuz) bir Başgardiyan’ın bulunduğu gardiyan grubu ile çıkış kapısına geliyorum. Onun “açılın açılın, Kumandan geliyor!” alaycı edasıyla, askerin arama yaptığı yerdeyim. Ardından, bu haşin görünmeye emirli çocukların beni arabaya bindirmesi. Araba, hareket etmeden yarım saat kadar sarsıntıyla çalışıyor; başlarındakinin, “yeteri kadar yorulmuştur, gidelim!” demesinin akabinde yola çıkıyoruz.

 

頭の中では「おまえを銃殺にする」というテレグラムのが絶えずくり返され、車の外では実際に、兵士たちが銃の準備をする音が響いていた。話は前後するが、この前夜、独房の外の通路からテレビの音が聞こえてきた――ATVチャンネルの有名なニュースキャスター、A.K.の声が「今晩、カルタル刑務所で、独房の壁に穴を開けて脱獄しようとしたサーリヒ・ミルザベイヨール(Salih Mirzabeyoğlu)が兵士たちによって射殺されました!」というニュースを伝えていた。そのとき、車が止まった。兵士たちが次々に降りていく。開け放したドアから命令が聞こえた。「銃殺隊、位置につけ!」。銃を手にした兵士が2025名、一列に並び、次の命令で銃に弾を装填した。テレグラムのが言う――「前に見せただろう、誰に殺されたかわからない死体を捨てる穴が並んでいる光景を。今おまえがいるのはその場所だ」。

 

Telegram’da, sürekli olarak kurşuna dizilmeye götürüldüğüm şeklinde konuşmalar; öbür bölümde şakur şukur silâh sesleri, silahlara şarjör takıp çıkarmalar. Unutmadan: Akşam, koridordan gelen televizyon sesi - haberlerde, ATV’den A.K.’nın sesiyle, “bu akşam Kartal Cezaevi’nden koğuşun duvarını delerek kaçmaya çalışan Salih Mirzabeyoğlu, askerin açtığı ateş sonucu öldürüldü!” diye bir haber geçmişti. Evet; bir yere geldik. Arabadaki askerler indiler ve kapıyı açık bıraktılar. Dışarıdan, “idam mangası yerine, marş marş!” komutuyla, 20-25 silâhlı asker hizaya geçti, verilen ikinci komutta silâhlara mermi sürüldü. Telegram’daki ses, faili meçhul cinayetleri ve cesedlerin atıldığı çukurları daha önce bana göstermiş olduğunu hatırlatarak, o mekânda bulunduğumuzu hatırlatarak, o mekânda bulunduğumuzu söylüyor.

 

外ではひとしきり、「生贄はまだか」「処刑はまだか」と言い合う声がしていたが、結局、彼らは戻ってきて、車は再び動き出した。私は、彼らがやっていることには微塵も興味がないという態度を崩さなかった。ひたすら低い声で「すべてをアッラーに委ねます……」という祈りの言葉をくり返し、立ち上がって「ここはどこか?」と問うこともせず、小さな車窓から外を見ようともしなかった。バザールにいるような人々のざわめきが聞こえてくる。「ああ、来て、来て! 見て、テレビにサーリヒ・ミルザベイヨールが出ているよ!」……子どもたちの声、私を非難する女の声、口汚く罵る男の声。まるで本当に、私の映像を見て話しているかのようだ。だが、これが現実であるはずがない! そうだ、ここへ来る前に独房の外から流れてきたテレビのニュースでも同じような人々の声を聞かされていたのだ。

 

Dışarıda, infaz için birinin beklendiğine ve gelip gelmediklerine dair konuşmalar. Şu, bu derken, arabaya bindiler, hareket ettik. Olanlara karşı –sahiden– son derece ilgisiz bir tavır içinde, tevekkülle “Lâ havle…” çekiyorum ve yerimden kalkıp “nereye geldik?” diye bile küçük pencereden bakmıyorum. Çarşı içi sesler gibi birşeyler; “aa! Gelin gelin, bakın televizyonda Salih Mirzabeyoğlu var!” … Gûya görüntümü millete seyrettiriyorlar; küçük çocuk sesleri, kınayan bir kadın, küfür eden bir erkek. Gerçek olamaz sanıyorum! Evet; bu konuşmalar, ben koğuştayken koridordan gelen televizyon haberleri niyetine de dinletilmişti.

 

車のドアが開くと、目の前には兵士たちが2列に並び、その周りには得体の知れない人々が大勢群がっていた。私は兵士の列の間を抜けて、ある建物に連れていかれた。「裁判所」の文字が見えたが、いざ中へ入ると、すべてが芝居じみて呆気にとられる展開だった。厳重な警備体制が敷かれるなか、通されたのは四方の壁をファイルに埋め尽くされた大きな部屋だった。テレグラムのが「ここは軍事裁判所だ」と告げる。絶え間なくささやき続ける声にじゃまされて、私は意識を集中することもできず、物事を組み立てて考える気力すら失っていた。思えば、「軍事裁判」の話を初めて聞かされたのは、カルタル刑務所に収監されたときだった。

 

Kapı açılıyor ve benim için herbir şübheli kalabalığın arasından, askerin oluşturduğu koridor içinden geçirilerek bir binaya giriyorum. “Adliye” filân diye yazı gördüm ama, binaya girince koptum. Tertibat alanlar vesaire derken, büyükçe ve duvarları dosya dolu bir odaya alındım. Telegram’da, Askerî Mahkeme’ye getirildiğim söyleniyor. O kadar biteviye bir konuşma ki, bir şeyi düşünmeye, iki şeyi birbirine münasebetlendirmeye dair gücünüz kalmıyor. Bu Askerî Mahkeme davası, daha Kartal Cezaevi’ne ilk geldiğimiz geceki müşahede odasında başlamıştı

 

……四方をファイルに囲まれた室内にはデスクが2つと記録をとるタイピストの女性が2人。片隅に置かれた肘掛け椅子には退役大将K.Y.そっくりの精巧なマネキンが腰かけていた。実際、そのマネキンは上目遣いにじっと探るような視線を投げかけ、私への好奇心も露わな態度を示していた。私を連行してきた兵士のひとりがK.Y.に近づき、まるで見せつけるかのように、マネキン相手に恭しく声をかける。「司令官、コーヒーはいかがですか?」。……だが私はそちらには目もくれず、タイピストのひとりにここはどこかと尋ねた。彼女は驚いた様子で、ここは私に逮捕状が出たことを直接宣告する場であり、イスタンブール市内のペンディクだと答えた。(その時の私は、これがいったい何のための裁判で、今まで何が行われ、この先どうなっていくのか、何も考えることができなかった。その間もテレグラムによる拷問が執拗に続いていたからだ。言葉による攻撃、肉体への攻撃、脳への攻撃、テレグラムを使って行うことができるありとあらゆる方法で徹底的に痛めつけられ、私は極限状態にあった。今まさに溺れんとするなかで必死に生きようと闘っている人間にとって、そんな裁判などまつげの先のほこりほども意味のない絵空事でしかなかった。それは、いまだに変わらない。今、この文章を書いているときも、ニンファたちはテレグラムによって私の尊厳を傷つけようと虚しい努力を続けている。彼らは、死刑判決まで利用して私から不屈の精神力を奪おうとする。しかし、声を大にして言いたい――くり返し言ってきたことだが、私が超然とした態度を崩さずにいられるのは、ほかならぬ連中への強い嫌悪感が成せるわざなのだ! 積み重ねてきた一つ一つの出来事が今の私という人間を作っている。たとえ死のうと自分の主張を変えるつもりはない、あるのは勝利か死か、それだけだ!)

 

数分後、振り返るとK.Y.のマネキンは消えていた。もちろん、当時の私はまだ、ドスト教団Dost tarikati。訳注)のようなカルトについて知らなかったのだが……ひとまずは、このくらいで!

 

(注)dost同志の意。同教団はテレグラムに関与していると言われている。

 

… Duvarları dosya dolu oda; iki daktilo hanımın bulunduğu iki masa ve köşedeki koltukta bir maket; evet, başı hafif öne eğik ve “derin duruş bakışı” içinde tecessüsünü gizleyemeyen Emekli Orgeneral K.Y… Beni getiren askerlerden biri, beni uyarıcı olmak için ona yöneliyor ve “Komutanım, kahve ister misiniz?” diyor. İlgili görünmeksizin Hanım’a dönüyorum ve buranın neresi olduğunu soruyorum. O, şaşırmış, gıyabiyi vicahiye çevirmek için geldiğimi anlatıyor; Pendik imiş. (Neyin gıyabisi olduğunu o zaman bilmediğim gibi, buna benzer mahkemelerin ne olduğunu, ne olup bittiğini anlıyor da değildim. Telegram’ın boğazıma kadar, söz, beden, beyin, ne hüneri varsa beni batırdığı ve boğulmamak için direndiğim o şartlarda, “kirpiğimde toz var mı?” kabilinden fantezi kalan o “mahkeme mevzuları”, bugün de bilmediğim şeyler. Şu satırları yazarken bile, NYMPHALAR, idam mahkememi, “dik duruşumu” eksiltmeye yönelik bir karalama malzemesine çevirme ve bunu bizzat bana telkin gayretindeler. Şuurum yerli yerinde olduğu her zaman da söylediğim gibi: Bunda, İĞRENMEDEN doğan ilgisizliğe dikkat edin! Ben, hâdiselerin akışıyla bir olmuşum; ölümüne bir iddia, ya hep, ya hiçteyim!) Aradan üç-beş dakika geçmeden dönüp baktım ki, K.Y. yok. Tabiî o zamanlar ben daha “Dost tarikati” benzeri oluşumları bilmiyorum ve… Bu kadar yeter!

 

Kaynak: Akademya Dergisi, II. Dönem, Sayı 2, Mayıs 2011.

 

Bu Yazı için İlk Yorumu Sen Gönder
İsim
Email
Mesaj



Dergimizin Son Sayısı Çıktı!
Sayı: 3 - II.Dönem Yaz 2012



Anasayfa | Yazılar | Haberler | Seçtiklerimiz | Dergiler | Dergi Aboneliği
Künyemiz | Hakkımızda | Bayilerimiz | Dergimize Yazın | Web Sitemize Yazın
                                 Copyright © Telif Hakları AKADEMYA'ya Aittir